Aaa su bitmek üzere.
“Aman” dedi eşim, “Su alalım da kalmayalım gece yarısı ortalarda.”
Hoş şimdi kentin çeşitli yerlerinde su yükleme noktaları var.
Takıyorsun kredi kartını, yükleniyorsun onlarca suyu.
Yanaştık vezneye.
“Ver bakalım 10 ton…”
İşlemi yapan çalışan “Hasan Ağabey geçen ayın vergisini de aldık, bilesin.”
Yani diyor ki: “Fatura yüklü geldiyse merak etme, geçen aydan borcun varmış onu da tahsil ettik.”
“Eh!” dedim, “Borcumuz varsa ödeyeceğiz tabi, iyi olmuş.”
Bu konularda hep yapıcıyımdır.
Not: Param varsa mesele yok, ama param yoksa biraz sinirli olduğum söylenir.
10 ton suya 1367 lira ödedim.
(Mart borcu dahil)
Oraya gelmeden önce eşim tost makinesini elime tutuşturup; “Şu tost makinesine bir şeyler oldu, çalışmıyor. Geçerken servise bırakıver” dedi.
Servise gittim, oradaki çalışan bana; “Beyefendi bu model biraz eski, parçaları olmayabilir. O sebeple tamir garantisi veremiyoruz.” dedi.
Ben de “Olsun ne yapalım… ‘Yenisine sağlık’ der alırız, siz bakın hele. Biz bunu çok seviyoruz ve ondan memnunuz” dedim.
Çalışan dedi ki: “Beyefendi sadece açıp bakmak, kontrol etmek için 700 lira alıyoruz” dedi.
Verdik haliyle.
Bakmadan olur mu?
Ama 700 lirayı bayıldık.
Şimdi haber geldi:
“Beyefendi tost makineniz tamir olmuyor. Gelip alabilirsiniz.”
“Öylemi? O halde siz geri dönüşüme verebilir misiniz? Ben hiç uğraşmayayım…”
Şimdi geleyim yaşananlarımızı yorumlarla anlatmaya.
Masaya bir su faturası koydum.
Sonra yanına bir elektrikçi faturası, beyaz eşya servisi fişi ya da basit bir tamir masrafı bıraktım.
Türkiye’nin bugün geldiği ekonomik noktayı anlamak için uzun uzun istatistik okumaya gerek kalmaz.
Tek bir fatura bile çok şey anlattı bana.
Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek geçen hafta yaptığı “Yaşadığımız Şehir” adlı lansmanında suyun maliyetini uzun uzun anlattı.
Barajdan alınması,
Taşınması,
Arıtılması,
Depolanması,
Dağıtılması,
Altyapının yenilenmesi,
Kayıp-kaçak kontrolü,
Laboratuvar süreçleri,
Enerji giderleri…
Birçoğumuz musluğu açınca sadece “Su” görüyoruz ama o suyun, aslında devasa bir sistemin son halkası olduğunun farkında bile değiliz.
Ve A kalite suyun üretimi çok pahalı.
Özellikle enerji maliyetleri,
Kimyasal giderleri,
Altyapı yenilemeleri ve
Personel maliyetleri düşünüldüğünde belediyelerin su hizmetini eski fiyatlarla sürdürmesinin zaten mümkün olmadığı ortada.
Siz bakmayın kendisini basından sayıp, kenarda köşede ahkâm kesenlere.
Dediklerimi sağlıklı bir şekilde düşünün.
Burada güzelleme filan da yapmıyorum.
Empati yapın:
Siz başkan olsanız ne yapacaksınız?
Suyu getirmek için başka yol mu bulacaksınız?
Yoksa Ferhat gibi dağları mı delip ucuz su kaynağı mı bulacaksınız?
Başkan anlattı.
Biz de dinledik.
Bazıları neresiyle dinlediyse artık.
Yahu sırf muhalefet için yapmayın.
Bu şehir hepimizin.
Ayrıca muhalefet edilecek çok şey var, o ayrı.
Onaları sonra yazacağım, notlarımda var.
Ama sudan sebeplerle, suya dalmayalım.
10 tonluk kullanım için yaklaşık 1367 TL’lik toplam bedel ilk bakışta bana da yüksek gelmedi değil tabi.
