Bildiğimiz kahvaltı mekanlarından ya da restoranlardan farklı, daha çok kendinizi ev ortamında ailenizle hissedeceğiniz bir atmosfer. Güler yüzlü çalışanlarıyla, müşteri memnuniyetini ön planda tutan anlayışıyla, lezzetin masanıza doğadan geldiği, yöresel ürünlerin damağınızda muhteşem tatlar bıraktığı, doğanın yeşilinin farklı lezzetlerle birleştiği bir mekan; Bağ Evi.
Biz de bu doğadan gelen mükemmel lezzetleri Çanakkalelilere daha yakından tanıtmak amacıyla Bağ Evi’ne konuk olduk. Bağ Evi’nin güler yüzlü işletmecisi Nail Beycan ile keyifli ve lezzetli bir röportaj gerçekleştirdik.
Bağ Evi nasıl oluştu, biraz anlatır mısınız?
Böyle bir işletmeyi oluşturmaya eşimle birlikte 2004 yılında karar verdik. Yöresel ürünlerin lezzetini bildiğimiz için yöresel ürünler satmak istedik, insanlara doğal ürünler sunmayı hedefledik. Çanakkalelilere bu yönde hizmet edebilmek için de isim araştırmaya başladık. İnsanların işletmemize geldiklerinde kendilerini evlerinde hissetmelerini istedik. Bu sebeple eşimle birlikte işletmemizin adı Bağ Evi olabilir diye düşündük. İşletmemizi açtığımızda baktık ki iş bununla kalmıyor. Mönümüze bir tarhana, bir gözleme eklesek nasıl olur diye düşünmeye başladık. Ve bugün bu düşüncemiz bizi bir restoran haline getirdi.
Bağ Evi’ne özel Bağ Evi kahvaltınız var. Bu özel kahvaltı fikri nasıl ortaya çıktı?
Daha sonrasında kahvaltıyı nasıl sunabiliriz diye düşünmeye başladık. Adımıza uygun, insanların evlerinde hissetmelerini sağlayacak bir sunum düşünmeye başladık. Misafirlerimizden aldığımız tepkiler sonucunda köy kahvaltısını Bağ Evi kahvaltısı haline getirdik. Çünkü insanlar doğal bir köy kahvaltısı için geldiklerinde karşılarında plastik kaplar içerisinde ürünler görmek istemediler. Piknik tereyağı, piknik reçel gibi ürünlerin plastik kaplarda misafirlerimizin masasında olmasını istemedik. Vatandaşlardan gelen tepkiler ve taleplerle farklı bir sunum oluşturmak için düşünmeye başladık. Kafamızda kahvaltıyla ilgili soru işaretleri oluştu ve sonrasında köy kahvaltısı dediğimiz şeyin bu olmadığını anladık. Köye gidip çocukluğumuzdan beri yaptığımız köy kahvaltısını annemize sorarak işe başladık. Köyde annemize ‘Biz köy kahvaltısı vermek istiyoruz, ne yapmalıyız?’ diye sorduğumuzda aldığımız cevap ilginçti. Annemizin ‘Yavrum sen ne yiyordun?’ sorusu üzerine aklımız başımıza geldi. Önümüze salça, köy peyniri gibi doğal ürünleri koyduğunda anladık ki, bizim de Bağ Evi kahvaltımız bu şekilde olmalı. Biz de köy kökenli olduğumuz için başladık ürünlerimizi kendimiz üretmeye. Böylelikle doğal köy kahvaltımız ortaya çıktı.
Bildiğimiz köy kahvaltılarından farkını açıklar mısınız?
Köy kahvaltısı adına uygun kahvaltılar pek verilmiyor. Bu yüzden biz bunu Bağ Evi kahvaltısı olarak değiştirdik. Çünkü her önüne gelen köy kahvaltısı veriyor. Ancak bizim köyde yaşayan insanlarımızın birçoğu salamın, sosisin adını bile bilmez. Ama biz burada köy kahvaltısı diyerek bunları sunmaya başlamıştık. O yüzden kahvaltının ismini değiştirip Bağ Evi kahvaltısı yaptık. Şuan burada yüzde 100 değiliz ama, yüzde 60 gibi ürünlerimizi kendimiz üretiyoruz, kahvaltılık malzemelerimizi yöresel ve doğal ürünlerden hazırlamaya özen gösteriyoruz. Kahvaltımız bu şekilde ortaya çıktı ve bir marka haline geldi. Demek ki marka böyle olunuyormuş. İnsanlara doğal ürünler sunmakla ve bir şey aldığın kişilere gerçekten kaliteli bir şeyler vermekle marka haline geliniyormuş. Biz de buna dikkat ederek ve bu yolda yürüyerek Bağ Evi’ni meydana getirdik.
Bağ Evi’ne geldiğimizde özel neler bulabiliriz?
