Geçtiğimiz cumartesi günü Çanakkale Belediyesinin, Çalışan Gazeteciler Günü münasebeti ile verdiği kahvaltıya katıldık.

Şimdi diyeceksiniz ki; "AKP'nin ve Rektörlük'ün verdiği kahvaltılara neden katılmadın da sadece belediyenin kahvaltısına katıldın?"

Çünkü diğerlerine davet edilmedik de ondan.

"Efendim biz mail atmıştık!"

"Kime?"

"Orada çalışan birine…"

Yani?

Kuruma atılmış da değil…

Çanakkale Belediyesi her gazeteciye olduğu gibi benim de şahsıma e-mail gönderdi davet için.

Neyse geçelim bunları, alınganlık yapmam ama durumu ortaya koyalım.

Belediyenin kahvaltısında güncel konulara değinen Başkan Muharrem Erkek, Orman Kampı ve su sorunu ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Bu açıklamalarını gazetemizde okumuşsunuzdur zaten.

Ben bu konuda bir şeyler karalamak isterim.

Yıl 1974.

Ben ve 4 arkadaşım Dardanos Sahillerinde çadır kuruyoruz.

O zamanlar sahilde sadece Ali Arıkan'ların (Allah rahmet eylesin) evleri ve orman Kampı vardı.

(Sun-san hariç)

Bizler o ıssız, kuş uçmaz, kervan geçmez sahilde, üst üste 4-5 yıl kamp yaptık.

Yapılaşma yasaktı zira.

Sonra ne olduysa birden yapılaşma başladı ve sahiller bugün ki durumuna geldi.

O zamanlar yazın Orman Kampına belirli devreler halinde çalışanlar gelirdi.

Biz de oradaki gençlerle arkadaş olup, eğlenirdik.

Çanakkale Halkı buraya giriş kartı çıkararak tesislerinden faydalanıyordu.

En nihayetinde bu kamp, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca satışa çıkarıldı.

28 Ocak’ta da ihalesi yapılacak.

Bu satış kararı, siyasiler, STK’lar ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla protesto bile edildi.

Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek kahvaltıda yaptığı konuşmada,

Dardanos Yahya Çavuş Orman Kampı’nın satılmaması gerektiğini söyledi.

Muharrem Erkek şöyle devam etti: “Adını Çanakkale savaşı kahramanımız Yahya Çavuş'tan almış. Elli yılda Çanakkale'nin sosyal, kültürel, turizm yaşamında çok önemli görevler üstlenmiş. Herkesin orada bir hatırası var. Özel bir nokta. Buranın satılmaması lazım. Buranın özelleştirme kapsamından çıkarılarak gerçekten halkın her kesiminin yararlanması isteniyorsa Çanakkale Belediyesi'ne mahalli idare olarak devredilmesi lazım. Ha bunu yapamıyorsanız üniversiteye de verebilirsiniz. İl Özel İdaresine de verebilirsiniz. Ama gerçekten halkın her kesiminin yararlanmasını istiyorsak tabii ki burada en uygun, en güçlü kurum Çanakkale belediyesi."

Evet, satılmasına hepimiz karşıyız.

Orası halkın yararlanabileceği bir tesis olarak kalmalı.

Düşüncemiz bu…

56 ve 57’nci hükümetlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan eski Çanakkale Milletvekili Mustafa Cumhur Ersümer ise geçmişte Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos Yerleşkesi için uygulanan yöntemi hatırlattı.

Söz konusu alanın, daha önce Çimento İşverenleri Dinlenme Tesisi olarak kullanılırken özelleştirme kapsamına alındığını ve satışa çıkarıldığını söyledi.

Hükümetleri döneminde ise arazinin Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla, üzerindeki tesislerle birlikte satış kapsamından çıkarılarak üniversiteye 1 TL bedelle devredildiğini hatırlattı.

Bu örneğin bugün için de yol gösterici olduğunu belirten Ersümer, Yahya Çavuş Orman Kampı’nın da benzer bir yöntemle özelleştirme kapsamından çıkarılabileceğini ifade etti.

Zor mu?

Değil tabi.

Ayrıca;

İl Genel Meclisi Ocak ayı dördüncü birleşiminde, "Kampın satılmak yerine kamu yararına işletilmesi için" bir önerge verildi.

Meclis Başkanı Halil Ertuğrul başkanlığında İl Genel Meclisi Ocak 2026 dördüncü oturumunda Can Algönül, Murat Çağlayan, Ali Ertuğrul, Nejat Önder, Sadık Göğüsgeren, Yakup Uzun, Fatih Yüksel tarafından "Dardanos Orman Kampının İl Özel İdareye tahsisine yönelik" önerge verilerek "Taşınmazın İl Özel İdaresi bünyesine alınması" istendi.