Ama meseleye sadece “Rakam” olarak bakınca böyle oluyor.
Önce beyaz eşya servisini faturasına bakın.
Bir tost makinesinin sadece kapağını açıp “Bozuk mu, değil mi” diye bakmak için 700 lira servis ücreti istendi.
İşte böyle bir ekonomik düzenin içindeyiz.
Kıyaslayın bakalım şimdi…
Musluktan akan su ise sadece bir cihaz kontrolü değil; 24 saat yaşayan bir altyapı organizması.
Dedik ya:
Baraj var.
Pompa var.
Enerji var.
Arıtma tesisi var.
Laboratuvar kontrolü var.
Patlayan boru var.
Gece çalışan ekip var.
Yağmur suyu hattı var.
Kanalizasyon sistemi var.
Tekrar bir arıtma sistemi var.
Üstelik belediye sadece temiz suyu getirmiyor, bizim atık sularımızı da alıp arıtıyor.
Doğaya zarar vermeden yeniden sisteme kazandırmaya çalışıyor.
Başkanın özellikle vurguladığı “Mor Şebeke” projesi de tam bu yüzden önemliydi.
Çünkü artık su;
Sadece kullanılan değil, korunması gereken stratejik bir kaynak.
Türkiye yakın gelecekte su stresi yaşayan ülkelerden biri olacak.
Bu artık siyasi değil bilimsel bir gerçek.
Dolayısıyla belediyeciler de buna uygun davranmak zorunda.
Eskiden “Yol yaptı mı yapmadı mı?” diye bakılan yerel yönetimler artık su yönetimi, çevre politikası, atık dönüşümü ve altyapı dayanıklılığı üzerinden değerlendirilecek.
Başkanın anlattığına göre, Çanakkale Belediyesi bu alanda Türkiye ortalamasının üzerinde işler yapıyor.
Yalan söyleyecek hali yok ya.
Özellikle ileri biyolojik arıtma ve atık yönetimi konusunda birçok kente göre daha iyi noktada olduğumuzu üzerine basa basa söyledi.
Şimdi gelelim şu konuya:
Peki vatandaşın “Fatura pahalı” demesi haksız mı?
Elbette değil.
Asgari ücretli bir çalışanın bu faturayı sindirmesi kolay değil.
Çünkü ülkede alım gücü ciddi biçimde düştü.
İnsanlar artık maaşlarıyla ay sonunu getirmekte zorlanıyor.
Su faturası da doğal olarak tepki çekiyor.
Peki bu ekonomik durumun müsebbibi kim?
Belediye mi?
Bazen ülkenin genel ekonomik gerçekliği, en temel hizmetleri bile pahalı hale getirir.
Bugün Türkiye’de artık ucuz olan hiçbir şey yok.
Elektrik pahalı.
Doğalgaz pahalı.
Akaryakıt pahalı.
Ev pahalı.
Araba pahalı.
Servis pahalı.
Tamir pahalı.
Ulaşım pahalı.
Bu tabloda suyun da maliyetinin yükselmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Asıl soru, vatandaşın ödediği paranın nereye gittiği?
Eğer o para altyapıya dönüyorsa, arıtma tesisine gidiyorsa, kayıp-kaçak azaltılıyorsa, çevre korunuyorsa ve şehir geleceğe hazırlanıyorsa; o zaman mesele sadece “Fatura yüksekliği” olmaktan çıkıyor.
Çünkü kötü belediyecilik ucuz başlayıp pahalıya patlar.
İyi altyapı ise başta maliyetli görünür ama yıllar sonra şehri kurtarır.
Burada şehirli olarak, “Ucuz etin yahnisi ekşi olur” dememek lazım.
Sağlıklı yaşayacaksak, bu ekonomik ortamda bazı şeylere de sanki katlanmak gerek.
Ayrıca;
Bu faturayı belediyeye değil, merkezi hükümete sormak gerek…
YUNAN TANRILARI
Geçtiğimiz akşam Altın Yıllar Yaşam Merkezi İkinci Bahar Tiyatro Topluluğu ile benim yazıp, yönettiğim “Truvalı Helen’i Kim Kaçırdı” adlı oyunu oynadık.
