Ege Denizi’nin kuzeyinde, Türkiye’nin üçüncü büyük adası olan Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde yer alıyor. Makilik alanların sıkça görüldüğü ada, Akdeniz ikliminin hakim olduğu ancak rüzgarın da sert olduğu bir ada olarak karşımıza çıkıyor. 12 koy ve burunun yer aldığı Bozcaada’nın etrafı irili ufaklı 17 ada ile çevrili. Bitki örtüsünün ve ikliminin etkisiyle muhteşem üzümler bu adada yetiştiriliyor. Yüzyıllar boyu Türkler ile Rumların bir arada yaşadığı adada huzur ve sakinlik hakim. Ancak son yıllarda adanın turizmin yıldızı haline gelmesiyle büyük şehirlerden oldukça göç alması, sakinliğini bir nebze olsun düşürüyor. Marmara’ya, Ege’ye ve İç Anadolu’ya yakınlığı sebebiyle her bölgeden insanı kendine çeken Bozcaada, özellikle İstanbul’dan ve Bursa’dan ufak tatil kaçamakları için gelenlerin gözdesi olmuş durumda. 
Yunan Mitolojisinde Tenedos adını kullanan Bozcaada, stratejik konumundan dolayı çağlar boyunca birçok kez istilaya uğramış ve el değiştirmiş. Adadaki nekrapol sahasında yapılan kazılardan anlaşıldığı üzere adanın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanıyor. Adanın bilinen ilk sakinleri Pelasg'lar. Daha sonra sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslar, Cenevizler, Venedikler ve Osmanlılar adaya hakim olmuş. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra Bozcaada, Türkler için önem kazanmış ve 1455’te Osmanlı topraklarına katılmış. Bu tarihten itibaren Osmanlılar ve Venedikliler arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş ve adanın hakimiyeti zaman zaman Venediklilere geçmiş. Osmanlı yönetiminde geçen uzun bir dönemden sonra, Balkan Savaşları sırasında 1912’de Yunanistan tarafından işgal edilen ada, 1923 Lozan Anlaşmasıyla Gökçeada ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmış.

RÜZGAR GÜLLERİNİN BÜYÜLÜ DÜNYASI
Kendisinin ve Çanakkale’nin enerji ihtiyacını sağlayan Bozcaada’da rüzgar türbinlerinin namı da çok büyük. Adaya gelenler güneşi batırmak için bu bölgeye gelip şaraplarını yudumlarken devasa rüzgar güllerinin heybeti altında saatlerce burada kalıyorlar. Belki de hayatınızda seyredebileceğiniz en büyüleyici günbatımları adanın batı ucunda bekliyor sizi. Güne son noktayı koymak için Rüzgar Güllerinin bulunduğu bölgeye gidenlerden kimisi piknik sepetleri ve şezlonglarıyla, kimileri de şaraplarıyla yerlerini alıyorlar muhteşem manzara karşısında. Merkezden kalkan minibüsler, ufak bir ada turu yaptıktan sonra güneşi batırmak üzere bölgeye gelip bir süre burada bekliyorlar. 
Bozcaada'da alışverişlerde naylon poşet yerine bez torbalar ve kese kağıtları kullanılıyor. Organik tarım projesi ile de bağlarda ilaçsız tarım destekleniyor. Yani ülkemizde görüp görebileceğiniz en çevreci yerleşim birimlerinden biri diyebiliriz Bozcaada için. 
Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı olduğu için tüm yapı ve onarımlar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca (Anıtlar Kurulu) onaylanıyor. Sıkı denetimler sayesinde adada çarpık yapılaşma görülmüyor. Büyük şehirlerden gelip de adaya hayran kalanlar, buraya yerleşmek için can atsa da, adada yerleşim anlamında dinginlik hakim. Eski rum evleri ve bağ evleri adanın yerleşim olarak nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlatan en güzel örneklerden. 
NEREDE YÜZÜLÜR?
Bakir koyları, masmavi denizi, tertemiz kumsallarıyla Bozcaada sizleri bekliyor. Kuzey Ege’nin soğuk sularında yüzmek sıcaklarla başı belada olanların imdadına yetişiyor. Adaya gelen hemen hemen herkesin tercihi Ayazma Plajı oluyor. İncecik, pırıl pırıl kumu, turkuaz denizi insanları kendisine çekmesini biliyor. Plajın üstündeki yol boyunca sıralanmış barlar, restoranlar, kafeler dışında beachler de bulunuyor. Kalabalıktan hoşlanmam, bana sessiz sakin bir kumsal ve berrak bir deniz lazım diyorsanız, birbirinden farklı ve birbirinden çekici koyları tercih edebilirsiniz. Sulubahçe, Habbele tam size göre olabilir, gidip görmenizde fayda var. rüzgarın olmadığı ya da adanın diğer tarafından estiği dönemlerde, dümdüz, çarşaf gibi bir denize girmek için hazır olun. Mavilikle canlanan mutluluğunuz, serin sularla huzuru yaşatacak sizlere. Adada koylara ulaşım da çok kolay, zaten ne kadar yer ki ada, ulaşımı zor olsun… Ayazma Plajı, Habbele Plajı ve Sulubahçe'ye 15 dakikada bir kalkan minibüslerle ulaşmak mümkün. 
