Nedime Hanım Konağı'nda hayata geçirilen müzenin açılışının yapıldığı programda, dereceye giren mezunlara ödülleri verilirken üniversite-kent bütünleşmesine dikkat çekildi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mezunlar Buluşması ve 35. Yıl ÇOMÜ Tarihi Sergisi ve Müze Projesi Lansmanı gerçekleştirildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda, ÇOMÜ MSSF tarafından hazırlanan kısa belgeselin gösterimi yapıldı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Cüneyt Erenoğlu, üniversitenin bugün 19 yerleşkesi, 21 fakültesi, 13 meslek yüksekokulu, 2 yüksekokulu ve 47 araştırma merkezi ile faaliyet gösterdiğini belirtti. Rektör Erenoğlu, TÜBİTAK ve TÜSEB projelerinde üniversitenin ön sıralarda yer aldığını, arkeolojik kazılara başkanlık edildiğini ve uluslararası projelerin sürdürüldüğünü aktardı. Üniversitenin 35 yıllık kurum kültürünü yansıtacak bir müze eksikliğinin uzun zamandır hissedildiğini dile getiren Erenoğlu, 25 Aralık 2025 tarihinde Belediye Başkanı ile yapılan toplantı sonrası Nedime Hanım Konağı'nda hayata geçirilen bu müzenin kararının alındığını ifade etti. 3 Temmuz 2026 tarihinde açılışı yapılan müzenin bir son değil yeni bir başlangıç olduğunu vurgulayan Erenoğlu, emeği geçen herkese teşekkür etti.
Eğitim, Sağlık ve Bilimsel Araştırma Vakfı (ESBAV) Başkanı Bünyamin Nami Tonka ise Çanakkale'nin sosyal ve kültürel yapısına değindiği konuşmasında, kentin 1992 yılında üniversitenin kurulmasıyla büyük bir ivme kazandığını söyledi. 24 Aralık 2025'te üniversite yönetimi ile yapılan görüşmede müze projesine destek olma teklifini büyük bir heyecanla kabul ettiklerini belirten Tonka, dayanışmanın ve birlikte iş yapabilme becerisinin önemine dikkat çekti. Tonka, gönül birliği ile hareket edilerek müzenin altı ay gibi kısa bir sürede tamamlandığını ve zamanla daha da geliştirileceğini sözlerine ekledi. Programda ayrıca ÇOMÜ Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik ve Kültürel Miras Yönetimi Bölüm Başkanı Oğuz Diker de bir konuşma gerçekleştirerek müzeye katkı sunan akademisyenlere ve eser sahiplerine günün anısına hazırlanan şiltlerini takdim etti.
Dereceye Giren Mezunlara ve Mentorlara Plaket
Etkinlik kapsamında Mentor Plaket Takdimi ve Mentor-Mentee Buluşması da düzenlendi. Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Çağman Esirgemez sahneye davet edilerek Kültürel Miras Anabilim Dalı öğrencileriyle mentör-menti buluşması gerçekleştirildi. Ardından 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde dereceye giren öğrencilere Cüneyt Erenoğlu tarafından ödülleri verildi. İnsan ve Toplum Bilimler Fakültesi Arkeoloji bölümünden Aybike Özkan Avunca 3.95 ortalama ile üniversite birincisi, Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı bölümünden Gökçe Civelek 3.88 ortalama ile ikinci, Sağlık Bilimler Fakültesi Ebelik bölümünden Sude Oruç ise 3.75 ortalama ile üniversite üçüncüsü oldu. Program, 35. Yıl Anı Sergisi gezisi ve geleneksel pilav ikramı ile sona erdi.
