Erkek kısmının kadınlara bakışı milletlere göre değişir.

Ama dedelerimizin bakışı çok farklıdır.

Lady Montague’nün ülkesi İngiltere’de;

Bir koca, evli karısını pazarda köle gibi satabiliyordu.

1800’lü yıllarda Londra gazetelerinde “İhtiyaçtan satılık ev kadını” ilanlarına rastlamak sıradan bir olaydı.

Osmanlı erkeği ise hanımını; “Ailesinin temel taşı, haysiyeti, selameti olarak görür, ‘Cins-i latîf’ diye isimlendirir ve şefkatle muamele ederdi.”

Çünkü ona göre bir hanım, “Babanın çocuk üzerindeki otoritesi, kocası üzerinde de hürmetin sembolü” idi.

Lady Montague, Osmanlı kadınlarının yaşadığı hayatla ilgili ön yargılı olarek gelir Türkiye’ye…

Ancak gördükleri ve yaşadıkları karşısında şaşırır ve “Dünyanın en şanslı kadınları, Türk kadınlarıdır” demekten kendini alamaz.

Yıllar önce Kubbealtı sohbetlerinin birinde yaşlıca bir yazar “Doğuda aşk batıda çiftleşme vardır. Her iki taraftaki hikâyelere, destanlara bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız” demişti.

Batıda en meşhur aşk Romeo ve Juliet arasında geçmişti.

O da İngiliz oyun yazarı William Shakespeare tarafından yazılmış bir hikâyedir.

Ama doğu coğrafyası sevdiği kadın yolunda can veren aşıklarla kaynıyordu.

Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun…

Romeo gecenin bir vakti Juliet’in evinin önünde şarkı söyler.

Doğulu aşığın aşkını yüksek sesle söylediği nadirdir.

Saçının bir kılı için cihanı yakmaya göze alır. Ona birinin yan bakmasına bile tahammülü yoktur.

Mesela Karacaoğlan sevdiğine;

“Ey benim bahtı yârim,

Gönlümün tahtı yârim.

Yüzünde göz izi var,

Sana kim baktı yârim” diye hitap eder.

Bunları niye mi anlattık?

Eski notlarımızı karıştırırken arşivlerden çıkarılmış bir mektup gözümüze çarpmıştı.

Bir Osmanlı erkeğinin, o hürmete ve şefkate layık hanımına hitaben kaleme aldığı satırları okuyanlar şaşırmadan edemez.

Metinleri oldukça uzun olduğu için sadece mektup başlarını veriyoruz.

Dilinin akıcılığına dokunmaya kıyamadığımız için olduğu gibi naklediyoruz.

“Şifâül kulûb, likâül mahbûb,

Gözüm yaşı ile yazıldı bu mektûb…

Nûş edip aşkın hûn ile ciğer dolsun,

Derd ile dahî beter olsun.

Siz de buna şâhid olun,

Başka dilber sevmeyeyim, bir dahî tövbeler olsun.

Ah efendim, nazeninim, izzette yekta, saadette bi hemta, muhabbette la nazir, güzellikte bi küsur, canımdan azizim, şekerden lezizim efendim sultanım. Makbulünüz olmak niyazımdır. Bâkî afitâbı hüsnü cemâl gün be gün ziyade bad…”

Bir başkası

“Meleksîmâ cânım, leb-i mercânım,

Ey rûyi mâhım, gülyüzlü şâhım,

Zülfü kemendim, servi bülendim,

Perî ruhsârım, şeker güftârım,

Şîveli yârim, def-i melâlim, mâl-i menâlim, fikri hayâlim,

Gül-i handânım, derde dermânım, tâze fidânım…

Tûtî dillim, ince bellim,

Kara gözlüm, şirin sözlüm, güler yüzlüm,

Afet-i devrânım, kâşı kemânım…”

OSMANLICA AŞK MEKTUBU

Ey servi bülendim,

Zat-ı alinizin yokluğunda badiyeden farksız bu diyarda münferid kalalı, firak bad-i barid gibi sinemde esmekte.

