Bugün memlekette ekonomi öyle bir hale geldi ki, insanlar artık Merkez Bankası raporundan önce burç yorumuna bakıyor.
Çünkü maaşın yetmediği yerde umut devreye giriyor.
Piyango alan var,
At yarışı oynayan,
Bahis oynayan,
On numara gibi şans oyunu oynayanlar,
Kazı kazan da cabası.
Ama size daha garanti bir haber.
“Jüpiter etkisi başlamış…”
Haydi yine iyisiniz.
Etki başlayınca ne olacak?
“Para kapıları açılacak”
“Servet dönemi gelecek”
“Paraya para demeyeceksiniz”
“Mal, mülk sizin için çok kolay ulaşılır olacak”
Bu Jüpiter yüzünden habere rekor sayıda tıklama olmuş.
İyi de kim faydalanacak?
O da önemli.
Çünkü boşu boşuna “Nasılsa zengin olacağız” diyerek;
“Bol keseden para harcamayın.”
“İşinizden istifa filan etmeyin.”
“Sevmediğiniz patronun yüzüne kötü sözler söylemeyin...”
“Hele hele ev sahibine ‘Al evini başına çal’ demeyin.”
Önce burcunuzu kontrol edin.
Bu Jüpiter’den etkilenecek burçlar şunlar.
Önce Boğa.
Sonra Başak ve
En sonda Oğlak…
Bu burçlarına yönelik “Kazanç fırsatı” başlıklı yorumlar sosyal medyada ciddi yankı bulunca, bu yazıları görmemiş olan ve bu burçlara sahip vatandaşa hizmet amacıyla yayımladım.
Eskiden insanlar bankacı arkadaş edinirdi.
Şimdi “Yakın çevrende Başak, Boğa veya Oğlak var mı?” diye bakacak.
Çünkü astrologlara göre ek gelir kapıları sadece onlara açılıyor.
Oğlaklar; Yatırım fırsatı yakalayacakmış.
Boğalar ise; Emeklerinin karşılığını topluyormuş.
Bu durumda yapılacak şey belli:
Boğa arkadaşınıza “Kanka nasılsın?” mesajını sıklaştırın.
Başak burcuna kahve ısmarlayın.
Oğlak’ın doğum gününü bu sene unutmayın.
Çünkü ekonomi yönetimine güven azaldıkça insanlar hayat sigortasını çevresinde arıyor.
İşin ironik tarafı şu:
Ülkede milyonlarca insan artık çalışarak değil, “Şans döner mi?” diye yaşayarak ay sonunu getirmeye çalışıyor.
Astrolojiye yöneliş sadece magazin meselesi değil; aynı zamanda ekonomik ruh halinin göstergesi.
İnsan geleceği öngöremediğinde yıldızlara bakıyor.
Çünkü pazardaki fiyatlar kadar oynak başka hiçbir şey kalmadı.
Bir dönem “Faiz sebep enflasyon sonuç” deniyordu.
Şimdi “Jüpiter sebep, refah sonuç” noktasına geldik.
Üstelik sadece bir haber de değil.
Son haftalarda peş peşe;
“Servet Kapısı Açılan Burçlar”,
“9 Yıllık Zenginlik Dönemi”,
“Beklenmedik Kazanç Fırsatları” başlıklı içerikler yayınlanıyor.
İnsanlar ekonomi sayfasıyla astroloji sayfasını aynı ciddiyetle okumaya başladıysa, burada yalnızca gökyüzünü değil yeryüzünü de sorgulamak gerekir.
Yine de tedbiri elden bırakmayın:
Eğer çevrenizde Boğa, Başak ya da Oğlak varsa aranızı iyi tutun.
Yarın öbür gün Jüpiter gerçekten çalışırsa, en azından kahveyi onlar ısmarlar.
Bana bakmayın.
Eşim Başak, Annem ve torunum Boğa.
Diyeceğim şudur:
“Hayat bana güzel…”
ANLATALIM VATANDAŞA
Hatırlayacağınız üzere geçen Gaziantep’te meydana gelen olay şöyle aktarılmıştı ajanslara:
“Gaziantep önceki gün aynı anda bastıran yağmur, dolu ve fırtınayla ‘süper hücre’ dehşeti yaşadı. Bazı binaların balkonları çöktü, çatılar uçtu, birçok ağaç kökünden söküldü, dereler taştı, yollar göle döndü.”