‘Eski tatlarımız’ diyoruz. Çanakkale’ye özgü pek bir şey yok. Çanakkale’nin pek meşhur bir şeyi yok ama hiç değilse eskileri canlandıralım dedik. Biz de ne yapalım, her gün tarhana çorbasını pişiriyoruz, her gün kuru fasulye pişiriyoruz. Kalkıp da Adana kebabını Çanakkale’de tanıtmanın bir anlamı yok. Çünkü o tat oranın özeli. Biz de Çanakkale’nin özellerinden tanıtmaya başladık. Bizim zeytinyağımız özel. Tabi ki her yerde zeytin var, her yerde zeytinyağı var. Ama iklimden kaynaklanan burada özel nefaset vardır. Kuzey Ege’nin zeytinyağı denildiğinde orada duracaksınız. Bunu biz burada iyi bir çalışmayla öne çıkardık. İtinayla, titizlikle zeytinlerimizi ve zeytinyağımızı ürettik ve bu konuda da iddialıyız.
Doğallıktan ve yöresellikten bahsettiniz. Peki Bağ Evi’nde kullandığınız malzemeleri ve ürünleri nasıl seçiyorsunuz?
23 yaşıma kadar bu ürünlerin yetiştiriciliğiyle bizzat kendim ilgilendim. Çünkü köyden çiftçilikte traktörün direksiyonunu bırakıp geldim Çanakkale’ye. Dolayısıyla zeytininden, sebzesine, meyvesine kadar tüm bu ürünlerin yetiştiriciliğiyle alakalı bilgim vardır. Köyde kendimiz yetiştiriyoruz, burada da hobi bahçemizi oluşturmaya yeni başladık, içerisinde 3-5 çeşit ürünümüz var. Bu sebeplerle kullandığımız ürün seçiminde de titiz olduğumuzu söyleyebilirim.
Gelen misafirlerimiz de bunun farkına varıyor. Çünkü damak tadı insanı yanıltmıyor. Bizim bir sloganımız vardır; yemeği yedikten 15 dakika sonra doktorunuz söyler size, insanın doktoru da midesidir. Yediğiniz yemek 15 dakika sonra sizi bir soda almaya mı itiyor, yoksa normal yaşamınıza mı devam ediyorsunuz? Biz de doktorun iyi rapor vermesi için iyi ürünler kullanmaya gayret ettik. Sonuçta Bağ Evi ortaya çıktı.
Bağ Evi’nde farklı ne gibi lezzetler bulabiliriz?
Her gün bir et yemeğimiz olmazsa olmazımız, örneğin tas kebabı ve kuzu güveç misafirlerimize dönüşümlü olarak sunduğumuz lezzetler. Sulu yemeklerden de kuru fasulye, annelerimizin kurduğu sofralarda bulduğumuz lezzeti burada da bulabilirsiniz. Bunun dışında mevsimsel olarak ve bizim olmazsa olmazımız fırında oğlağımız vardır. Tabi ki vazgeçilmezlerimizden zeytinyağlı sebze yemeklerimiz var. Gözlememiz de zaten başlı başına bir olaydır. Ben şu ana kadar bu gözlemenin aynısını şu yerde yedim diyeni duymadım, bizdeki gözlemenin tadını başka bir yerde alan kişilere rastlamadım. Çünkü bunda da ekstra bir emek vardır. Unundan ve el emeğinden gelen bir lezzet vardır. 40 yıl önceki doğallığından bir şey kaybetmemiş olan buğdayı ekip, ondan elde edilen unla gözlemelerimizi yapıyoruz. Ve bu emeğimiz karşılığında da lezzetli bir başarı çıkıyor meydana.
Bağ Evi’ni sıcak bir aile işletmesi olarak görüyoruz. Bunun sırrını biraz açıklar mısınız?
Burası kurulduğu günden bu yana, bir aile işletmesinin ötesine geçmemeye çalıştık. Dedik ya Bağ Evi diye, insanlar burada evlerine gelsin istedik. Ailelerinin yanına geleceklerse, bir aileleri de biz olmak istedik. Butik ve aile işletmeciliği olarak kalmak istedik. Tabi ki şefimiz, ustamız var ama mutfak bizim doğrultumuzda olmak zorunda. Çünkü gelen misafirlerin damak tadını ve bizden ne istediklerini biz biliyoruz. Bizim mekanımızda, ‘Biz bunu böyle yaptık, böyle tüketeceksiniz’ yoktur. Biz buraya Bağ Evi dediysek, insanlar evlerine geliyorlar ve evlerine geldiklerinde ne istiyorlarsa o şekilde karşılık vermek durumundayız. Biz burada ona gayret ediyoruz. Eşimle beraberdik, şimdi yola kızımla birlikte devam ediyoruz. Tabi ki eşimin de destekleri hala devam ediyor, o da bizimle beraber. Aile işletmeliği de budur zaten. Aile olmazsa işletme de yoktur. Bizim mantığımız bu yönde, biz işletmeyle aileyi aynı ada götürüyoruz.