Ayazma plajının bitişiğindeki Sulubahçe, diğer koylara oranla daha sessiz sakin bir koy olarak çıkıyor karşınıza. Fazla tesisin hizmet vermediği koy, bakirliğiyle göz dolduruyor. 
Ayazma’ya göre daha sakin olan bir başka koy ise Habbele. Adaya uzun yıllardır gelenlerin tercih ettiği bir koy olarak, yarı taşlı yarı kumluk plajıyla ve turkuaz deniziyle çıkıyor karşınıza. 
Bozcaadanın belki de gizli kalmış, henüz pek keşfedilmemiş koylarından biri; Beylik Koyu. Karaya oturan gemisiyle meşhur desek hatırlarsınız bu koyu. Genellikle ziyaretçilerin gemiyle poz vermek için uğradıkları bu koy, eğlence noktası haline gelmek üzere. 
Akvaryum Koyu, denizin altındaki mükemmel canlıları keşfedebileceğiniz koylardan bir tanesi. Eğer siz de denizin altında neler var, neler yok merak ediyorsanız, bir şnorkel ve gözlükle gelmenizi tavsiye ediyoruz. Bu koya da diğerleri gibi kolayca minibüsle ulaşmak mümkün.  
Çayır Koyu’nda ise deniz biraz daha güzel sanki. Renginin eşsiz maviliğinde kaybolmak isterseniz, adanın rüzgarsız bir gününde gelmenizi tavsiye ederiz. Burada denizin rengi bir başka güzel ve Göztepe’ye bakarak yüzmek çok keyifli. Genelde adanın yerlileri tarafından bilinen koy, sakin ve huzurlu. Tam deniz kenarına kadar inen düzgün bir asfalt yolu bulunuyor. Yürüyüşle merkezden 45 dakikada varmak mümkün. 
Adanın en solunda ve ucunda yer alan Tuzburnu Koyu, Tuzburnu Feneri ile ün yapmış ziyaretçiler tarafından. Rüzgarın esiş yönü sebebiyle lodoslu havalarda en çok tercih edilen koylardan biri. Buraya tempolu bir yürüyüşle ada merkezinden 1 saatte varmak mümkün. Koyda beach hizmeti veren bir tesis de bulunuyor. Bu arada Tuzburnu fenerine çıkıp panaromik Ege denizine karşı oturması çok keyifli.
Poyraz Limanı Koyu, ada merkezine en yakın koylardan biri. Çanak şeklinden dolayı poyrazda bile fazla rüzgar almıyor. Yürüyüşle 15 dakikada ulaşmanız mümkün. Denizi genel olarak sığ ve sıcak ama deniz kestanelerine dikkat etmek gerekiyor. 
Tekirbahçe Koyu’nda ise aqua park bulunuyor. Adanın turizm bölgesi ilan edilen Tekirbahçe’de 5-6 otel ve ufak bir tatil köyü bulunuyor. Uzunca bir kumsaldan oluşan koyda tesislerde kalanlar için konulan şemsiye ve şezlonglar bulunuyor. Bu ufak plajlardan bazılarına siz de dışardan katılabilirsiniz. Tatil Köyü'nün havuz ve aqua parkına giriş ücretini vererek herkes girebiliyor zaten. Koya anayoldan sapılan toprak yollar dışında Poyraz Limanı’ndan kıyı boyunca yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Böylece ikisinin arasındaki minik bir koyu da keşfetmiş olursunuz.
GİZEMLİ SOKAKLAR

Feribotun yanaştığı ilçe merkezi, adanın tek toplu yerleşim yeri. Ada merkezi, nostaljik sokakları ile şirin bir kasabası havasında. Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere, Rum ve Türk Mahallesi diye ikiye ayrılmasında rol oynamış kasabanın. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.
Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor. Sokakların birbirini dik kesmesi düzenli bir hava veriyor. Mahallenin tam ortasında bir kilise ve saat kulesi yer alıyor. Bir zamanların kahveleri, meyhane ve tavernaları şimdi turistik restoran, kafe ve dükkan olarak hizmet veriyor. Eski Rum evlerinin bir kısmı yazlık ev, bir kısmı da pansiyon ve otel olarak kullanılıyor.
