İktidar sahiplerinin elinde yargı sopası ne yazık ki karakteri zayıf veya nesli bozuk kimselere parti değiştirtiyor. Diğer yandan her geçen gün siyasi gerginlik daha da tırmanıyor. Yakında seçim yok ama başta cumhurbaşkanı kirli siyasetten şikâyet ederken bile muhalefete ağır ithamlarda bulunuyor. Siyasi rakipler bir yerde yarı cahilliğin de pik yaptığı bu dönemde düşmanlaştırılıyor.
Türkiye’de siyasetin ılımanlaşması, hoşgörünün gelişmesi ve kurumsallaşması ihtimali neredeyse yok.
Kişilerin temsili, davranışları elbette bir siyasi misyonu etkiler. Özellikle bazı partilerde yönetici pozisyonundakilerin örnek kimlikleri, söylemleri, siyasi çizgileri değişebilmektedir. Daha dün kılıç kalkan oynayanlar bugün enseye tokat oynayabiliyor. Elbette tersi de olabiliyor.
Siyasetin Türkiye’de kurumsallaşmasında genel başkanların tutum ve davranışları önem arz etmektedir. Eskiden beri genel başkana bağlı siyasi çizgiler yaşanmıştır siyasette. Hatta daha da ileri gidilerek Ecevitçi, Demirelci, Türkeşçi, Erbakancı gibi siyasi koridorlar oluşmuştur. Günümüzde de benzeri oluşumlar az olsa da yok değildir. Çok güçlü siyasi lider bulunmuyor iktidar partisinden başka. Onlar da daha çok kamu gücünden yararlanarak güçlerini artırıyorlar. Yoksa eskiler gibi halkın içinde gezip tozamıyorlar.
Siyasetin kurumsallaşmasında parti içi muhalefetlerin sürekli baskı altında tutulması veya tasfiye edilmesi de önemli rol oynamaktadır. Geçmişte Demirel’e, Türkeş’e hiç kimse muhalefet edememiştir. Günümüzde de Erdoğan’a, Bahçeli’ye hiç kimse muhalefet edememektedir. Haliyle günümüzde az da olsa meydana gelen değişimler, lider merkezli partilerde hiçbir işe yaramamaktadır. Allah sağlıklı uzun ömürler versin, memlekette altı yedi defadır milletvekilliği yapanlar var. Sanki analarından vekil doğmuşlar. Gençlik teşkilatları en güçlü olan iki partinin CHP ve MHP’nin tepesi ihtiyarlarla dolu. Gençlerin önünü tıkamaktan başka işleri yok sanki.
Türk insanının siyasete bakış açısı da kurumsallaşmayı etkilemektedir. Yerel örgütlerde de kişisel çekişmelerin ortaya çıkması, ego savaşlarını güçlendirmekte, demokratik davranışların önünü kesmektedir. Oysa her kim olursa olsun, eğrisiyle doğrusuyla siyasi çizginin taşınmasında görev alabiliyorsa, birilerinin tercihiyle alıyordur. Aynı çizgideki insanların tercihidir bu aslında. Dolayısıyla beğenilmeyen tarafı demokratik tercihlere havale etmekten başka çare yoktur. Demokratik tercihlerde bireylerin sağduyulu olması, eğitim seviyelerinin yüksek olması, kararların alınmasında etkili olmaktadır.
Demokrasinin gelişmesi, seçmenlerin gerçek ve somut bilgilere dayanan geniş bakış açıları kazanması siyaseti kurumsallaştıracaktır. Siyasetin içinde bireylerin kimlikleri zayıfladıkça siyasi misyonun gücü artacaktır. Yoksa ne partiler geldi geçti şu Cumhuriyet tarihinde. Devamı olduklarını söyleyenlerin hangisi taşıyabiliyor eski misyonlarını? Bunun cevabı zaman değişti olmamalıdır elbette.
Bir kişiye yüklenen misyonlar neticesinde siyasetin millete hizmet etmesi zor görünmektedir. Geçmişten günümüze, parti içi demokrasi bir türlü oluşturulamamıştır. Zaten partilerin tüzükleri de temelde genel başkana çok fazla yetki vererek parti içi demokrasiyi ortadan kaldırmaktadır. Hal böyle olunca başkan ne derse o olmaktadır.