Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptıktan sonra emekli olan subayların buluştuğu dernek Türkiye Emekli Subaylar Derneği  (TEMAD). Derneğin Çanakkale Şube Başkanlığı tarafından yıldönümü dolayısı ile tören düzenlendi. Cumhuriyet Meydanında düzenlenen Programda Atatürk Anıtına Çelenk sunuldu. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının ardından konuşan TEMAD Çanakkale Şube Başkanı Eminettin Ergin, “Bugün derneğimizin ‘Türkiye Emekli Subaylar Derneği’ adıyla faaliyet göstermeye başlamasının 40’uncu yıl dönümüdür.   Derneğimiz, Cumhuriyetin kazanımlarına, Ulusal bütünlüğümüz ve egemenliğimize, Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine, Atatürk ilke ve devrimlerine, Atatürk’ün akılcı bilimsel düşünce sistemine ve manevi şahsiyetine, İçten ve dıştan yapılacak her türlü saldırı ve hilelere karşı kamuoyunu doğru yönlendirmek için, her türlü yasal tepkiyi göstermeyi milli bir görev olarak görmektedir.  Geçen yıl kuruluş günümüzde yaptığım konuşmada, TESUD genel merkez yönetiminin kayyuma devredilmesi ve sürecinin belirsizliği nedeniyle üzüntülerimizi belirtmiştim. Ne yazık ki demokratik şartlarda merkez yönetim seçimlerinin yapılması ve seçilecek yasal yönetimin görevi devralması dileğimiz, bu yıl da yerine gelmemiştir. Umuyor ve diliyoruz ki, 2024 yılı içinde bu dileğimiz gerçekleşir.

 

Hayatlarının her anı devlete hizmet etmekle, terör çeteleriyle boğuşmakla, sınırlarımızı düşmana karşı korumakla geçen, yaşları 85'i aşmış komutanlarımız hala cezaevlerinde tutuluyor. Hepsinin çok ciddi sağlık sorunları var. Dört yılı aşkın süreden beri cezaevlerinde yaşam savaşı veriyorlar. Adli tıp kurumunun sağlıkları bozuk olduğu için ‘cezaevlerinde kalamazlar’ diye verilen rapor dosyaları aylardır imza bekliyor, ömürlerini bu ülkeye adamış olan insanların, yoğun sağlık sorunları içinde cezaevlerinde ölümü bekletilmesi insafsızlıktır. Çok üzüntülüyüz. Gençlerimiz, kaliteli insan gücümüz ülkeyi terk etmenin yollarını arıyor. Gençlerimiz mutsuz, umutsuz. Ülkemizi terk eden kaliteli insanımızın yerlerini Suriyeli, Afgan ve Afrikalı eğitimsiz kalabalıklar alıyor. Silahsız işgale maruz kalıyoruz. Bu gelenlerin nüfus artış oranının, Türk Halkının nüfus artış oranı ile mukayese edildiğinde durumun vahameti daha da iyi anlaşılıyor. Avrupa’nın göbeğinde, 1992-1995 yılları arasında meydana gelen ve insanlık dışı soykırımla sonuçlanan Bosna Savaşı’nın gerçek sebeplerinden birisi de nüfus artışında yaşanan bu dengesizlik olduğu unutulmamalıdır. Onlu yıllar sonunda, gelen bu kalabalıkların nüfus eşitliğine ulaşabileceği, hatta aşabileceği hesaplanmalıdır. Ülkemiz için tam bir beka meselesi. Gelen bu vasıfsız kalabalıkların ülkelerine geri gönderilmesi sağlanmalıdır.

özellikle Hatay’ın Türkiye’den koparılmasına yol açabilecek ve ülkemizi istismara açık bırakabilecek şekilde nüfus çoğunluğunun dışarıdan gelenlere geçebileceği göz önünde tutulmalıdır.