“Bu müze bir son değil, yeni bir başlangıçtır”
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Cüneyt Erenoğlu yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: “Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi kuruluşundan bugüne önemli bir gelişim göstermiştir. Bugün itibarıyla 19 yerleşkesi, 21 fakültesi, 13 meslek yüksekokulu, 2 yüksekokulu ve 47 araştırma merkeziyle bulunduğu yöreye, bölgesine ve ülkemize ulusal ve uluslararası düzeyde değer katan bir yükseköğretim kurumudur. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde eğitim-öğretim faaliyetlerimizi sürdürürken, araştırma çalışmalarımızı da Araştırma Dekanlığımızın vizyonuyla hiç olmadığı kadar aktif bir şekilde yürütüyoruz. İşini başarıyla yapan akademisyenlerimize genç akademisyenlerimizin de katılmasıyla TÜBİTAK ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) projelerinde ülkemizde ön sıralarda yer alıyoruz. Değerlendirmelerde son beş yılın ortalamaları esas alındığı için bugün ortaya koyduğumuz çalışmaların karşılığını önümüzdeki yıllarda ulusal ve uluslararası endekslerde daha da yukarıda göreceğimize inanıyorum. Akademisyenlerimizin emekleri sayesinde birçok üniversiteye farklı alanlarda mentorluk yapıyor, sosyal ve toplumsal katkı misyonumuzu da başarıyla sürdürüyoruz. TÜBİTAK'ın 4000 kodlu projelerinden kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürüttüğümüz ortak çalışmalara kadar pek çok alanda kentimizle bütünleşmiş durumdayız. Akademisyenlerimiz çok sayıda arkeolojik kazıya başkanlık ediyor, lisansüstü tezlere katkı sunuyor ve Balkanlar'dan Türkistan coğrafyasına, Güney Afrika'dan Özbekistan'a kadar birçok uluslararası projeyi başarıyla yürütüyor. TİKA desteğiyle gerçekleştirilen Yeşil Dönüşüm ve Yeşil Yakalı Eğitimi Projesi kapsamında Özbekistan'da 76 katılımcıyla eğitim faaliyetlerimiz devam ediyor. Bizim için en önemli konulardan biri ise üniversite-kent bütünleşmesidir. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde hareket ediyor, öğrencilerimizi de bu ekosistemin aktif bir parçası olmaya teşvik ediyoruz. Üniversitemizin 35 yıllık kurum kültürünü yansıtacak bir müzenin eksikliğini uzun zamandır hissediyorduk. Bu doğrultuda rektör yardımcılarımız, genel sekreterimiz ve ilgili akademisyenlerimizle farklı üniversitelerdeki müzeleri inceleyerek önemli deneyimler edindik. Terzioğlu Yerleşkesi'nde Yer Bilimleri ve Doğa Tarihi Müzesi, Botanik Müzesi ile Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Müzesi gibi değerli müzelerimiz bulunmasına rağmen kent merkezinde üniversitemizi ve kurum kültürümüzü anlatacak bir mekâna ihtiyaç vardı. Bu nedenle 25 Aralık 2025 tarihinde Belediye Başkanımızla yaptığımız verimli toplantının ardından bu müzeyi hayata geçirme kararı aldık. Bugün, 3 Temmuz 2026 tarihinde açılışını gerçekleştirdiğimiz bu müze bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Süreç boyunca gönüllülük esasıyla katkı sunan tüm akademisyenlerimize, Vakıf Başkanımız Sayın Bünyamin Nami Tonga ve ekibine, Çanakkale Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanımız Yeşim Hocamıza, Oğuz Hocamıza, koleksiyonlarını üniversitemize kazandıran tüm akademisyenlerimize, ilçelerimizden destek veren kişi ve kurumlara, Çanakkale Beşiktaşlılar Derneğine, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığına ve grafik tasarım ekibine gönülden teşekkür ediyorum. Nedime Hanım Konağı gibi kent mirasının önemli bir parçasında hayata geçirilen bu müzeyi zamanla daha da geliştireceğiz. Üniversitemizin 35. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle bugüne kadar emek veren tüm akademisyenlerimizi, çalışanlarımızı ve üniversitemizin kurulmasına katkı sağlayan herkesi saygı ve minnetle anıyorum. O dönemde bu üniversitenin kurulması için irade ortaya koyan tüm siyasetçilere de teşekkür ediyorum. İyi ki bu vizyon ortaya konmuş ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bugünlere ulaşmıştır. Hep birlikte daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle hepinize en derin saygılarımı, sevgilerimi ve hürmetlerimi sunuyorum.”
