Yıllar önce  tesadüf eseri bir film seyretmiştim. Adı, Narayama Türküsü veya Narayama Balatı'ydı...

Yıllar önce  tesadüf eseri bir film seyretmiştim. Adı, Narayama Türküsü veya Narayama Balatı'ydı...

Bu filmi çok gerçekçi ama, bir o kadar da  acımasız olarak görmüştüm. Tam olarak özümsemek için de birkaç kez daha seyretmiştim...

Şartlar, insanları ne kadar acımasız yapıyor, diye düşünmüş ve duygusuz insanlar kümesi olarak da değerlendirmiştim.

Bu acımasız filmin konusu, Japon Yazar Shichiro Fukazawa tarafından  yazılan aynı adlı  romandan alınmış.

Roman, 1958 ve 1983 tarihlerinde iki defa sinemaya uyarlanmış. Ben, 1983 tarihinde çekilen ikinci versiyonunu seyrettim...

Çok başarılı bir sinema filmi.

Cannes Film Festivali'nde de en iyi film dalında  ödül almış bir film.

Bu filmde Orin Ana'nın hikayesi anlatılıyor...

Filmde anlatılan olaylar da kısaca şunlar...

Japonya'da, eski zamanlarda  çok uzun süren bir kıtlık dönemi olur. İklim de hep ters gelişim gösterir... Kıtlık, daha da çekilmez hal alır...

Halk, sonunda karar verir...

Artık üretemeyen ve sadece tüketici olan ve yetmiş yaşına gelmiş olan herkes yörenin en büyük dağı olan Narayama Dağına götürülüp bırakılır. Böylece genç nesillerin yaşamasına fırsat tanınmış olur. Ayrıca nesillerin devamı da sağlanmış olur...

Orin Ana'da, dağa bırakılma zamanı gelince önce çocuklarının ve torunlarının toplumsal hayat içinde yerini sağlamlaştıracak işler yapar. Dişleri hâlâ çok sağlamdır. Bu yüzden lokmaları göze batar. O da dişlerini  kırarak fazla bir şey yemediğini ispata çalışır.

Nihayet, dünya işlerini yoluna koyar ve dağa gitme zamanı gelmiştir. Oğul, Orin Ana'yı sırtına alır ve yorucu bir yolculuğa çıkarlar. Zirveye doğru yaklaştıklarında, etrafta insan kemikleri, dallarda da akbabalar yeni yiyeceklerinin gelmesini beklemektedir... Bu sırada kar yağmaya başlar... Oğul, Orin Ana'yı zirveye bırakır. Arkasına bakmadan gider... Annesinin bu kar fırtınası içinde fazla acı çekmeden öleceğini düşünerek dağdan iner ve film biter...

Bu filmi neden anlattım?

Bu filmi günümüze uyarladığımızda gördüğümüz manzara Türkiye'deki Emekliler aklımıza gelmektedir. Onlar da ülkemiz için üretmişler, çalışmışlar ve nihayet emekli olmuşlar ve ömürlerinin son dönemini de huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamak istemişler ama, onlar, tıpkı Orin Ana'nın günümüzdeki versiyonu durumuna sokulmuşlardır... Yoksulluktan kurtulmalarının tek çaresi ölümle olacaktır.

Çünkü, bütçeden onlar için ayrılacak para yokmuş!

Onlar da hastalıklarla boğuşarak, çocukluklarındaki güzel Türkiye'yi birbirlerine anlatarak ölümü beklemektedirler...

Muktedir güçlerin bu olaya bakışı ise    emekliler  ölsün ki daha fazla ve iştahla var olanları biz yiyelim, diyen bir bakış açısıdır...

İlk emekli maaşım, dört asgari ücret kadardı. Şimdi ise sadece bir asgari ücretin biraz üzerinde emekli maaşı alıyorum.

Alım gücüm de her geçen gün azalmaktadır...

Yani, biz Orin Ana rolüne layık görüldük... Tüm emekliler, bu şartlar da ölüme mahkum edilmiş olmaktadır...

