KARAR VERİN
Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın:
“Ah doktorcuğum”, dedi, “Bu dişi çektirmektense, çocuk doğurmayı tercih ederim.”
Doktor: “Öyleyse koltuğun ayarını yapmadan önce kararınızı verin.”
ENAYİ!
Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur.
Cam sileceğinin altında bir kâğıt vardır.
Kâğıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır:
“Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kâğıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o kadar enayi değilim!”
ARTI İŞARETİ
Musevi ailesinin en büyük derdi 10 yaşlarındaki çocuklarının matematikten sürekli “Sıfır” getirmesiymiş.
Sıkıştırmışlar olmamış, ders aldırmışlar olmamış.
Son çare, bir Katolik okuluna kaydettirmişler.
Çocuk bir süre sonra matematik notunu düzeltmiş, sürekli 10 getirmeye başlamış.
“Peki ne oldun da böyle 180 derece dönüş yaptın?” diye ısrarla sorulunca şu cevabı vermiş:
“Okula girdiğim gün adamın birini ‘Artı’ işareti üzerine çivilediklerini gördüm. O zaman bu işin ciddiyetini anladım...”
AYIN KAÇI
“Pu gün ayın kaçı?” diye sormuş Temel.
“Gazeteye pak” demiş Dursun.
Temel üzgün cevaplamış:
“Pakayrum ama pu tünkü gazete…”
BANA NE?
Temel ile Dursun bir gün uçakla İstanbul’a gidiyorlarmış.
Derken birden uçak düşmeye başlamış.
Millette bir telaş bir telaş.
Dursun da aynı şekilde telaştan ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette Temel’e bakmış, Temel cam kenarında öylece durmuş dışarıyı seyrediyor, keyfi yerinde. “Ula Temel uçak düşiy, anlamadun mu?” diye seslenmiş telaşla.
Temel istifini hiç bozmadan cevaplamış; “Amaaan düşerse düşsün, babanın malı mi?”
BAKAN
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.
Ne yapsa makbule geçmiyor, basın her gün kendisiyle uğraşıyordu.
Nihayet : “Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun” diye düşündü ve ilan etti : “Pazar günü saat 10'da bakan olarak denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.”
Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada.
Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.
Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti.
Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu:
“Bakan yüzme bilmiyor!”
BAKAN KARISI
Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti.
Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi:
“Bir bakan karısı olmak ister miydin?” diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra cevapladı:
“Hangisinin?”
BEŞ KİŞİLİK
Temel tabanca almak için silahçı dükkânına girer ve sorar:
“Bana bir tabanca lazım.”
Dükkân sahibi sorar:
“Peki, nasıl bir şey istersin?”
Temel cevap verir:
“5 kişilik olsun.”
BİR DAKİKA
Temel havayolu şirketine telefon etmiş ve Amerika' ya kaç saatte gidildiğini sormuş.
Görevli önündeki notları karıştırırken:
“Bir dakika” demiş.
Temel teşekkür edip kapamış.
EŞŞEK
Bir gün Temel eşeğiyle köyüne dönerken yolda gördüğü elma bahçesindeki elmalardan tatmak ister.
Bahçeye girer ve eşeğinin üstünde kolayca eriştiği elmalarla bir güzel karnını doyurur.
Tam ayrılacağı sırada bahçe sahibi ikisini de görür ve yakalar.
Önce bir güzel eşeği döver, ardından da köşede bekleyen Temel'i pataklar.
Dayaktan sonra dayanamayan Temel sorar:
“Tamam dövdün, anladık ta sana bir şey sormak istiyorum!”
“Sor bakalım” der bahçe sahibi.
Temel: “Neden önce beni değil de eşeği dövdün?”
“Seni önce dövseydim eşek kaçardı da ondan!...”
KARPUZ
Karadenizlinin biri elini beline koymuş dalgın dalgın yürüyormuş.
Birinin dikkatini çekmiş.
Onu seyrediyormuş.
Karadenizli belediye otobüsüne binmiş eli hala belinde.