Durum böyle olunca Çanakkale halkı birlik olarak bu tesisin satılmasına karşı çıktı.

Şimdi yapılacak iş şu:

Çanakkale milletvekilleri (AKP milletvekili öncülüğünde Cumhurbaşkanı'na giderek, bu satışın durdurulmasını ve cüzi bir miktarla Belediyeye, Rektörlüğe veya İl Özel İdaresine devredilmesini isteyecek.

Gelelim su meselesine.

Kepez'in su meselesi Kepez Belediyesi'nin problemi olmaktan çıkmış, ortak bir sorun haline gelmiştir.

Sırf siyaset uğruna birilerini karalayarak yapılmayan yardımlar sonucu, Kepez'de yaşayan halk çile çekmektedir.

Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek diyor ki: "… Bir kural var… Bir beldeye, bir ilçeye, bir kente su getirme görevi devlet su işlerine aittir. Belediyelere değil."

Muharrem Erkek bize verilen kahvaltıda su sorunu için yaptığı açıklamaya şu cümlelerle başladı:

“Çanakkale'de bir su zirvesi yapıldı. Geçtiğimiz yıl Nisan ayı. Bu su zirvesine üniversitemiz, Çanakkale Belediye'miz, Çanakkale Valiliğimiz, İl Çevre Müdürlüğümüz, Tarım İl Müdürlüğümüz, Devlet Su İşleri, ÇASİAD, Tekno Park ilgili kurum ve kuruluşlar odalar, STK'lar katıldı. Önemli bir su zirvesi. Mühendisler çok önemli raporlar hazırladı. Uzmanlar, bizim belediyemizdeki arkadaşlar da bu çalışmaların içinde yer almışlar. Bu su zirvesinin sonuç bildirgesi niçin yayınlanmıyor? Lütfen bunu sorgulayın. Neden yayınlanmıyor? Ben bunu her mecliste özellikle altını çizerek paylaşıyorum. Bu rapor hazırlandı. Ben okudum. Arkadaşlarım okudu. Bu rapor niçin yayınlanmıyor? Neden? O zaman bu su zirvesini niçin yaptık? Neden yaptık?

Neden yayınlanmıyor biliyor musunuz? Çünkü o rapordaki bazı tespitler rahatsız ediyor. Çünkü o raporda ne diyor? 'Atikhisar Barajı'nın koruma havzası içerisinde madencilik faaliyetlerine izin verilmemelidir' yazıyor. Madencilik yapılabilir ama barajın koruma havzası içerisinde yapılmaz. Tek içme suyu kaynağımız. Bakın çevremizdeki yakın illere. 'Barajlar kuruduğu için susuz kaldık' dediler. Bugün barajımızdaki doluluk oranı yüzde kırk dört. Bunun yüzde altmış olması lazım en az. Biz yeraltı, yerüstü sularımızı nasıl böyle riske atabiliriz? En önemli meselemiz su. Su yönetimi."

Yani demek istiyor ki: "Önlem almazsak bu günler, iyi günlerimiz…"

Kepez'deki sorun için şunları söyledi:

"… Kepez'deki su meselesi sebebiyle siz bir belde belediyesini sorumlu tutamazsınız.

… Kepez'in su sorunu iki dakikada çözülür. Devlet su işleri çözer bunu. Devlet su işlerinin kapasitesi var. Gücü var. Ama birinin devlet su işlerine bu işi yap demesi lazım…"

Şu anda gündemde olan iki konu vardı.

Birincisi Orman Kampı, diğeri ise Kepez'in su sorunu.

"Yaşananları, söylenenleri, yapılanları, yapılacak olanları, çözümleri" yazdım.

"Kim sadece siyaset yapıyor, kim gerçekten çözüm arıyor?" ona siz karar verin.

Ve olur-olmaz yanlış bilgilerle, insanları suçlamayın.

Yardımı kimden alacağınızı da bilin…

GÜMRÜK VERGİSİ

Türkiye'de daha önce 30 Euro'ya kadar yurtdışından gümrüksüz mal getirmek serbestti.

Yani vergilerden muaftı.

Yeni çıkarılan kanuna göre artık yurt dışından gümrüksüz herhangi bir mqal getirmek imkânsız.

"Ben yurt dışından mal getirmeye kalksam hangi prosedüre uyacağım?" diye sordum yapay zekâya.

"Bana daha özel sorarsan daha spesifik cevap hazırlayayım" dedi.

 Ben de sordum:

"30 € altında bir ayakkabı alırsam ne olur?"

Cevap şöyle oldu:

1: Siparişi verdin

Fiyat: Örnek 25 €

Kargo ile Türkiye’ye geldi.

2. Gümrükte

“30 € altı” muafiyet yok.

Ayakkabı tek çift, kişisel kullanım sayılır. Sorun yok.