Tonka: “Çanakkale çok farklı bir memleket”
Eğitim Sağlık ve Bilimsel Araştırma Vakfı Başkanı Bünyamin Nami Tonka ise konuşmasında şunları söyledi: “Çanakkale çok farklı bir memleket; sosyal baskının pek olmadığı, bunun yanında herkesin birbirini tanıdığı bir memleket. Ve herkes birbirini tanıdığı için, sosyal baskı olmadığı için de herkes birbirine çok daha farklı şeyleri söyleme becerisine de sahip. Ben 1965 yılında Çanakkale'de herkesi tanıyordum ama 1992 yılında üniversitemiz kuruldu. Üniversitemiz kurulduktan sonra Çanakkale'ye çok dışarıdan göç geldi; Çanakkale elli bin nüfus civarında bir şehirdi, üniversitemizin gelmesiyle birlikte şu anda Kepez'le birlikte iki yüz dört bin nüfusa sahip ve çok daha kültürel faaliyetlerin yapılabileceği bir yapıya doğru gitmekte. Çanakkale sosyal doku açısından ve Çanakkale'ye yerleşenler açısından Baltaşmanları var, bunun yanında ilk Aralık'a gelen Türkmen boylarından da birçok insan, birçok köyümüz hâlâ var ve kültür açısından da çok zengin bir yapıya sahibiz. Rektör hocamızla zaman zaman görüşüyoruz; 24 Aralık 2025 tarihindeki görüşmemizde bana, "Ya bu bina kültürel bir merkez hâline gelsin, bir müze yapalım. Vakıf olarak siz buna sponsor olur musunuz, destek olur musunuz, insan kaynağı olarak destek olur musunuz?" dedi ve ben çok heyecan duydum. Heyecan duyma sebeplerinden bir tanesi şu: 1807 yılında bir İngiliz seyyah gezgin Türkiye'ye, İstanbul'a giriyor; İstanbul'da dini kanaat önderlerinin olduğu yerlere, kiliseye giriyor pazar günü. Orada papaz efendi konuşmasını yapıyor ve her şey bittikten sonra diyor ki "Burada yardıma ihtiyacı olan insanlar var mı?" Hemen cemaatlerine soruyorlar, falanca yardıma ihtiyacı var diyorlar; hemen cemaatlerinde bir dayanışma oluşturuyorlar ve o insanların derdini çözüyorlar. Sonraki hafta bir havraya giriyor; haham efendiyle konuşuyor, çok mükemmel şeyler söylüyor, yine kendi cemaatleri içinde bir şeye ihtiyacı var mı diye soruyor, orada bir iki kişinin mağdur olduğunu söylüyorlar, ona hemen destek veriyorlar ve orada işlerini çözüyorlar. Sonraki hafta Cuma günü bir camiye giriyor; caminin kapısında herkes dizilmiş, tespih çekiyor, kimse kimseye selam vermiyor, herkes camiye giriyor, namazını kılıyor ve sonra birbirini çiğnercesine camiden çıkıyorlar, kimse kimseye pek destek olmuyor. İngiliz raporunda şunu yazmış: "Hristiyanlardaki dayanışmayı, Musevilerdeki dayanışmayı ne yazık ki Müslümanlarda görmedim. Bu Osmanlı Devleti kuvvetle muhtemel yüz yıl içinde yıkılır." Adam yaklaşık yüz on altı yıl sonra yıkılıyor, yani on dört on beş yıllık bir yanılma payı var. Ve biz Osmanlı Devleti yıkılmış olduk; neden yıkıldı, birlikte iş yapma becerimizin olmamasından dolayı. Sonra İttihat ve Terakki'nin çok önde gelen adamlarından bir tanesi Ahmet Ağaoğlu, İçişleri Bakanlığı müfettişi olarak İzmir'e geliyor. İzmir valisi de eski bir İttihatçı; ona diyor ki "Ya bizim eski bir İttihatçı vardı, Paris'te beraber eğitim almıştık, bu nerede?" diyor. İzmir'in bir dağ köyünde diyorlar. "Oraya