Çanakkale İlimizin topraklarının büyük bir alanını teşkil eden yerler, metalik madencilik, enerji şirketleri tarafından parsellenmiş durumdadır.
İlimizin Kazdağları, Yumru Dağları, Koru Dağları, Ağı Dağı ve çevresi, Lapseki ve Biga ilçelerimizin topraklarını kapsayan Biga Dağları 'nın neredeyse tamamı yerli ve yabancı şirketlere tahsis edilmiş durumdadır...
Bu şirketler, çıkarları için dağ taş her tarafı talan etmektedirler.
Geçtiğimiz yıllarda yanan orman arazilerimiz de dikkate alındığında, madencilik faaliyetleri de değerlendirildiğinde ağaç varlığımız her geçen yıl azalmaktadır.
Her ne kadar, iyi niyetle ağaç dikim çalışmaları yapılsa da dikilen ağaçların ormana dönüşmesi için, en az, otuz yıllık bir zamana da ihtiyaç vardır...
Bu yüzden, ağaç varlığımız için onları korumak için çok çalışmalıyız...
İşte! Bu tür kaygılarımızın arttığı bir dönemde, Çanakkale ve çevresinin içme suyunu temin ettiği Atikhisar Barajı su toplama havzası içinde sekiz metalik madencilik faaliyeti için tahsis yapılmıştı...
Bu duruma, aklı ve fikri olan, kafası çalışan, herkes karşı çıktı.
Vahşi madencilik, toplumsal tepki karşısında bir süre suskun kaldı. Bazı şirketler de bu dönemde el değiştirdi...
Ağı Dağı-Balaban hattında da RES ve GES'ler de enerji için orman kıyımına başlayarak, bütün tepeleri tıraşlıyarak, bitkisizleştirme işlemine giriştiler... Sonra, metalik madenciler de atağa geçerek, çok geniş bir alanda orman kıyımına başladı...
Atıkhisar Barajı su toplama havzası'nda, çok geniş bir alan ormansızlaştırılınca da yoğun yağış sonucu toprakla buluşan yağmur damlaları da birikti ve hiçbir engelle karşılaşmadan, büyük bir bulamaç gibi, baraja doğru aktı... Atikhisar Baraj Gölü renk değiştirdi... Toprak rengine büründü...
Biz, bu olumsuzluklarla uğraşırken, aynı havza içinde yeni metalik madencilik ruhsatlarının da satışa çıkarıldığını devletimizin bu işle yetkili kuruluşlarının duyuru sayfalarında görmüş olduk...
Bir durum tespiti yaptığımızda;
1- Enerji Şirketlerinin ağaç katliamına,
2- Metalik madenciliğin de hem ağaç kıyımına hem de erezyonla toprak kıyımı yaptıklarını,
3- Bunlar yetmezmiş gibi aynı havza içinde yeni metalik madencilik ruhsatlarının da verildiğine şahit olduk.
Bu durum, Atikhisar Barajı' nın ekonomik ömrünü kısaltacak bir durumdur.
Böylece yaklaşık iyi yüz on bin kişi, içme ve kullanma suyunu temin ettiği bir su kaynağından dolayısıyla Atikhisar Barajı'ndan istifade edemeyecektir...
Bu kişiler, bu coğrafyada yok farz edilmektedir...
Yine, bu insanlarımız, birçok yıkım şirketi ve heyetinin vahşi ve hukuk dışı saldırısına maruz kalmakta ve çaresizliğe mahkûm edilmektedir...
Bu hücum lar sonucu, yedi endemik bitki, yüz elli kadar farklı bitki türü ile bu yörenin faunası da bu durumdan olumsuz etkilenecektir...
Bu şartların devamı halinde, içmeye su bulamayacak olan iki yüz on bin kişi de başka bir yere göç etmek zorunda kalacaktır...
Biz, mevcut durumun, halk aleyhine daha da kötü durum oluşturacağını görüyor ve kamu otoritesinin bu alana dikkatinin çekilmesini ve böylece yöneticilerimizin kötü gidişata, "dur!" demesini talep ediyoruz...
Bu amaçla bütün çevre örgütlerinin ortaya koyduğu duyarlı faaliyetleri de destekliyoruz...
Kamuoyunun, bu durum karşısında daha da bilinçli bir mücadele içinde olması gerektiğini de bir kez daha kitle iletişim araçları vasıtasıyla kamuoyuna duyurmayı görev addediyoruz...
Çanakkale 'de yaşayanlar!
Şehrinize ve suyunuz sahip çıkın!
Gideceğimiz, başka bir Çanakkale yok!