İnmiş, yarım saat yürümüş, eli hala belinde.
Onu izleyen adam dayanamamış koşup, önüne geçmiş.
“Kardeşim sen deli misin?” demiş.
Karadenizli “Yooo!” demiş
Adam, “Hasta mısın?” demiş.
Karadenizli yine, “Yoo” demiş ve sormuş, “Neden sordun?”
Adam cevaplamış: “Yahu seni iki saattir izliyorum, elin belinde yürüyorsun, neden?”
Bizim Karadenizli eline bakmış şaşkınlıkla “Vay anasını kolumdaki karpuz düşmüş” demiş.
KİTAPÇIDA
Adam kitabevinden içeri girdi, tezgâhta duran gence sordu:
“Sizde ‘Kadınlara Karşı Zafer Kazanan Erkekler’ romanı var mı?”
Tezgâhtar eliyle az ötesini işaret etti:
“Var efendim, orada masal kitapları bölümünde bulabilirsiniz…”
KİVİ
Kivinin Yarısı
Adamın biri hipermarketin manav bölümünde satıcıyı ikna etmeye çalışmaktadır.
“Kivi alacağım ama yarım istiyorum.”
Satıcıyla ‘olur-olmaz’ tartışmasına girerler.
En sonunda satış elemanı:
“Ben içeri gidip müdüre sorayım, kivinin yarısını satabilir miyiz” der.
Müdürün yanına gider ve anlatmaya başlar:
“Patron, hayvanın biri geldi, kivinin yarısını almak istiyor. Ne diyeyim?”
Tam sözünü bitirdiği anda arkasında birinin olduğunu fark eder.
Dönüp baktığında, kivi isteyen müşteriyle göz göze gelir.
Hiç bozuntuya vermeden sözünü tamamlar:
“Bu beyefendi de diğer yarısını istiyor.”
Müdür:
“Tamam, olur” der.
Müşteriyi gönderirler.
Daha sonra müdür satış elemanını yanına çağırır.
“Akıllı bir adama benziyorsun. Düştüğün zor durumdan kendi zekânla kurtulmayı bildin. Nerelisin sen?”
Satıcı:
“Yeni Zelandalıyım.”
Müdür:
“Peki, neden Amerika'ya geldin?”
Satıcı:
“Orada iki çeşit insan vardır: Fahişeler ve rugby oyuncuları.”
Müdür kaşlarını çatar.
“Benim karım da Yeni Zelandalı.”
Satıcı hiç istifini bozmadan cevap verir:
“Karınız hangi takımda oynuyordu efendim?”
MİYAV
İki deli, akıl hastanesinden kaçmaya karar verir.
Gece vakti duvardan atlayarak boş bir tarlaya çıkarlar.
Tellerin arasından sürünerek ilerlerken bekçi hışırtıyı duyar.
Hemen bağırır:
“Kim var orada?”
Delilerden biri hiç düşünmeden:
“Miyav... Miyav...”
Bekçi sesin kediden geldiğini sanır ve geri dönmeye başlar.
Tam o sırada deliler yeniden sürünmeye başlayınca yine hışırtı olur.
Bekçi tekrar bağırır:
“Kim var orada?”
Bu kez iyice sinirlenen deli cevap verir:
“Bir başka kedi!”
MÜSRİFMİŞ
“Şalom be! Benim hanım çok müsrif. Para yetişmiyor. İnanamazsın. Pazar günü benden 200 frank istedi. Pazartesi 300, salı 400, çarşamba 500, perşembe 800, dün de 1.000 frank istedi.”
“Acıdım sana be Mişon! Nereye harcıyor bu kadar parayı?”
“Ne bileyim ben... Verdiğim yok ki!”
NE KADARA?
Çapkının biri İngiliz Leydisine sormuş:
“Yüz milyona yatar mısınız?”
“Yüz milyon fena para değil” demiş.
“Bir milyona yapar mısınız?”
“Siz beni ne sanıyorsunuz?”