Pek sık karşılaşmadığımız, çok korkunç ve yaşanılması zor bir doğa olayıydı.
Merak ettim.
“Neden?
Nasıl?
Neden Gaziantep?
Daha önce ülkemizde oldu mu?
Hasar kaydı ne kadar?
Başka yerlerde de olabilir mi?
Nasıl önlem almak lazım?”
Bunları uzun uzun araştırmak yerine Yapay Zekâya soruverdim.
“Anlat bakalım, bu soruları araştır ve cevap ver” dedim.
İşte o cevabı:
Gökyüzü bir anda karardı.
Ardından dolu, hortum, şiddetli yağmur ve fırtına aynı anda bastırdı.
Gaziantep’in yaşadığı bu tabloya meteorolojide “Süper hücre” deniyor.
Amerika’daki kasırga görüntülerini andıran bu hava olayı artık Türkiye’de de daha sık görülmeye başladı.
Gaziantep’te yaşanan son olayda çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar zarar gördü, dereler taştı.
Bazı bölgelerde hortum oluştuğu bildirildi.
Kentte 39 okulda hasar nedeniyle eğitime ara verildi.
Yetkililer 23 kişinin yaralandığını açıkladı.
Peki “Süper hücre” tam olarak nedir?
Normal bir yağmur bulutu değildir.
Kendi içinde dönen dev bir fırtına sistemidir.
İçerisinde çok güçlü dikey hava hareketleri oluşur.
Sıcak hava hızla yükselirken soğuk hava aşağı çöker.
Eğer rüzgâr farklı yüksekliklerde farklı yönlerde esiyorsa, bulut kendi etrafında dönmeye başlar.
İşte o zaman ortaya “Süper hücre” çıkar.
Bu sistemler:
Çok iri dolu,
Ani sel,
Yıkıcı rüzgâr,
Şimşek yoğunluğu,
Hatta hortum üretebilir.
Gaziantep neden hedef oldu?
Çünkü Güneydoğu Anadolu son yıllarda iklim geçişlerinin sert yaşandığı bölgelerden biri haline geldi.
Akdeniz’den gelen sıcak ve nemli hava ile İç Anadolu’dan inen serin hava burada sık sık çarpışıyor.
Bahar aylarında sıcaklık farkı büyüdüğünde atmosfer adeta enerji depoluyor.
O enerji bir anda boşalınca ortaya bu tür fırtınalar çıkıyor.
Uzmanların dikkat çektiği nokta şu:
“İklim değişikliği yalnızca sıcaklığı artırmıyor; atmosferdeki aşırı enerji birikimini de büyütüyor.”
Bu yüzden “Bir aylık yağmurun bir saatte yağması” artık daha sık görülüyor.
Daha önce oldu mu?
Evet.
Türkiye’de özellikle:
İç Anadolu,
Marmara’nın güneyi,
Akdeniz,
Güneydoğu Anadolu bölgelerinde son yıllarda benzer süper hücre olayları görüldü.
Konya, Ankara, Bursa, Eskişehir, Antalya ve Şanlıurfa çevresinde de geçmişte hortumlu ve dolulu süper hücre vakaları yaşandı.
Özellikle tarım alanlarında milyonlarca liralık zarar oluştu.
Gaziantep’teki son olayın farkı ise sistemin çok geniş alana yayılması ve şehir merkezini doğrudan vurması oldu.
Hasar neden bu kadar büyük oldu?
Çünkü şehirlerimiz hâlâ “Olağan Yağmur” mantığıyla planlanıyor.
Sorunlar şunlar:
Yetersiz yağmur suyu altyapısı,
Dayanıksız çatı sistemleri,
Dar drenaj kanalları,
Plansız kentleşme,
Betonlaşma nedeniyle toprağın suyu emmemesi.
Yağmur birkaç dakikada sele dönüşüyor.
Rüzgâr hızlandığında zayıf çatılar savruluyor.
Dolu araçları ve seraları parçalıyor..
Peki başka şehirlerde de olabilir mi?
Kesinlikle evet.
Meteoroloji uzmanları özellikle:
Mayıs,
Haziran,
Eylül aylarında riskin arttığını söylüyor.
İç Anadolu’dan Akdeniz’e uzanan hat artık daha sık “Süper hücre koridoru” gibi davranıyor.
Yani yalnızca Gaziantep değil;
Adana, Konya, Kayseri, Ankara, Kahramanmaraş, Şanlıurfa hatta İstanbul bile risk altında olabilir.