Türk Mahallesi, kıvrımlı sokakları ve ahşap, cumbalı evleri ile belli ediyor kendini. Burada daha az turistik mekan bulunuyor. Son yıllarda yeni açılan pansiyon ve otellerin sayısında artış görülüyor. 
Ada sokaklarını 1 saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı yakalanıyor. Özellikle fotoğrafseverler için ara sokaklar, bol bol vakit geçirilecek yerler.
BOZCAADA KALESİ
Feribotla adaya yaklaşırken ilk dikkatinizi çekecek adanın heybetli kalesi olacak. Küçük bir kasaba havasındaki merkezin bu kadar büyük bir kalesinin olması sizi şaşırtmasın. Bozcaada Kalesi’nin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor aslında.
Boğazın hemen çıkışında olması ve anakaraya yakınlığı sebebiyle yüzyıllar boyunca istilaya açık bir yer olmuş ada. Üzerinde yaşayan medeniyetler ancak bu denli büyük bir kaleyle güvende hissetmişler kendilerini. Şimdi var olma amacını kendi bile unutmuş, meraklı ziyaretçilerini bekliyor kale. Surlarında korsan gemilerini gözetleyen nöbetçilerden beri çok şey değişmiş. Ama yüzyıllardır başında esen poyrazı, tepesinde dolaşan kargaları, dimdik gururlu duruşu değişmemiş...
Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi’nin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve  Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455). 
Venedik- Osmanlı arasında süren mücadeleler sırasında uğradığı tahribatlar sonrası, Köprülü Mehmed Paşa döneminde büyük bir onarımdan geçmiş (1657). 2. Mahmut zamanında ise neredeyse yeniden inşa edilerek bugüne kadar bu görünümü korunmuş(1815).
Adanın kuzeydoğu ucuna, kayalıklar üzerine inşa edilmiş kalenin etrafı zamanında suyla dolu olan bir hendekle çevrili. Bir zamanlar asmalı bir kapıyla girilirken şimdi sabit bir köprü üzerinden giriliyor kaleye. Yine bir zamanlar içerisinde Türk ahalinin yaşadığı iki caminin olduğu kale içi, şimdi neredeyse bomboş. Sadece festival zamanlarında verilen konserlerle hareketleniyor.

İç kale bölümünde ada etrafından çıkarılan amforaların sergilendiği bir oda bulunuyor. Ayrıca kalenin bahçesinde adadan çıkarılan çok sayıda eski mezar taşı ve tarihi eser sergileniyor.
ŞARAP FABRİKALARI
bozcaada'nın şarap fabrikaları, şarapçılık geleneğinin çok eski yıllara dayandığı adanın vazgeçilmez yapıları. Adanın 3 eski şarap üreticisinin fabrikaları ada merkezindedir. Son yıllarda açılan fabrikalar ise merkez dışında yapılmış. Talay, Corvus ve Amadeus şarap fabrikaları yaz sezonu boyunca talebe göre tur düzenliyor. Bu turlarda fabrikayı gezerek şarap yapımı ile ilgili detaylar bilgiler edinebilirsiniz. Amadeus ve Corvus fabrikalarının içinde tadım yapabileceğiniz 'wine barları' da bulunuyor.
AYAZMA MANASTIRI
Adanın güney kısmında yer alan ayazma, adaya gelen ziyaretçilerin en ilgisini çeken yerlerden biri. Burada çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı bulunuyor. Ayazma’daki Rum Ortodoks cemaate ait manastır, Rum azize Aya Paraskevi adına yapılmış ve onun adını taşıyor. Sadece İstanbul’da bu azize adına kurulmuş 5 kilise bulunuyor. 1734 yılında Manolaki Manolidis tarafından yapılan manastır, sadece özel günlerde ibadete açılıyor.
Devasa asırlık çınar ağaçlarının oluşturduğu gölgelik alanı ve sürekli akan çeşmesi ile piknik yapanların tercih ettiği yerlerden biri Ayazma. Özellikle gün batımında denize bakan manzarasına karşı bir ağaca yaslanarak oturmanın keyfine doyulmuyor. Buradaki çeşmeden bir kez su içenin artık adalı olacağına dair bir efsane de anlatılıyor.
Manastırın alt kısmında bir dilek mağarası bulunuyor. Ziyaretçiler burada mum yakıp adak adıyorlar, taştan ve çalı çırpıdan dileklerini sembolize edecek şekiller yapıyorlar. Mağaranın içindeki üst üste dizilmiş taşlar, hayallerdeki ev ve arabaları anlatıyor aslında.
Sinem Tetik


Kaynak: Haber Merkezi