“Ne olduğunuzu anladık da pazarlık yapıyoruz.”
VEFAKÂR AİLE
Yamyam baba-oğul balta girmemiş ormanda dolaşırken, nehirde yıkanan genç ve çok güzel bir kadın görmüşler.
Oğul sorar:
“Ne dersin baba, yiyelim mi onu?”
Baba bir an düşündükten sonra:
“Hayır, bunu eve götürür, onun yerine anneni yeriz!”
OTURUN
Alican çok terbiyesiz bir çocukmuş.
Bir gün annesinin arkadaşları konken oynamaya gelmiş.
Oğlunun yanlış hareketlerde bulunacağından korkan annesi arkadaşlarına:
“Alican terbiyesiz bir laf ederse kalkıp gidiyormuş gibi yapın belki utanır da bir daha yapmaz” diye tembihlemiş.
Arkadaşları, “Tamam anlaşıldı” diyerek oyuna oturmuşlar.
Kısa bir süre sonra Alican içeri telaşla girmiş; “Anne! Anne! Limana bir gemi yanaştı içinde bir sürü abaza denizci var, etrafta kadın aramaya başladılar” demiş.
Bunun üzerine kadınlar söz verdikleri üzere ayağa kalkıp gidermiş gibi yapmışlar.
Alican hemen ortaya atılıp onları durdurmaya çalışmış:
“Acele etmeyin oturun oturun, daha bir hafta buradalarmış.”
BAZI ŞEYLER
Beni bu sorular delirtti.
1- Tarzan’ın neden sakalı yoktur? Köse değilse, tıraş olmayı ormanda nasıl öğrenmiştir?
2- Pillerinin bittiğini bilmemize rağmen, uzaktan kumandanın tuşlarına neden daha sert basarız?
3- İnsanlar neden yüksek binalara çıkıp dürbünle aşağıya bakmak için para verir?
4- Domuzlar terlemezken, insanlar neden “Domuz gibi terledim!” derler?
5- Asansör düğmesine birden fazla kez basmak asansörü daha mı hızlı getirir?
6- Neden bozulan otobüsün ya da minibüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
7- Neden insanlar birbirlerine sarılınca sağa-sola sallanırlar?
8- Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca kafalarını eğerler?
Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
9- Neden dükkânını kapatıp giden esnaf, kapıya “10 dakika sonra döneceğim” yazar?
Ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
10- Düğünlerde neden “Dom Dom Kurşunu” ile göbek atılmaktadır?
“Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi” gibi sözler eşliğinde kendinden geçen başka milletler var mıdır?
11- Cumartesi ve Pazartesi’nin neden kendi isimleri yoktur?
12- Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde “En kısa mesafe” neden “İndi-bindi” olarak tabir edilir?
Önce inilip sonra mı binilir?
Bir terslik yok mudur?
13- Bulmacalarda boru sesinin karşılığı neden hep “ti”dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç “ti” diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
14- Neden ilanlarda “Doktordan temiz araba” diye yazılır? Hipokrat yemininde “Arabamı temiz kullanacağım” şeklinde bir madde mi vardır?
Bir arabayı sadece doktorlar mı temiz kullanır?
15- Fred Çakmaktaş ve Barny Moloztaş'ın soyadları neden Türkçe?
YALANLAR!
Dünya ahiret bacımsın.
Bütün kadınlar güzeldir.
İki saat kapıda bekledim, açan olmadı.
Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi.
Ağlamıyorum. Gözüme bir şey kaçtı.
Akşama erken geleceğim.
Bu aldığım en güzel hediye.
Bir oturuşta iki büyük deviririm.
Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.
Ağzıma sigara sürmedim.
Bir kez olsun yüzüm gülmedi.
Hayatımda hiç ilaç almadım.
Ben eski yüzücülerdenim.
Senin annen bir melekti yavrum.
KAMYON ARKASI
Lütfen sürücü hatalarını yüz yüze görüşelim.
Ya geç karşıma ez beni, ya geç kenara izle beni.