Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi (AÇASAM) Müdür Yardımcısı Dr. İsmail Sabah, Çanakkale Savaşları’nda komutanların kahramanca ve fedakarca ön sıralara çıkarak askerleri cesaretlendirdiğini belgelerle ortaya çıkarttı.

 

Çanakkale Savaşları’nın üzerinden 109 yıl geçti. Tarihimize altın harflerle yazılan ve dünya savaş tarihine Türklerin cesareti ve kahramanlıkları dolayısı ile örnek gösterilen bu savaşta kalan belgeler bir bir deşifre edilince o günlerde yaşananları da daha iyi öğrenmiş oluyor. Belgeleri deşifre edenlerden biri de ÇOMÜ AÇASAM Müdür Yardımcısı Dr. İsmail Sabah. Son olarak 2'nci Tümen'in 1'inci Alay'ına ait harp tutanaklarını deşifre etti. Çanakkale Savaşları denince akıllara hep 18 Mart ve 25 Nisan tarihlerinin geldiğini hatırlatan Dr. Sabah, “Ancak Çanakkale Muharebeleri içerisinde 8,5 ay süren bir muharebe bütününden bahsediyoruz. Farklı önemli tarihler de mevcut. Bunlardan 19 Mayıs günü ve 24 Mayıs günü yine bizler için önemli tarihler arasında yer almaktadır.

Bilindiği üzere 25 Nisan tarihinde başlayan çıkarmaların akabinde Çanakkale Kara Muharebeleri başlamış fakat ilk 3 haftalık periyotta ne müttefik tarafı ne de Türk tarafı istediği sonucu elde edememişti. Nitekim 4 Mayıs 1915 tarihinde başkumandan vekili ve aynı zamanda Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, 5'inci Ordu'ya gönderdiği telgrafta askeri ve siyasi sebeplerle Gelibolu Yarımadası'nda bir an önce sonuç alınmasını olağanüstü önemde gördüğünü ifade etmiş. Hatta ardından 11 Mayıs tarihinde de kendisi de Çanakkale Cephesi'ni ziyaret etmiş ve Ordu Komutanı Liman Von Sanders ile olan görüşmesinde yeni bir saldırının, taarruzun kararı verilmişti. Hatta şartlar öyle gözükmekteydi ki sanki tek büyük bir hamle Arıburnu'nda Anzak Kolordusu'nun sonunu getirecek gibi görünmekteydi. Keza bunun için  İstanbul'dan da takviye bir tümen taarruza katılması için Çanakkale cephesine gönderilmiş. Ancak İngiliz uçakları yapmış oldukları keşiflerde çok sayıda Türk askerinin Arıburnu'na kaydırıldığını görünce Anzak Kolordusu'nu uyarmışlar ve Türklerin yakın bir zamanda taarruza geçme ihtimali bulunduğunu bildirmişlerdir.

Keza taarruz öncesinde Anzak siperlerini tahrip etmek amacıyla açılan yoğun ateşte Anzak Kolordusu'nun dikkatini çekmiş ve iyiden iyiye şüpheleri artırmıştı. Tarihler 18 Mayıs'ı 19 Mayıs'a bağlayan gece saat 03.30 olduğunda Türk taarruzu başlayacaktı. Ancak Anzak Kolordusu normalde bir şafak baskınına karşı saat 03.30'da silah başı yaparken; o gece baskına uğramamak için yarım saat daha öncesinde silah başı yapmıştı. Gece saat 03.30'da baskın tarzıyla, ilk etapta süngü kullanılarak başlayacak olan taarruz öncesinde açılan ateşle birlikte baskın niteliğini ne yazık ki kaybetmiş ve ertesi gün, gün doğduktan sonra saat 10.20'ye doğru taarruz durduğunda 42 bin Türk askerinden 10 bini şehit veya yaralı olarak muharebe sahasında kalmıştı. Her iki taraf arasında çok fazla sayıda şehit askerin bulunması, her iki ordu için de hastalık çıkarma riski barındırdığından ve yayılan koku nedeniyle büyük bir tehlike arz etmekteydi. Bu amaçla 24 Mayıs 1915 tarihinde Çanakkale Savaşları'nda ilk ve son resmi ateşkes yapılarak o gün boyunca siperler arasında kalan Türk askerlerinin definleri gerçekleştirilmiş. Bu ateşkes sayesinde de haftalardır birbirini öldürmek için kıyasıya mücadele eden Türk ve Anzak askerleri, birbirlerini ilk defa bu ateşkes sayesinde görmüşlerdi. Ateşkes esnasında hatıra olması için üzerlerindeki düğmelerden veya çeşitli eşyalardan birbirlerine hatıralar dahi vermişlerdir. Dolayısıyla Çanakkale Savaşları'nın en önemli günlerinden biri, en fazla kayıp verdiğimiz günlerden biri, 19 Mayıs 1915 olarak tarihe geçmiştir.

Bu konuyla ilgili çalışırken 19 Mayıs 1915 tarihinde, bu taarruza katılan birliklerimizin, tümenlerimizin ve alaylarımızın harp ceridelerini deşifre ettik. Bu deşifre esnasında bu taarruzun gerçekten ne kadar kanlı ve aslında ne kadar kahramanca geçtiğini de tespit etmiş ve görmüş olduk. Cerideye baktığımız zaman; buradaki subaylarımızın kahramanca ve fedakarca siperlerin önüne çıktığını, askeri coşkuya getirmek ve cesaretlendirmek için örnek hareketler sergilediğini görmüş olduk. Örneğin tabur komutanlarımızdan bir tanesi, o ateş yağmuru altında siperlerin üstüne çıkarak ve patlamayan bir şarapnel parçasını eline alarak ve bunu askere göstererek, 'İşte evlatlarım bunlar, düşman kurşunu insanı öldürmez' diyerek askerlerini cesaret ve şevk verdiğini görmüş olduk.

 

Bu sırada idi ki muhterem kıymettar ber-vücud olan ikinci tabur kumandanı şehid-i mağfur muhterem Binbaşı Cemil Bey ikinci Çetine Taburunun timsal-i şayan ve şerefi olan sancağıyla beraber siperlerden dışarıya atılarak bülend ve vakur bir seda ile efradı teşci ediyor. Patlamayan bir kızgın kurşun şarapnel parçalarını eline alarak ve efrada göstererek (işte evlatlarım bunlar, düşman kurşunu insanı öldürmez) hitab-ı kahramanesiyle efradı cûş ü hurûşa getiriyor, kükremiş bir aslan kesilen bu kahramanlarda birbirleri üzerinden atılarak düşman siperlerine girmek istiyorlardı. Yine bu sırada siperlerin üzerinde lahuti bir seda ber-vücud-ı Kıymet-dâr müthiş ateş yağmuru altında heykel gibi duruyor. 'Ne duruyorsunuz bakın bana kurşun geliyor mu haydi ileri' diye bağırıyor.” dedi.

 

Mehmet Güler

FOTO: ARŞİV