Bu konuda, iki yıl önce yazdıklarımız... Bir arpa boyu yol gitmemişiz... Tehlike, her geçen gün artmakta... Biz, bu durumu bir kez daha gündeme taşımış olalım... Herkesi de duyarlı olmaya çağıralım...

Bu konuda, iki yıl önce yazdıklarımız... Bir arpa boyu yol gitmemişiz... Tehlike, her geçen gün artmakta... Biz, bu durumu bir kez daha gündeme taşımış olalım... Herkesi de duyarlı olmaya çağıralım...

**

Önümüzdeki yüz yılın içinde çokça göreceğimiz, duyacağımız sözcükler...

Birinci ve ikinci paylaşım savaşları toprak kazanma ve ham maddeye hakim olma savaşıydı. Şimdi, önümüzdeki dönemde de bir savaş çıkacaksa bu da "su" dan çıkacak derim.

Sanki önemsiz gibi duruyor ama, insanlığın var oluşu su sayesindedir. Su yoksa hayat da yoktur. Bu yüzden ekonomik açıdan zengin ve teknolojik olarak güçlü olan eğitimli topluluklar, az gelişmiş veya gelişmemiş toplulukların elinden su gücünü alarak kendileri kullanacaktır. Suyun asıl sahibi olan topluluklar da yok olmaya mahkum olacaktır.

 

Yine, karbon gazı kirliliği için 2050 yılına kadar karbon sıfır uygulaması gündeme gelmiştir. Burada fosil yakıttan elde edilen enerjinin oluşturduğu kirlilik ortadan kalksın, diye Kömürle çalışan ve elektrik üreten termik santraller kapatılacak veya başka yere taşınarak yenilenebilir enerji için kullanılacaktır. Burada, enerji çeşitlemesi açısından önce güneş enerjisi santralleri, sonra rüzgar enerji santralleri ve jeotermal enerji santralleri öncelik kazanacak ve en son olarak da hidro elektrik santralleri devrede olacaktır. Biz 2030 yılı için bazı kararlara imza atmışız. Karbon salınımını azaltacağımızı taahhüt etmişiz. O zaman derhal elektrikle çalışan otomobil ve diğer araçlara geçmeliyiz. İklim Değişikliği Glasgow Kararları sürecine uymak için acil olarak yeni yol haritası çıkartmalıyız. Yine, 11.Beş Yıllık Kalkınma hedeflerini de yeniden gözden geçirmeliyiz. Bu konuda somut bir adımın atıldığını görmemekteyiz...Yetkililerin bir çalışma yapması için yukarıdan talimat alması gerekiyor herhalde... Bence kamu yönetimi içinde görevli kişiler bu konularda çalışmalar yapmalı ve bir yol haritası çıkartmalılar... Bilim dünyasının ürettiği bilgileri de kullanmayı bilmeliler... İnşallah yapılır...

Gıda konusu ise başlı başına bir dert. Sağlıklı gıdaya ulaşmak büyük mesele... Artan hayat pahalılığı, merdiven altı imalatı da artırmakta... Sahte ve sağlıksız gıda her tarafı kaplamakta... İllegal ve sağlıksız gıda üretimi bizim toplumumuzu da olumsuz etkilemekte... Kanser dahil ölümcül hastalıkların artmasının bir diğer sebebi de, güvenli gıdaya insanların ulaşamamasıdır. Toplum sağlığını düşünen tüm ülkeler, sağlıklı gıda için gerekli tedbirleri alarak kendi halkını korumaktadır... Gıda ürünü olarak ihraç ettiğimiz ürünlerde pestisit artığı var, diye geri gönderiliyor... Adamlar kendi toplumlarını olumsuzluklardan koruyor;biz de, sağlıksız, diye geri gönderilen bu gıdaları iç piyasaya vererek tüketiyoruz. Sonra, tedavisi mümkün olmayan veya uzun yıllar süren hastalıklar karşımıza çıkıyor... Biz, bu kadar zengin bir ülke değiliz ki, her ferdimizi böyle uzun uzun tedavi dönemlerine alalım! Bu hastalıkları tetikleyen unsurlar daha oluşmadan tedbirler alalım. Halkı, sağlıklı yaşaması için eğitelim. Koruyucu halk sağlığı tedbirlerini geliştirelim ve halkı eğitelim, derim.

 

İklim değişikliği önümüzdeki dönemin en büyük meselesi olarak karşımıza çıkacağına göre; daha şimdiden tüm tedbirleri almalı ve halkımızı ;temiz su, temiz enerji, temiz gıda konularında bilinçlendirmeliyiz. Bu konuda Milli Eğitim Müfredatı değiştirilmeli, bu konular ayrı bir ders olarak her seviyede okullarımızda ders olarak okutulmalıdır...

Görev TBMM'ye düşmektedir...

Bu işte tüm siyaset kurumu sorumluluk almalı, yüreklerimiz aynı şekilde heyecanlı ve toplu atmalı...

İnşallah yapılır...

 

Bilgi edinmeniz dileğiyle...

**

Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...