Gelişmiş ülkelere ait dev tarım şirketleri, Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) kendilerine sağladığı ayrıcalıkları kullanarak tohum sattıkları ülkelerle çeşitli anlaşmalar yaptı.

Bu anlaşmalarda, genetik olarak değiştirilmiş tohumların -her yıl tohum satabilmek için- bir hasattan çok kullanılmasını yasaklanıyordu.
Bu yasak, denetim ve izleme gerektiriyordu. Bu ise gider (masraf) demekti. Şimdi, biyoteknoloji yoluyla intihar eden tohum bulundu. Azgelişmiş ülkelere bu tohumlar satılıyor. Satılan tohumlara ek bir gen daha ekleniyor. Bu gen, genetik olarak değiştirilmiş bitkinin tohum vermesini engelliyor.6
 
Uzlaşmaz Çelişki
 
Gelişmiş ülkelerin, gerek üçüncü ülkelere ve gerekse birbirlerine karşı ödün vermedikleri tek konu tarımdır. Gelişmemişler bir yana, AB ülkeleri arasındaki temel anlaşmazlık konuları sürekli tarımla ilgilidir.
AB ve ABD arasındaki tarım ürünleri yarışı şiddetlenerek sürüyor. Büyük devletler, insan yaşamı için taşıdığı önem nedeniyle, geleceğe yönelik uzun erimli tasarılarında tarıma, sürekli özel önem veriyor.
 
Tarım ve Yaşam
 
İnsan, uygarlığın kendisine sunduğu yaşamı kolaylaştıran teknolojik olanaklara sahip olmadan varlığını sürdürebilir ancak temiz hava, temiz su ve besini olmadan yaşayamaz. Bu nedenle sözkonusu insan olduğunda, besin tarımla, tarım da yaşamla bütünleşir. Bu bütünlük, hayvancılıkla başlayan, bitkisel ürün elde etmeyle süren tarımsal etkinliklerle, insanı insan yapan süreci başlatır. Bu süreç insanlık tarihidir.
Hangi nedenle ve hangi ülkede olursa olsun, tarımın çökmesine ya da gerilemesine yol açacak davranışlar, topluma karşı işlene insanlık suçudur. Bunun nedeni, tarımın uygarlığın oluşumuyla bütünleşen niteliği ve bu niteliğin insanın varlığını sürdürebilmesiyle olan dolaysız ve zorunlu ilişkidir.
Tarihin değişik dönemlerinde gerçekleştirilen tarlaları yakmak, hayvanları öldürmek ya da tohumları yok etmek gibi eylemler bugün barbarlık olarak nitelendiriliyor. Oysa gerçek barbarlık, tarımdan başka yaşam şansı olmayan yoksul ülkelerin sahip oldukları besin kaynaklarını, ticari ve siyasi hesaplarla yok ederek bugün yapılıyor.
Azgelişmiş ülkelerdeki tarımsal gelişim, günümüzün küresel karmaşası içinde; teknolojik yeniliklerden borsa egemenliğine, yabancı uzman yardımlarından dış kaynaklı tarım önerilerine dek her yol kullanılarak önemli oranda bozulmuştur. Bu ülkelere, önce dışsatıma dayalı kalkınma izlenceleri önerildi. Dünya Bankası, dışsatım yap yoksa öleceksin diyordu.
 
Yanlışı Önerme
 
Başlangıçta dışsatımı yapılacak mal üretimi için borç verildi. Oysa bu ülkeler, dünya pazarlarında gelişmiş ülke mallarıyla yarışabilecek nitelikte üretim yapacak ne bilgi, ne teknoloji ve ne de koşullara sahipti.
Dünya Bankası ve IMF, bu ülkelere tarıma büyük zarar veren; devlet, destekleme alımlarının, gübre yardımlarının, düşük faizli kredi uygulamalarının kaldırılması ve tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesini içeren tarımsal kalkınma izlencelerini ısrarla uygulattı. Uygulamalar sonucu ulusal tarım üretimi, kısa sürede gerileyerek bu ülkeler halkını besleyemez duruma geldi.
Sonuçta dışsatım düşleriyle borç batağına sürüklenen azgelişmiş ülkeler, hem sanayileşemedi hem de tarım ürünü almaya başladı. Borç taksitlerini ödemek için borç arar duruma geldiler. Aradıkları kredileri artık, ulusal değerlerinden ve buna bağlı olarak ulusal tarım politikalarından verdikleri ödün oranında bulabiliyorlar.
 
Türkiye'de Durum
 
ABD ile Türkiye arasında 12 Kasım 1956 tarihinde, Tarım Ürünleri Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre ABD Türkiye’ye 46,3 milyon Dolarlık buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı.
Bu ürünler azgelişmiş bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin temel ürünleriydi. Bunlar, ABD gibi bir ülkenin eşit olmayan yarışına bırakılıyordu. Ancak, daha önemli olanı anlaşmanın 2 ve 3. başlamlarıydı (maddeleriydi). İkinci başlam şöyleydi: “Türkiye’nin yetiştirdiği ve anlaşmada adı geçen ya da benzeri ürünlerin Türkiye’den yapılacak ihracatı, Birleşik Devletler tarafından denetlenecektir”. Üçüncü başlamın b bendi ise; “Türk ve Amerikan Hükümetleri, Türkiye’de Amerikan mallarına karşı talebi arttırmak için birlikte hareket edeceklerdir” diyordu.7
ABD Ankara Büyükelçisi, bu anlaşmaya dayanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine 21 Şubat 1963 tarihinde verdiği 1222 sayılı notada, Tarım Ürünleri Anlaşması’na dayanarak şunları istiyordu: “T.C. Hükümeti, 1 Kasım 1962-31 Ekim 1963 tarihleri arasındaki devrede zeytinyağı ihracatını 10 bin metrik tonu aşmayacak biçimde sınırlayacaktır. Eğer bu miktardan fazla zeytinyağı ihraç edecek olursa ABD’den fazlalık kadar nebati yağ ithal edecektir”.8 Bu nota dönemin Ticaret Bakanı Muhlis Ete tarafından kabul edilmiştir.
Türkiye, bir başka tarım anlaşmasını, 55.Cumhuriyet Hükümeti zamanında AB ile yaptı. 9 Ocak 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bu anlaşmaya göre, Türkiye et başta olmak üzere (delidana hastalığının Avrupa’yı sarstığı günler) AB’de devletçe desteklenen tarım ürünlerinin sıfır gümrükle dışalımlanmasını kabul ediyordu.
Hükümetin anlaşma nedeniyle yayınladığı dışalım kararnamesi üzerine bir açıklama yapan Tikveşli Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Vardarlı, yetkilileri imzalarını geri çekmeğe çağırarak şöyle diyordu: “İmzalarını çekeceklerdir. Yerli üretici yaşayamaz. Hastalık geliyor, bu kararnameyi bakanlar ya okumadan imzaladı ya da belli kesimlerden para yediler. Başka açıklaması yok”.