Vatandaş ne yapmalı?
En kritik konu bu.
Meteoroloji “Turuncu” veya “Kırmızı” uyarı verdiğinde bunu sıradan yağmur haberi gibi görmemek gerekiyor.
Önlemler:
Açık alanda kalmayın.
Araçları mümkünse kapalı yere çekin.
Balkon ve çatılardaki gevşek eşyaları sabitleyin.
Sel riski olan alt geçitlere girmeyin.
Hortum görüldüğünde cam kenarından uzak durun.
Elektrik direkleri ve ağaç altlarından kaçının.
Ve en önemlisi:
“Bir şey olmaz” alışkanlığını bırakmak gerekiyor.
Çünkü artık hava olayları eski Türkiye’nin hava olayları değil.
Gaziantep’te yaşananlar bir istisna değil; “Yeni iklim düzeninin habercisi olabilir.”
PİRAMİT NE KADAR ÇEKER?
Nereden aklıma geldiyse artık.
Zira büyük blok taşlardan oluştuğu, bunların tonlarca ağırlıkta olduğu sürekli anlatılırdı.
Hatta “Tanrıların Arabaları” adlı kitabı gençliğimde okumuştum, oldukça ilgimi çekmişti.
O zaman bile sormuştum kendi kendime;
“Bu Piramitlerin toplam ağırlığı ne kadar acaba?” diye.
Bununla ilgili bir yazı aradım ama çok izahı yoktu.
Dedim “Yine bizim YZ’ye sorayım.”
Bu YZ beni tembelleştirdi galiba.
Sıkışınca ona sorar oldum.
Eh atalarımız ne demiş?
“Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Hazır keşfedilmişi var…”
Valla kusura bakmayın.
Ona sordum…
İnsanlığın en büyük yanılgılarından biri şu olabilir:
Biz hâlâ piramitleri “Taş yığını” sanıyoruz.
Oysa mesele taş değil.
Asıl mesele;
“O taşların neden hâlâ batmadığı?”
Düşünsenize…
“Yaklaşık 6,5 milyon tonluk bir ağırlıktan” söz ediyoruz.
Bugün modern şehirlerde gökdelen yapılırken bile önce zemin etüdü yapılıyor.
Jeologlar geliyor, mühendisler hesap yapıyor, bilgisayar simülasyonları çalıştırılıyor.
Çünkü en büyük korku şudur:
“Bina çöker mi?”
Şimdi dönelim 5 bin yıl öncesine…
Resmî tarihe göre ellerinde;
Demir yok.
Çelik yok.
Bilgisayar yok.
Modern matematik yok.
Alet olarak;
Bakır keski,
Ahşap kızak ve
İnsan gücü var.
Ama ortaya çıkan yapı, binlerce yıldır neredeyse milimetrik sapmayla ayakta.
İnsan burada ister istemez şunu soruyor:
Gerçekten “ilkel” miydiler?
Çünkü bugün bile mühendislikte kabul edilen doğal oturma payları vardır.
Dev yapılar zaman içinde zemine gömülür, birkaç santimlik çökmeler normal karşılanır.
Fakat Giza’daki Büyük Piramit’in binlerce yılda gösterdiği stabilite hâlâ uzmanların ilgisini çekiyor.
İşin en tuhaf tarafı ne biliyor musunuz?
Piramit sadece büyük değil…
Doğru yere yapılmış.
Çünkü aynı ağırlığı daha gevşek, alüvyon zemine koysanız zamanla oturma kaçınılmaz olurdu.
Ama Giza platosu, sanki özellikle seçilmiş gibi davranıyor.
Burada insanın zihnini kemiren soru artık şu oluyor:
“Onlar zemini bizden iyi mi biliyordu?”
Belki de piramitlerin sırrı uzaylılar değil.
Belki mesele, kaybolmuş bir mühendislik bilgisi.
Çünkü tarihe hep kibirle bakıyoruz.
“Eski insanlar daha az biliyordu” diye düşünüyoruz.
Oysa belki de bazı şeyleri biz unuttuk.
Belki onlar doğayı hesap makinesiyle değil, gözlemle okuyordu.
Belki taşın ağırlığını değil, toprağın hafızasını biliyorlardı.
Ve belki de bu yüzden bugün hâlâ piramitlerin karşısında sadece turist gibi değil, öğrenci gibi duruyoruz.
Asıl gizem taşların nasıl taşındığı değil.
O taşların neden hâlâ yerinde olduğu.