Bu gün, bir dostum, hem Yarımada'da hem de karşı tarafta zeytinler hiç ürün vermemekte. Bu yıl zeytin için" yok yılı", dedi...
Daha önce, sürekli zeytin aldığım başka bir dostum da bu yıl hiç zeytininin olmadığını ve beni zeytinsiz bırakmamak için komşularında olan zeytinleri alıp işleyip getirebileceğini söyledi. Ben de mutlu oldum.
Bu arkadaşımızın olduğu yer de Anadolu yakasındaydı.
Yani, kurak geçen bir mevsimde ki İlimizde haziran-ekim ayı arasında hemen hemen hiç yağmur yağmadı. On dakika kadar bir çiseleme oldu. O kadar...
Bu yüzden, şehre çok yakın yerlerde çıkan orman yangınlarını söndürmek bile çok zor oldu. Genelde, yanacak yer kalmayınca yangın da kendiliğinden söndü.
Çanakkale'de ki orman yangınları genelde rüzgar nereden esiyorsa tam da esme yönüne göre yangın gelişiyor...
Mücavir alanımız Dardanos(Çınarlı) ve Güzelyalı köylerimizde de evlerin yanmasına sebep olan büyük yangınları yaşadık.
Daha önce, 1962 ve 1964 yıllarında sel felaketini gözlerimizle görmüş ve yaşamıştık. Suyun yıkma gücünü de gördük. Büyük felaketlerdi.
Yine 1994, 2008 yangınları da büyük felaketti.
Bu sene yaşadığımız felaketlerle orman varlığımızın önemli bir bölümünü de kaybetmiş olduk.
Ayrıca, tam da içme ve kullanma suyumuzu temin ettiğimiz Atikhisar Barajı'nın ikinci ve üçüncü koruma alanları olan, kuşaklarını kapsayan bir maden faciası da kör göze parmak misali büyük bir tehlike olarak bizi beklemektedir...
Bu da kamu otoritesinin izin vermesiyle iki yüz beş bin kişiye bir kazık olacaktır. Çünkü, susuzluktan bu insanlar göç etmek zorunda kalacaklar.
Yine, susuz hayatın nasıl olacağını da kamu otoritesi bize öğretmiş olacak... İnşallah, bu işten vaz geçerler...
Bir de benim, balıkçılık arkadaşım olan bir kavuncum vardı. Uzun süre geçmesine rağmen kavun getirmiyor ve sesi sedası da duyulmuyordu. Haber alamıyordum. "Başına bir iş mi geldi?" , diye meraklandım. Nihayet Çarşamba Pazarında karşılaştım. "Neden kavun getirmiyorsun?", diye sordum.
Bana cevabı," Kuraklık nedeniyle hiç kavun yapamadım! ", oldu... Ancak, on kadar, küçük kavunum var; onları size getireyim, dedi...
Hayret, en bilinçli üreticimiz bile üretim yapamamış...
Sağlık durumumu merak eden ve doğal ilaçlar hazırlayan başka bir dostum da aradı ve daha ben bir şey söylemeden "Hocam! Bu yıl ne badem ne de cevizimiz olmadı. Ayrıca, hiç zeytinimiz de yok!" dedi... Sonra, en çarpıcı sözünü söyledi...
"Toprak küstü!"
Hayret! Toprak küsmüş(! ?) ... Sebep, susuzluk...
Aslında, Birinci Dünya Savaşı, bir petrol savaşıydı. İkinci Dünya Savaşı, tüccarlar savaşıydı. Şimdi, Üçüncü Dünya Savaşı da, su savaşı olacak, derim.
Bu da merkezinde İsrail'in olduğu ve Türkiye'nin de olacağı bir savaş olabilir. Kuraklıklar, birkaç yıl arka arkaya devam ederse ülkemiz içinde bir iç göç faaliyeti olabilir. Bunlar, Trakya ortası, Van İlimiz ve çevresi illerimiz ile Şanlıurfa İlimiz ve çevre illerimiz olacaktır, derim. Bilim adamlarının çalışmaları, bunu bize söyletiyor... . Kuraklıktan etkilenen kişi sayısı da on milyon kişiyi bulabilecektir, denilmekte... "Bu kadar olabilir mi?" bilemem!
Tehlike 2041-2060 yılları arasında ve 2061-2090 yıllarını kapsayacaktır. Bunları, benim görmem mümkün değil ancak, gelecek kuşaklar için suyun kıymetini bilsinler, diye bunları yazdım. Şimdiden tedbirler alınmalıdır, derim.
"Toprağın insanlara küsmediği yıllar dilerim."
Bilgi edinmeniz dileğiyle...
******
Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...