Bölücü terör karşısında akademinin sessiz kalışı, bilimsel üretimin azlığı ve sessiz bir üniversite hayatı nereye evrilir Bu iş nasıl çözülür Siz ne dersiniz sorularına cevabımdır...

Bu problemleri dile getiren kişi veya kişilerin yazdıkları doğru. Büyük bir problem var ve herkes suskun...

Bu durum karşısında terör örgütü mensuplarının Amerika ayağı, üstençli bir bakış açısıyla akademinin ne durumda olduğunu dile getiriyor.

Bu akademide, Kürt kartı taşıyan ve bu karta destek veren vatansız sol hep birlikte çalışıyorlar.

Batı'da  bulunan bölücü unsurların savunucusu, kişi  sayısı kırk bin kişi kadar.

ABD' de, daha çok Fetö' nün götürdükleri etkili olduğu yer... Buna, terör örgütü mensupları da dahil...

Lev Nikolayeviç Gümilev, ırkların oluşumu, devletlerin kuruluş sisteminde, bir kızışma ve hareket varsa bunun önüne geçilmez, der. Bu güce de Passioner itki der. Şimdi, yaşadığımız da bu kızışma anı... Kaba sığmayan ve farklı bir organizasyona evrilme dönemi...

Bu hareketin arkasında, ABD, AB, İngiltere, İsrail, Ortadoğu Bölgesi'nin Arapları, İran, Rusya, Çin, Sırbistan, Ermenistan da dahil olmak üzere, büyük bir güç var.

İslami söylem ışığında, bu zatta, ateşe odun taşıyanlardan. Bu yüzden, bölücü terör bitmez... Bu iktidarla ve bu  muhalefetle  bu faciayı önleyecek tedbirler alınamaz... Yine, bu yangını söndürecek çap ve yetenekte de değiller.

Bizim akademide de bu olumsuzluğu dile getirecek sosyolog yok...

Bu duruma, milletleşme döneminde, çare olmak isteyen kurucu irade, üniter yapıyı güçlendirmek ve sağlama almak  için gayret gösterdi ve bu amaçla  topluma eşit şekilde davrandı. Bu tutuma, alt yapı olarak, Cumhuriyetin de katkısı olmuştur.

Milli kimliği olmayan ve bir sürü muamelesi gören bizim insanlarımızı, şeyh, şıh, gavs gibi ham softa kaba yobazlar, dini kullanarak, kurulu düzenin devamını istediler ve aşiret yapısının sürmesi için büyük bir gayretin içine girdiler. Bu tutumları Cumhuriyeti

rahatsız etti. Bunun sonucu da bu gruplar, Şeyh Sait, Seyit Rıza ve Ağrı isyanları olarak karşımıza çıktı...

Cumhuriyet, Eğitimle( ilkokul hizmetini herkese götürerek) Sağlıkla (herkese eşit sağlık hizmeti götürerek) askerlikle( hiçbir eğitimi olmayan bu yöre insanlarına, tek başına yemek yemeyi, banyo yapmayı, temiz giyinmeyi, Türkçe öğrenmeyi ve  okuma yazmayı da öğretti , Bunun için Ali Okulları'nı askerî birliklerin içinde kurarak) bu kişilerin, birey olmasını sağlamaya çalıştı.

1970'li yıllara kadar da bunda başarılı da oldu... Anarşi döneminde, HK Partisi, Kürt Hareketi' nin silahlı eylem yapmasına izin verip onların önünde engel gibi duran KUK hareketini boğdurdu. Böylece, tek tabanca kalan bölücü hareket, Beyrut'ta Asala ile anlaşarak, günümüze kadar gelen bölücü hareketi inşa etti...

Bunun, akademi ayağını ise, imzacı 1200 akademisyen  ve  daha sonra 670 imzacı  akademisyen de dahil olmak üzere  siyasal İslamcı grup da bu birleşen  gruplara dahil oldu ve bunların tamamı da akademi grubunu oluşturdu...

Bunlar, akademik ünvanda yükselmek için her şeyi yaptılar. Bu kişiler içinde çok az sayıda çaplı ve yetenekli kişi vardı. Bunu gören, siyasal islamcılar da çapsızlık uygulamasında  bu gruplarla yarışa girdiler ve günümüz akademisi karşımıza çıkmış, oldu...

Yine, günümüzde bilimsel üretimi olmayan veya zayıf olan , diyelim birçok kişi de makamlara atandı. Onlar da akademinin daha da çoraklaşmasına sebep oldu.

En azından ben böyle düşünüyorum...

Önümüzdeki yıllarda bu çoraklaşmayı daha da fazla hissedeceğiz...

O zaman, ilk yapacağımız iş, bilim üretim Merkezi olarak, yeniden bir üniversite Reformu yapmamız, gerek, derim.

Ümitvar değilim ama, İnşallah yapılır...

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

 

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...