Basitleştirilmiş beyan yapılır.

3. Ödenecek vergiler

Ayakkabı tekstil ürünüdür, vergi yükü biraz serttir:

Gümrük vergisi (AB dışıysa): %20 civarı

KDV: %20

Damga + sunum bedeli: 100-300 TL (kargo firmasına göre)

Örnek hesap (yaklaşık):

Ayakkabı: 25 €

Vergiler: ~9-10 €

Kargo hizmet bedeli: ~150–250 TL

Toplam Türkiye fiyatına yaklaşır

Yani 25 €’luk ayakkabı, kapına gelene kadar neredeyse iki katına yaklaşabilir.

4. Geçmez mi, takılır mı?

*Yasak değil

*Belge istemez

*Ticari sayılmaz (tek çiftse)

*Vergisini ödersen teslim edilir

Ama:

Aynı modelden 2-3 çift olursa ticari şüphesi ile (Sneaker + marka + kutulu) gümrük memuru daha dikkatli bakar.

5. Mantıklı mı?

Yurt dışından alınan malın, Türkiye’de benzeri 500-600 lira ise, değmez.

Bu mal Türkiye’de hiç yoksa veya çok pahalıysa, düşünülebilir.

Net sonuç:

30 € altı ayakkabı almak serbest, ama artık avantajlı değil.

Sürpriz masrafı göze alıyorsan al;

"Ucuz kapatayım" diyorsan, hayal kırıklığı olur.

Tam bu yazımı bitirdim sosyal medyada bir yazı çıktı karşıma.

Vatandaşın biri yazmış, anlatmış balına gelenleri.

Aktarıyorum ama bana biraz "Kurgusal" geldi.

Siz değerlendirin.

"Mesela yurtdışında yaşayan halanız, teyzeniz, birisi bebeğinize bir örgü yelek yapıp hediye yolladı.

Ne oluyor biliyor musunuz?

Bu yeni yasa yüzünden Gümrük müşavirliği sizi arayıp faturasını istiyor.

Diyorsunuz ki: "Fatura yok, hediye o." Diyorlar ki: "Biz fiyat biçeriz o zaman." Sonra diyorlar ki "Bu giyim eşyası, bunun TAREKS belgesi gerekiyor."

"Tamam alalım belgeyi" diyorsunuz,

"Ama üründen parça alıp laboratuara göndermemiz lazım" diyorlar.

"Yahu saçmalamayın öyle şey mi olur? Niye kesiyorsunuz?" diyorsunuz.

"Kanun böyle bizim de elimiz kolumuz bağlı" diyorlar.

"Tamam alalım raporu o zaman" diyorsunuz.

Diyorlar ki "Rapor ücreti 20 bin TL, gümrük vergisi ve işlemleriyle 40 bin TL’ye gelir bu ürünün ithalatı" diyorlar.

Şaka sanıyorsunuz değil mi?

Şaka değil.

Böyle işliyor süreç.

Fatih Kadir Akın."

DOLANDIRICIM ARADI

Bu yazımı bitiriyordum telefonum çaldı.

Baktım; "0543 568 74 98" nolu bir telefon.

Ben de kayıtlı değil.

Açtım elbette, azıcık çekinerek.

(Genelde de yanlış numara oluyor)

Yaşı yaklaşık 35-40 gibi bir erkek sesi.

"Alooo…!"

"Buyrun…"

"Hasan ağabey nasılsın?"

"…!"

"Tanımadın mı beni?"

"Çıkaramadım!"

"Almanya'dayım ben!"

"Çok güzel!"

"Hala çıkaramadın değil mi?

Senin Almanya'da tanıdığın kaç kişi var?"

"Pek yok gibi, sen kimsin?"

"Alacağın olsun Hasan ağabey… Ben Adem!"

"Hangi Adem?"

"Hani sizin sokağın köşesinde meyve-sebze satıyordum…"

"!"

"Unuttun beni değil mi? Alacağın olsun… Sana işim düştü Hasan Ağabey…"

"Hayırdır Adem! Ne işi?"

"Ya benim İzmir'de teyzem var. Bunun bahçesinde bir küpün içinde sarı-sarı çil-çil bir şeyler bulduk. Bunları elden çıkarmak istiyorum."

"Elden çıkarma, oyarlar seni…"

"Ağabey senin tanıdıkların vardır, sen aracı olsan da şunları halletsek?"

"Oğlum ne işim olur böyle şeylerle benim…"

"Sen neredesin Hasan Ağabey?"

"Gazetedeyim…"

"…! Tamam ağabey, ben seni sonra ararım…"

Dedi kapattı.

Kalakaldım öyle.

Hani çok dolandırıcı okudum, gördüm de böylesine yüzsüzünü de ilk defa görüyordum…