Açıklamada, özellikle Dardanos Orman Kampı üzerinden yürütülen tartışmalara dikkat çekilerek ÇTSO Başkanı Selçuk Semizoğlu’nun açıklamasına tepki gösterildi. Açıklamada, Dardanos Orman Kampı süreçte konunun kamu yararı, emekçiler ve doğa yerine “nizamiye”, “kapı” ve “giriş–çıkış” başlıklarına indirgenmesinin bilinçli bir tercih olduğu savunuldu. Birleşik Kamu-İş Çanakkale İl Başkanlığı, Dardanos Orman Kampı satılırken meselenin teknik ayrıntılara sıkıştırılmasının, ormana değil rant değerine bakıldığını gösterdiğini ifade etti.
Birleşik Kamu-İş Çanakkale İl Başkanlığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bir ticaret odası başkanı, kamusal bir orman alanının satışını tartışırken hangi yerden konuşur? Halkın yerinden mi? Yoksa ticaretin yerinden mi? Çanakkale’nin ormanları, yangına giden emekçinindir. Eğitim alan ormancınındır. Bu pahalılıkta nefes almaya çalışan emekçinindir.” Bazı kesimlerin ormanları “rant”, “rakam”, “metrekare” ve “değerlendirilecek alan” olarak gördüğü belirtilerek, bu anlayışın geçmişte fabrikaların, limanların, madenlerin ve kıyıların satışında kullanılan dilin aynısı olduğu savunuldu. Bir ay boyunca sessiz kalınmasının halkın tepkisini değil, “gücün yönünü tartma” amacı taşıdığı ifade edildi.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı; “Çanakkale’nin kıyıları ve kamusal alanları satışa çıkarılırken bir aydır süren bir sessizlik vardı. Bu sessizlik sıradan bir sessizlik değildi; bu, bekleyenlerin sessizliğiydi. Halk konuşurken susanların, orman emekçileri ayağa kalkarken geri duranların, “iktidar ne diyecek?” diye gözünü yukarı dikenlerin sessizliği… Sonra beklediği tavır nihayet geldi ve konuştu; peki konuşan doğru tezleri mi savunuyor? Konu Çanakkale’nin orman kampıydı ama dikkat edin: Konu orman olmadı, konu kamu yararı olmadı, konu emekçi olmadı; konu bir anda “nizamiye” oldu, kapı oldu, giriş–çıkış oldu. Bir kentin ormanı satılırken meseleyi kapıya sıkıştıran akıl, ormana bakmıyordur; ormanın değerine bakıyordur. Soruyoruz, yüksek sesle soruyoruz: Bir ticaret odası başkanı, kamusal bir orman alanının satışını tartışırken hangi yerden konuşur; halkın yerinden mi, yoksa ticaretin yerinden mi? Çanakkale’nin ormanları yangına giden emekçinindir, eğitim alan ormancınındır, bu pahalılıkta nefes almaya çalışan emekçinindir. Ama belli ki bazıları için bu ormanlar ranttir, rakamdır, metrekaredir, “değerlendirilecek alan”dır. Biz bu dili tanıyoruz; bu dil, yıllardır bu ülkenin fabrikalarını, limanlarını, madenlerini, kıyılarını “değerlendiren” dildir. Bir ay sustunuz çünkü halkın tepkisini değil, gücün yönünü tarttınız. Bugün konuşuyorsunuz ama yine halktan yana değil, satışı normalleştiren bir yerden. Biz buradayız ve buradan söylüyoruz: Çanakkale ticaret odalarının arka bahçesi değildir, ormanlar pazarlık konusu değildir, Dardanos satılık hiç değildir. Bu kent şunu unutmaz: Kim sustu, kim bekledi, kim satışın etrafında dolaştı, kim halkla yan yana durdu. Ve tarih şunu yazar: Birileri orman konuşurken ticaret yaptı, birileri de orman için ayağa kalktı; biz ayağa kalkanlardanız. O yüzden diyoruz ki bu mesele slogan değil, polemik değil; bu mesele çıkar çatışmasıdır, bu mesele halk mı sermaye mi meselesidir. Biz tarafımızı seçtik, sen de seç: Ya Çanakkale’nin nefesinden yana ol ya da Çanakkale’nin doğasını, ormanlarını zenginliğinin kaynağı olarak görüp Çanakkaleliye istikamet çizen ticaretin konforundan yana ol; ama şunu bil, bu kent ormanını savunanları da kamu arazilerinin satışını meşrulaştıranları da unutmaz. Onlar servetine bakıyor, biz Çanakkale’ye bakıyoruz.”
Atakan Alkış