Truva efsanesini Paris’in doğumundan, Truva’nın yıkılışına kadar olan kısmıyla anlattık.
Efsanenin içinde birçok tanrı ismi geçti haliyle.
Hatta buna gönderme yapmak için Paris’in ilk karısını olan Onione’ye bir replik yazdım.
Onione yalvarmak için ellerini havaya kaldırır:
“Ey Ormanlar tanrısı…!” der ve durur.
Hatırlayamaz.
Sonra da der ki: “Bizim bu efsanede de amma çok tanrı var, İsmini hatırlayamadım... Her neyse işte o tanrıya and olsun ki…” diyerek devam eder tiradına.
Arkadaşlarımdan biri de bu tanrıların adlarını paylaşmış.
“Günümüzde yaşasalardı, o tanrıların isimleri nasıl olurdu?” diye.
Yunan mitolojisi tanrıları:
Meşrubat tanrısı:
Gazos
Zayıflama Tanrısı:
Pilates
Araba Tanrısı
Toros
Cips Tanrısı:
Çitos
Alışveriş Tanrısı:
Migros
Ağrı Kesici Tanrısı:
Arvales
Çanta Tanrısı:
Hermes
Sınav Tanrısı:
Ales
Yardımlaşma Tanrısı:
Kermes
Çay Tanrısı:
Termos
Fakirlik Tanrısı:
Paçoz
Fısıltı Tanrısı:
Fiskos
Deniz Tanrısı:
Orkinos
Yurtdışı İlişkiler Tanrısı:
Konsolos
Küçükbaş Hayvan Tanrısı:
Merinos
Mevsim Tanrısı:
Ağustos
ÇÖP TOPLAMA
Çarşı Caddesi’nden ne zaman geçsem bankaların kesiştiği o merkezde çöp yığınları görürüm.
Defalarca da bildirmişimdir.
Ama bunu belediyeye “Toplanmıyor” diye şikâyet etmedim.
Zira bildiğime göre esnafımızın belirli saatlerde çöp çıkarma (atma) saatleri var.
Mesela Çarşı Caddesi’nde ambalaj atıkları “11.00, 16.00 ve 20.00” saatlerinde toplanıyor.
Bunun dışında o noktaya çöp veya ambalaj atığı atmak pek mantıklı değil.
Söylenen saatlere uymayanların çoğunluğu karşısında Zabıta, ceza yazmaya başlamış.
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” düsturu ile hareket geçen zabıtalar, cezayı kesip galip gelmişler…
Çünkü o nokta şimdilerde tertemiz…
Ne demişler:
“Temiz şehirse eğer,
Aklın yolu birdir,
Uslanmayanlar için,
Ceza en iyi şeydir…”
MÜFETTİŞ
Zamanın birinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bayan müfettiş, bir okulu teftiş etmek için görevlendirilir.
Müfettiş okula gitmek için yola koyulur ancak yolda arabası hararet yapar ve aracı çalışmaz.
Tesadüfen oradan geçen bir çocuk araca doğru yanaşarak, yardıma ihtiyacının olup olmadığını sorar.
Müfettiş çocuğun bu işi yapamayacağını tahmin eder ama yine de onu kırmamak adına sorar:
“Araçlardan anlar mısın?”
Çocuk; “Babam tamircidir bende bazen ona yardım ederim.” diye cevap verir.
Yapacak bir şey olmadığında müfettiş, çocuğun arabaya bakmasına müsaade eder.
Çocuk, arabanın motoruna bir bakış attıktan sonra, alet-edevat çantasını ister. Peşinden bir kaç dakika uğraşır ve müfettişe:
“Arabanızı çalıştırabilirsiniz” der.
Bu arada müfettiş bütün bu olanları dehşet içerisinde izlemektedir.
Arabaya biner, kontağı çevirir ve araba çalışır.
Müfettiş çocuğa teşekkür ettikten sonra merakla sorar:
“Bu saatte neden okulda değilsin?”
Çocuk boynu bükük cevaplar:
“Bugün okulumuza müfettiş gelecekmiş ve öğretmenin dediğine göre benim sınıfın en tembel öğrencisi olmamdan dolayı evde kalmam gerekiyormuş.”