gitmem lazım, bana bir araba tahsis edin" diyor ve ona bir araba tahsis ediyorlar. Dağ yollarına çıkıyorlar, akşam karanlığına doğru köye varıyorlar ve oradaki köylülere soruyor, "Ben falan kişiyi arıyorum, bu köyde nerede?" diye. "Ya biz onu tanımayız, o köyün dışında bir ev yaptırdı, orada yaşıyor ama kimse onunla görüşmüyor, o da kimseyle görüşmüyor" diyorlar. Haber gönderiyor, "Ben onun arkadaşıyım, mutlaka görmem lazım, onun için geldim" diyor. Neyse, bir köylü amca Ahmet Ağaoğlu'nu alıp o eve götürüyor, kapıyı çalıyorlar. Bir kadın çıkıyor, "Ben burada yaşayanın arkadaşıyım, lütfen çıksın, görüşmek istiyorum" diyor. Arkadaşı dışarı çıkıyor, "Aa sen misin Ahmet?" diyor, kucaklaşıyorlar, evin içine alıyorlar, sohbet ediyorlar. "Neden sen burada kaldın? Sen Paris'te eğitim aldın, Türk toplumunun en aydın kişisi sensin, çok mükemmel işler yapardın, dağın başında senin ne işin var?" diyor. "Ben siyasi yapıya kızdım, buraya geldim, bu köyde yaşıyorum. Ama geldiğimde köylülere baktım ki çok fakir, bir kooperatif kuralım, köylülere tohum verelim, gübre verelim, hasat kaldıralım ve hasadı satalım, herkes biraz daha zenginleşsin, okul kuralım" diyor. "Ben bunları köylülere anlattım, ertesi gün toplandık ama hiç kimse gelmedi. Ben de kahrettim" diyor. Sonra kendisini getiren köylüye soruyor, "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye. O da cevap veriyor: "Efendim, gönülsüz olmaz. Siz önce gönüllere gireceksiniz, gönlü önce siz inşa edeceksiniz, ondan sonra bu olur" diyor. Ben Ahmet Ağaoğlu'nun "Gönülsüz Olmaz" eserini okuduktan sonra bütün yazılarımda -ben aynı zamanda gazetecilik de yapıyorum- köşemin altında hep "Gönülden selamlar" derim, "Gönül" derim, "Gönül" derim. Çünkü gönül sözcüğü dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir dilinde yok, varyantları var, yakını var ama tam gönül yok. İşte 24 Aralık 2025 tarihinde, birlikte iş başarma gücümüz olsun, gönüllü güzel şeyler yapalım diye üniversitemiz ve biz üniversite vakfı birlikte el ele verdik ve bir müze yapma yolunda bu yola çıktık. Ve bugün, hemen hemen altı aylık bir süre içerisinde müzemizi açma durumuna geldik. Buradaki başarı, her şeyden önce birlikte iş yapma becerisini kazandığımız için ve bu becerinin Türkiye'nin her yerinde de artmasını ve gelişmesini gördüğümü istiyorum; bir de biz gönlümüzü buna verdik. Gönüllerimiz hep bir olursa bizim yıkamayacağımız, yapamayacağımız hiçbir şey yoktur. Ben rektör hocamızı gördüğümüz zaman -yakından görenler bilirler- biz hep kucaklaşırız, neden, gönüllerimiz bir olduğu için. Ben buradaki akademik personeli görüyorum, birçoğunu tanıyorum, birçok dostumuz benim çıkartmış olduğum dergide yazı yazan arkadaşlarımız da var. Biz gönüllüyüz; gönül yıkmak için gelmedik, gönülleri inşa etmek için geldik ve biz buradayız. Bu müzeyi de bu şekilde yapmış olduk, daha da onu geliştireceğiz; müze canlı bir varlık gibidir, öyle düşünün, biz yeni malzeme buldukça hep değiştireceğiz ve daha mükemmellerini de yapmış olacağız.”
Atakan Alkış