Türkiye Cumhuriyeti’nin 1927’de ilk nüfus sayımında nüfusu 13.6 milyondur. Ayrım yapılmamıştır. Ancak onlarca birçok cephede ve Kurtuluş Savaşında eli silah tutan yüzbinlerce evladını kaybetmiş memleketin nüfusunun çoğunu çocuklar oluşturmuştur. Memleket o dönemin çocuklarına adeta varlığını borçludur. Nine ve dedeleriyle bu memleketi ayağa kaldırmışlardır. Bundan dolayıdır ki milli bayramları içinde Çocuk Bayramı olan ender ülkelerden biridir güzel ülkemiz.

Bu bayram ulusal egemenlik bayramıdır aynı zamanda. Milletin egemenliği, memleketin bağımsızlığı elbette son derece önemlidir.

Milletin kendi kendini yönetmesine ne kadar önem versek de seçim ve seçim sistemlerinin demokratik olmadığı bir gerçektir. Genelde vatandaşın teveccühü denir ama millet seçmek zorunda bırakılır. Bu konuda ülkenin en gelişmiş kurumları bile sınıfta kalsa da egemenlik yine de kayıtsız şartsız milletindir.

Ülkenin barışık sistemi sürekli darbe alıyor. Siyasi parti liderleri, iktidar olsun, muhalefet olsun resmi bayramlarda bir araya gelirlerdi. Barış ve hoşgörünün oluştuğu ortamlarda birlik ve beraberlik mesajı verirlerdi. Günümüzde birbirlerinin yüzüne bakacak halleri kalmadı neredeyse. Milletin bu gelişmelerden mutlu ve memnun olduğunu hiç kimse söyleyemez. Ötekileşen ve kutuplaşan yapı sürekli gelişiyor.

Yetmişli yıllarda iletişim araçları çok yaygın değildi. Köy yerlerinde bile anlı şanlı bayramlar kutlanırdı. Halk bayramları coşku içerisinde izlerdi.

Bayram hazırlıkları haftalar öncesinde başlardı. Kâğıttan şiir okumak yoktu. Şiirler ezberlenir, kürsüde şiir okuyanlar yüksek sesle şiirler okurdu. Bando ve folklor ekipleri çok sıkı çalışmalar yapar, bayramlarda müthiş gösteriler sunarlardı.

Şiir okuyacak çocuklar günler öncesinde sesleri gür çıksın diye yumurta içmeye başlarlardı. Heyecanın bini bir para. Heyecanla şaşıranlar olurdu ama görevli öğretmenlerin desteğiyle bütün çocuklar ezberledikleri şiirleri boğazları yırtılırcasına okurdu.

Bando takımı önde, tüm okul arkada, öğretmenler sınıflarının başında köyü tur atarak bayram yerine gelirlerdi. İşlerini güçlerini tamamlamış, hayvanlarının bakımını yapmış köylüler de öğrencilerin peşinden bayram yerine akın ederlerdi.

Bayram yerinde önce İstiklal Marşı okunur, ardından günün önem ve anlamını içeren konuşmalardan sonra şiir okumalar başlardı. Ne mikrofon ne de hoparlör vardı. Millet kendi arasında konuşmaz, gürültü yapmaz, pür dikkat şiir okuyan çocukları izlerdi. Okunan şiirler pek değişmese de farklı çocukların ağzından bir başka okunurdu.

Folklor ekibi, davul, trampet ve gırnata eşliğinde canlı olarak çalınan oyun havalarını icra ederdi. Oyunlar mı? Yöresel de olabilir veya sorumlu öğretmen hangi oyunları biliyor ise onlar oynanırdı. Muhteşem gösteriler köylüyü adeta coştururdu.

Bayramlarda bütün etkinlikler heyecan içinde gerçekleştirilirdi. Millet coşku içinde izlerken çocuklar görevlerini yerine getirmenin gururunu yaşardı.

Şimdi bu okulların yerinde yeller esiyor. Kırk bin okuldan altı yedi bin kadarı açık. Çoğunda folklor ekibi yok. Şiirler kâğıttan okunuyor. Cumhuriyetin değerleri zayıflıyor. Nerde eski bayramlar derken aslında dama taşı sayılabilecek ortak değerler ve paydalar hızla zayıflıyor.