Sizi özlememek ne mümkün.

Siz ki Nur-i aynım; sevdacü, şeb-i tar misali sineme tevellüd eden sepidedem gibisiniz.

Hüsn-ü aşkınızsa nesimi neb.

Ah dildarım, sizin o dilfuruz, dilrubayiniz hayalime geldi geleli dildanenizim, bendenizim.

Ayn-ı elam, cananım, o aguşbe aguş, lebe leb, des bedest, neşvament hallerimiz hayalime geldikçe giryeban olurum, terah-ı firak çökersineme, düri şem gibi giryeler dökerim, sinem şerha şerha bölünür.

Filhal yegâne virdim tez bir vuslat.

Busemi izam ediyorum, kabul buyrun efendim.

Mektupta geçen kelimeler.

Bülend: Yüksek

Badiye: Çöl

Münferid: Yalnız

Firak: Ayrılık

Bad-i barid: Soğuk rüzgar

Nur-i ayn: Göz nurum

Sevdacü: Sevgi arayan

Şeb-i tar: Karanlık gece

Tevellüd etmek: Doğmak

Sepidede: Sabah aydınlığı

Nesim-i neb: Yerden kaynayan pınar suyunun hafif rüzgarı.

Dilfuruz: Gönle ferahlık veren

Dilrubayiniz: Gönül kapmanız

Dildanenizim: Aşığınızım

Aguşbe aguş: Kucak kucağa

Lebbe leb: Dudak dudağa

Des bedest: El ele

Giryeban: Gözyaşı döken

Terah-ı firak: Ayrılık acısı

Sine: Göğüs, kalp

Düri: İnci

Girye: Gözyaşı

Şerha: Dilim dilim

Filhal: Hemen

Vuslat: Ayrılık acısı

Buse: Öpücük

Alıntı

OSMANLIDA BİR EVLENME TEKLİFİ

Osmanlı zamanında bir adam bir bayanın karşısına geçer ve der ki;

“Ey dilberi rana!

Ey tesadüf-ü müstesna!

O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım…

Niyetim âcizane-i taciz etmek değildir…

Bilakis efkâr-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir…

Sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!...”

Genç kadının cevabı şöyle olur:

“O mahrem suratınıza bir sille-i Osmaniye nakşedersem, sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz…”

TARİHTEKİ EN BÜYÜK 10 AŞK

1. Kleopatra ve Marcus Antonius

M.Ö. 30'lu yıllarda Mısır ve Roma arasında çalkantılara neden olan Marcus Antonius ve Kleopatra aşkı, bugün bile unutulmamış durumda.

Jül Sezar'ın ölümünden sonra ikiye ayrılan Roma'nın doğu tarafını yöneten Marcus Antonius, çıktığı bir seferde meşhur Mısır Kraliçesi Kleopatra ile tanıştıktan sonra hayatı allak bullak oldu.

Onun için karısından ayrıldı ve Roma orduları tarafından kovalandı.

Ama bu kadar zorluk bile ikilinin birbirinden vazgeçmesine neden olmadı, nitekim peşinde ordu olan Marcus, Kleopatra'yla birlikte Mısır'a kaçtı ve ikili burada intihar etmek zorunda kaldı.

Sonu mutsuz bitmiş olsa bile iki aşık birbirini ölene kadar sevmeye devam etti! .

2. Napolyon ve Josephine

Napolyon ve dünyalar güzeli Josephine’in aşkı 1800'lü yılların başında Fransa'da geçti.

İmparator Napolyon, Josephine'e ilk görüşte âşık oldu ama kendini hemen ifade edemedi.

Ayrıca Josephine ilk tanıştıklarında eşini kaybetmiş, iki çocuk sahibi bir kadındı.

Onun cazibesinden etkilenen Napolyon, döneminde hoş karşılanmasa bile bütün sorunları göz ardı etti ve sonunda sevdiği kadınla evlenmeyi başardı.

Üstüne yasalara aykırı olmasına rağmen onu imparatoriçe ilan etti.