 

Türkiye cumhuriyeti devleti laik bir devlettir. Yüce Atatürk ‘Efendiler ve ey millet, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler ve dervişler, müridler mensupları ülkesi olamaz, en doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır’  demiştir. Laiklik prensibinin aşındırılmaya çalışma gayretlerini görüyoruz. ÇADES projesi eğitim sistemimizin laiklikten uzaklaştırılması için kullanılmamalıdır. Pedogojik formasyonu olmayan din adamlarının, okullarımızda eğitici olarak görevlendirilmesinin önüne geçilmelidir. Bu durum aynı zamanda, din ve ahlak bilgisi öğretmenlerine de saygısızlıktır. Eğitimde, Hasan Ali Yücel’in oluşturmaya çalıştığı bilimsel temellere dayalı, ezberci eğitimden ziyade uygulama ağırlıklı eğitim verilmesi, ülkemizin çağdaş ve medeni ülkeler arasındaki onurlu yerini yükseltecektir. Şeyh Said gibi vatan hainlerinin adlarının caddelere verildiğini görüyoruz. Çocuklarımızın, Kubilay'ı katledenlerin mezarlarına ziyarete götürülmeleri asla kabul edilemez. Cemaat denen yapılara hoşgörü ile yaklaşılmasının, hatta işbirliği yapılmasının olumsuz ve yıkıcı sonuçları 15 Temmuz’da görüldü. Bugün de tarikat ve cemaatlere sivil toplum kuruluşları diyerek, onları masum bir yapı şeklinde göstermeye çalışanları görüyoruz. Bu yapıların fırsat bulduğunda neler yapabileceğini unutmayalım” dedi.

 

Anayasa değişikliği ile ilgili de görüşmelerini dile getiren Ergin, şu açıklamalarda bulundu; “Anayasamızın ilk üç maddesinin değiştirilmesi gayretlerini görüyoruz. Değiştirilmesi teklif bile edilemeyen ilk üç maddenin korunması, her Türk Vatandaşının talebi olmalıdır. Çanakkale’mizin, içme suyu ve temiz havasının ve eşsiz habitatının kaynağı Kazdağları’nda ve en son Erzincan İliç’te yaşanan toprak kayması ile yaşanan maden kazası ile ortaya çıkan doğa katliamı Şair Necmettin Halil Onan’ın ‘Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir’ dediği, vatan dediğimiz bu yığın,  yabancı şirketlere fütursuzca peşkeş çekilmemeli, şehitlerin emaneti gelecek kuşaklara şehitlerimizin temiz o pak alınları gibi, pürü pak teslim edilmelidir.

 

Her platformda dile getirdiğimiz emekli binbaşıların özel hizmet ve makam tazminatı sorunu bir türlü giderilememektedir. Bir hafta önce değerli bir Türk subayını, Yb. Gökhan Ünyeli’yi, Çanakkale’de toprağa verdik. İkinci bir Yb. Ali Tatar olayı olarak değerlendirdiğimiz bu olayda, Yb. Ünyeli’nin bıraktığı veda mektubundan söz edeceğim. Yb. Gökhan Ünyeli, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kutsal benliğine ve mümtaz personeline yıllardır yapılan saldırılardan söz ederek, askerin ötekileştirildiğini, itibarı ile oynandığını, yargı kararlarıyla terbiye edilmeye çalışıldığını anlatıyor, veda mektubuna şöyle son veriyor ‘İnandığım ve bildiğim tek gerçek, Türk Milletinin ve kültürünün yüksek karakteridir. FETÖ ve PKK başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğüne kasteden tüm terör örgütlerini lanetliyorum. Hemşericiliğin, tarikatçılığın ve hizipçiliğin olmadığı, sadece Türk Vatandaşı olmanın aidiyet duygusu için yeterli olduğu bir ülke hayal ediyorum’ diye devam eden Yb. Ünyeli, ‘Türk Milletinin kendi öz evlatları olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne tekrar sahip çıkmasını diliyorum’ diyerek mektubuna son veriyor ve bizlere veda ediyor. Maalesef değerlerimize sahip çıkamıyoruz genç bir subayın kaybından fazlasıyla üzüntülüyüz.”

 

Bünyamin Nami  Tonka

Foto: BHA