Misafirlerinize spesiyalimiz olarak tavsiye edebileceğiniz bir yiyecek var mı?
Bütün ürünlerimizi özel olarak nitelendirebiliriz. Ancak spesiyal anlamında soğan böreği diyebiliriz, muhakkak tadılması gereken bir lezzetimiz diyebilirim. Aynı şekilde köy baklavamızın muhakkak tadılması gerek. Ben 700 grama kadar bir kişinin köy baklavamızdan yediğini gördüm. Asla da hiçbir rahatsızlık çektiğini görmedim. Gözlemelerimizin tadına muhakkak bakılması lazım. Çünkü şu zamanda içiyle olsun, yufkasıyla olsun bulunabilecek ender ürünlerden biridir. Sezonluk yaptığımız için, oğlağı haziran sonuna kadar yaparız, sonra biter. Neden, çünkü artık oğlak kalmaz, yapmaya devam edersek, o tadı bulamazsınız. Oğlak istediğinizde bu sefer çok farklı bir şey yemiş olursunuz.
Bağ Evi toplantı ve organizasyonlara ev sahipliği yapıyor mu?
Talep olduğunda organizasyonlara ev sahipliği yapıyoruz. Açılışımızın üzerinden çok kısa bir süre geçmesine rağmen organizasyon talebiyle karşılaştık. Bunun da üstesinden başarıyla geldik. Şuanda da talepler de var, ancak bunun için şunu düşünmemiz gerekiyor. Bir organizasyon olduğunda oradan kazanacağımız parayla diğer misafirlerimizi rahatsız etmememiz lazım, çünkü burası bir restoran. Saatlerimiz uyduğunda ve diğer misafirlerimiz açısından uygun olduğunda biz organizasyonlara açığız. Bir Pazar günü bizden böyle bir şey talep edildiğinde durup düşünmemiz lazım. Biz 12 ay boyunca yoldan geçen misafirlerimizden ekmek yiyoruz, bir gün için onları değişemeyiz. Çünkü 12 ay beraberiz burada, organizasyon dediğimiz 1 günlük bir olay. Belki 1 saatlik, 5 saatlik iyi bir para alabilirsiniz burada ama zaman ve şartlar uyduğunda bu şekilde olabilir.
Misafirleriniz Bağ Evi’nde farklı konseptlerle karşılaşabiliyor mu?
Bizi aşmayan konular olduğunda hepsine varız diyoruz. Müşterinin istediği yönde özel bir konseptler yapıyoruz. Müşterilerimiz gelip misafirim var dediğinde, özel bir istekte bulunduğunda onlara özel yemekler yapabiliyoruz. Ancak u taleplerin ve özel isteklerin bizim çizgimizi de aşmaması lazım. Doğallıkta yana olmayı savunurken, kalkıp çok farklı bir şey istenirse bunu gerçekleştiremiyoruz. Doğal olsun, biz hepsine varız. Çünkü insanlar bize her zaman lazım. Ben tüm meslektaşlarıma da şunu söylüyorum; bizim insanları zehirlemememiz lazım ki geldiklerinde yemek yesin. Onun için doğal olan her şeyde biz varız.
İşletmenizin bir felsefesi var mı?
Biz önce hijyen diyoruz, sonra lezzet, ondan sonra da insan memnuniyeti.
Çalıştığımız işletme bir sahne gibidir, bu yüzden misafir memnuniyetini ön planda tutarız. Yüzümüzün gülmesi, misafir kapıdan girip, masasına oturduğunda bazen bir şeyleri beğenmeyebilir. Yumurtayı, peyniri beğenmeyebilir. Ama o gönül alma olayını çok iyi başardığımıza inanıyorum. Gelen misafirlerimiz yüzü asık çıkamazlar bizim işletmemizden. O yüzden memnuniyet bizim felsefemiz.
Kendimiz yemediğimiz bir şeyi asla misafirin önüne koymayalım. Peynir dolabımızda bile gelen peynirlerden önce bir kendimiz tadarız. Tuzlu mu, çok mu yağlı, olması gerekenden çok mu yumuşak, önce biz deneriz ki misafirlerimize rahatsızlık vermesin.
Son olarak Çanakkalelilere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Çanakkaleliler bizim baş tacımızdır, biz de Çanakkaleliyiz. Ve ben alışveriş yaparken bile önce Çanakkaleliyi tercih ederim. Çünkü biz Çanakkale’de hep beraber yaşıyoruz, hepimiz 17’yiz. Onun için ben Çanakkalelilere sadece teşekkür ederim. Onlar bizi buraya getirdi, hemşehrilerimiz bizleri buraya getirdi, hepsine teşekkür ederim.
Sinem Tetik