Fakat Josephine, Napolyon'a istediği erkek varisi hiç veremedi ve Napolyon içi kan ağlayarak da olsa 13 yılın ardından onu terk etmek zorunda kaldı.

Sonrasında başkasıyla evlenip istediği varise sahip olsa bile ölüm döşeğinde hala Josephine'in adını sayıklıyordu.

3. Leyla ile Mecnun

Leyla ile Mecnun'un hikâyesinin 1500'lü yıllarda geçtiğine inanılıyor.

Kabile reisinin oğlu Kays, başka bir kabile kızı Leyla'ya âşık olduktan sonra işler karışır ve annesi, Leyla'yı eve kapatır.

Hasretinden kendini çöllerde bulan Kays, kısa sürede akıl sağlığını kaybeder ve mecnuna döner.

Bu haliyle Leyla'yı istemeye karar verir fakat halini görenler ona artık 'Mecnun' adıyla hitap etmeye başlar.

Leyla'nın ailesi de bu nedenle Mecnun'u kızlarına layık görmezler.

Fakat Leyla, Mecnun'a içten içe âşıktır ve çölde onu bulmaya karar verir.

Mecnun ise karşısına çıkan Leyla'yı sanrılar gördüğü için tanımaz, sonunda Leyla üzüntüsünden ölür gider.

İşin farkına sonradan varan Mecnun ise Leyla'nın kabrine sarılarak hayatını kaybeder.

4. Ferhat ile Şirin

Amasya'nın ünlü destanı Ferhat ile Şirin, birbirine ilk görüşte aşık olan iki insanı anlatan bir başka efsane.

Şirin'e olan aşkını süslediği saraylarda gösteren Ferhat, sonunda sultanın kızı olan Şirin'i istemeye karar verir.

Fakat sultan kızı vermek istemez ve bu nedenle Ferhat'a yapamayacağını düşündüğü bir görev verir.

Görevi dağı delip suya ulaşmak olan Ferhat, azmiyle suya ulaşmayı başarır.

Sultan ise bu durumu duyunca etrafa yalan haber salarak Şirin'in öldüğünü söyler.

Bunu duyan Ferhat yaşama sevincini yitirir ve haberi alır almaz ölür, Ferhat'ın ölüm haberini alan Şirin de kendi canına kıyar. İşin sonunda köye çok özlenen su ulaşır fakat iki aşık yok olur.

5. Pyramus ve Thisbe

M.Ö. 300'lerde Babil İmparatorluğu'nda geçen bu aşk hikâyesinin kahramanları, iki komşu çocuğu olan fakat evlenmeleri yasaklanan Pyramus ile Thisbe.

Kentin en güzel kızı olan Thisbe sonunda âşık olduğu erkekle kaçmaya karar verir fakat bir dağ aslanı tarafından saldırıya uğrar.

Güzel kız aslandan kaçabilse de ona peçesini kaptırır, Thisbe ise aslanın ağzında kızın peçesini gördüğü an, hayatının aşkının öldüğünü düşünerek intihar eder.

Yine mutsuz biten bu hikayenin sonunda da iki aşık kavuşamaz ve geride kalan taraf da intiharı tercih ederek yok olur.

6. Tristan ve Isolde

1200'lü yılların İrlanda'sında yaşayan Tristan, amcası Kral Mark'ın karısı Isolde'ye aşık olduktan sonra kendini bir anda entrikalarla dolu üçlü bir ilişkinin tam ortasında bulur.

Her iki taraf da birbirine aşık olsa da aradaki kral nedeniyle kimse duygularını tam anlamıyla ifade edemez, hatta sadece cinsellikten ibaret bir ihtiras olduğunu söyleyerek inkar eder.

İkilinin arasındaki aşkı duyan kral ise Tristan'ı öldürür.

Isolde o yaşarken itiraf edememiş olsa da aşkını sonunda haykırır ve Tristan'ın cesedi başında ölür.