Muktedirler, aldıkları kararlarla Türk insanının yaşama sevincini kaybetmesine sebep olmuşlardır...

Bir de  on iki katrilyonluk bir bütçede, on bin lira seyyanen ücret verirseniz, bunun bütçeye etkisi %6 kadar olacaktır. Bu total bütçe rakamları içinde bir hiçtir... Sadece bir tercih meselesidir...

KKM uygulamanızın hiç yoktan bütçeye olumsuz etkisi sekiz yüz elli milyar liradır...

Havaalanı, tüp geçit, oto yollar, kamu hastaneleri  bütçe imkânlarıyla yapılsaydı bu yatırımların girdileri bütçeye gelir olarak gelirdi.

Yine, bazı şirketlerin gelir vergilerini çok rahatlıkla siliyorsunuz, bize de ek motorlu taşıtlar vergisi koyuyorsunuz... Muktedir olduğunuz günden bu güne almadığınız gelir vergisi miktarı ne kadardır? Açıklasanız da öğrensek.

Ayrıca, yardımlaşma güzel şeydir;ancak, kendi halkı açken dünyadaki bir çok ülkeye seksen beş milyar dolar yardım yapmak, makul bir hareket midir?

F-35 projesinden çıkarıldık. Oraya yatırdığımız iki buçuk milyar dolar paramızı geriye alabildik mi?

1960'lı yıllarda, halk kazandığı paranın %60'ını tasarruf eder ve yatırım yapardı. Şimdi ise halk değil tasarruf yapmayı karnını doyurmayı başaramamaktadır... Bu duruma gelen halkı, hangi tepeye götürerek ölüme terk edeceksiniz? Hiç olmazsa mezar yerimiz belli olsa da geleceğin tarihçileri bizi yazabilsin, diye bir iz bırakabilsek, derim...

Açlık, sofuluğu bozar, derler.

Her alanda çürümüşlüğün birinci sebebi, sizin bu uygulamalarınız olmaktadır...

Yosullaştırma projenizde halk, ya sabır, dedi. Ama, bıçak kemiğe dayandı... Artık, uçurumun kıyısına kadar gelen halkın ne yapacağı bilinmez... Öfke, hangi sonuçları doğurur bilinmez..

Bir dost olarak, sadece uyarıyorum... Aklınızı başınıza toplayınız ve gereğini yapınız.

Yapılması gerekenler...

1-Deprem konutları dışında tüm ödemeleri durdurun.

2-KKM hesaplarından vergi alın...

3-Milyon lira üzerinde kurumlar ve gelir vergisi ödeyen kuruluşlara, bir defaya mahsus olmak üzere aynı miktarda vergi koyun...

4-Makam uçaklarını ikiye indirin ve diğerlerini satın.

5-Temsil, ağırlama giderlerini kaldırın. Bütçeye konan rakamları da  bir yıllığına maaş havuzuna aktarın...

6- Kamuya personel alımını durdurun... Bilimsel ve tıbbi faaliyetler için alımlar serbest olsun...

7-Özelleştirmelerden gelen yaklaşık altmış milyar doları, nerelere harcadınız? Açıklarsanız memnun oluruz.

8-İhracatı artıracak yatırımlara öncelik verin... Bu yatırımları destekleyin...

9-Ülkemizde vatandaş olmayan kim varsa ülkelerine gönderin... Sadece soydaş olanlara ayrıcalık tanıyın...

10-Tasarruf için milli seferberlik ilan edin. Bunu da ilk olarak siz başlatarak  örnek olun...

Başka tedbirler de düşünülebilir...

Son sözüm, uygulanan Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi'nin çöktüğünü ifade ederek; sorumluları belli, denetlenebilir, planlı bir döneme girilmesinin gerektiğini ifade ederek gereğini yapmalısınız...

Ülkemizi ve insanlarını seviyoruz.

Sevgimizi pekiştirecek hareketler içinde olmanızı ifede eder. Tüm siyaset  kurumu aktörlerine durumumuzu arz ederim efendim.

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

******

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...