7. Franz Kafka ve Milena Jesenska

Franz Kafka'nın ünlü eseri 'Milena'ya Mektuplar'da her bir detayının yer aldığı bu aşk hikâyesi, yine sonu mutsuz bitenlerden.

Çünkü ikili birbirine aşık olduğunda Milena evli bir kadın, Kafka ise nişanlı bir erkekti.

Bunalım ve buhran dolu hayatında Milena'yla tanıştıktan sonra bir nebze de olsa mutluluk bulan Kafka, uzun yıllar büyük aşkına mektuplar yazmıştı.

Eşi tarafından aldatılan Milena Kafka'ya, Kafka da ona âşıktı fakat ikili asla bir araya gelemedi ve bu aşk sadece birbirlerine yazdıkları satırlarda kaldı.

Sonradan Kafka'nın mektupları kitaba çevrilmiş olsa da Milena'nınkiler, onun isteğiyle yakıldığından hala gizemini korumaya devam ediyor.

8. Prens Edward ve Wallis Simpson

İngiltere tarihinin belki de en çalkantılı aşk hikayesi olan Prens Edward ve Wallis Simpson aşkı, aşkın engel tanımadığını kanıtlayan bir efsane.

Aşkı için kraliyetten ve unvanından vazgeçen Prens Edward, Wallis Simpson için ülke değiştirdi, Amerika'ya yerleşti ve kraliyetten aforoz edildi.

Bunun tek nedeni ise kraliyetin boşanmış ve dul insanlarla evliliğe izin vermiyor oluşuydu.

Wallis Simpson zengin ve varlıklı bir ailenin dul kızıydı, ikilinin bir araya gelmesine engel olan temel neden de Simpson'ın dul olmasıydı.

Fakat Edward ve Wallis, her şeye rağmen birlikte olmayı başardı.

Kraliyeti karşısına alan, aşkı için pek çok şeye göğüs geren Prens Edward ölene kadar aşkıyla mutlu bir hayat geçirdi.

9. John Lennon ve Yoko Ono

John Lennon ve Yoko Ono arasındaki aşk, ikilinin 1966'da bir resim sergisinde tanışmasıyla başladı.

Ancak o sırada Lennon'ın başkasıyla evli olması büyük bir problemdi.

Sonrasında Lennon zaten âşık olmadığı eşinden ayrılmış olmasına rağmen, bu sefer de Ono ilişkiye hazır değildi.

Yaklaşık 18 ay Ono'nun peşinden koşan Lennon, sonunda istediğini aldı ve sevdiği kadını etkilemeyi başardı.

İkili 1969'da evlendikten sonra mutlu, eğlenceli ve aşk dolu bir hayata da adım atmış oldu.

Fakat bu evlilikten 1 yıl sonra Beatles dağıldı ve Ono, grubu dağıtan kadın olarak anılmaya başlandı, bundan 10 yıl sonra da Lennon bilindiği gibi bir hayranı tarafından öldürülünce bu efsanevi aşk son bulmuş oldu.

10. Frida Kahlo ve Diego Rivera

Frida, tarihin belki de hayatı acılarla geçen en ünlü ressamı.

Geçirdiği felce rağmen hayata umutlu bakma yetisini ve neşesini hiç kaybetmeyen Frida'nın şansı ne yazık ki aşkta da yaver gitmedi.

Kendinden 21 yaş büyük olan ressam Diego Rivera, kimse desteklememesine rağmen hayatı boyunca sevdiği tek adamdı.

Hayatının erkeğiyle 1929 yılında evlenmiş olsa da Diego onu sürekli aldatıyor, Frida ise büyük aşkı nedeniyle bu duruma göz yumuyordu.

Çünkü ona göre Diego tek bir kadınla hayatını geçiremeyecek kadar çapkın ve karizmatik bir erkekti.

Ancak 10 yıllık evliliğin sonunda Frida, eşini kız kardeşiyle basınca işler değişti ve ikili boşandı.

Bu fırtınalı aşk bir iyi bir kötü Frida ölene kadar devam etti ve bugüne bıraktığı sayısız eserde bir şekilde kendini hatırlatmayı başardı.