Gündem

Maden Hayatımızın Her Alanında

Altın Madencileri Derneği Genel Koordinatörü Maden Mühendisi Muhterem Köse, bir otel gazetecileri madencilik faaliyetleri hakkında bilgilendirdi. Köse, kullanılan tüm cihazlarda maden olduğunu belirterek, maden hayatımın her alanında” dedi.

Altın Madencileri Derneği Genel Koordinatörü Muhterem Köse, bir otelde madencilik faaliyetleri hakkında seminer düzenledi. Köse, insanların kullandığı tüm cihazlarda maden olduğunu belirterek, bir cep telefonu araba, fırın, buzdolabı vs. alırken aslında bir maden satın aldığını söyledi. Köse, çevrecilerin madenciliğe karşı gelirken bunlardan vazgeçilmesini istediklerini, o zaman modern hayattan da vazgeçmeleri gerektiğini söyledi. Köse sözlerine şöyle devam etti, “Çevreciler madenciliğe karşı gelirken bunlardan vazgeçilmesini istiyorlar. O zaman modern hayattan da vazgeçeceksin. Bir telefon istersen diğerini de düşünüyorsun. Benden doğayı daha çok kazmamı beklemek demektir bu. Maden arama durumu bittikten sonra toprağın üstünü ağaçlandırma çalışmaları devam ediyor. Bir yerine daha çok ağaç dikiyoruz. İçerisinde maden olmayan tek bir eşya söyleyemezsiniz. Ülkemizde yeraltı zenginlikleri dururken neden dışarıdan ithal edelim? Kömür veya taş ocakları madenlerinde çevreden çok fazla tepki verilmiyor ama altın konusunda çok tepki veriliyor. 2013 yılında 146 milyar dolar ithal etmişiz, 2016 yılında ise ithal etme oranımız azalmış 60 milyar dolara inmiş. Elimizde böyle bir zenginlik varken neden değerlendirmeyelim? İnsanlığın olduğu günden bu yana madenden faydalandığını belirten Köse, 2025 yılına kadar Çin’de 350 milyon kişinin köyden kente göç edeceğinin tahmin edildiğini belirterek, “Çin ve Hindistan’daki hızlı sanayileşme dünyada enerji ve madene olan talebin giderek daha hızlı artmasına yol açıyor. Çin’deki hızlı sanayileşme nedeniyle dünyada artan metal talebini kısa sürede karşılamak mümkün görülüyor. Bu nedenle metal fiyatlarındaki artış eğiliminin önümüzdeki yıllarda da süreceği tahmin ediliyor” dedi. 
 
 
100 BİNDEN FAZLA KİMYASAL MADDE KULLANILIYOR
 
Türkiye’de 2010 yılında yaklaşık 10 milyar dolarlık maden üretimi yapılmış olup bu değerin
%73’nü ilk 5 sırada yer alan linyit kömürü (2, 6 milyar dolar), mermer ve traverten (2,1), agrega (1,2), altın (0.8) ve bor (0.6) maden üretimlerinin oluşturduğunu vurgulayan Köse, “Türkiye enerji ve metal madenleri ithalatına yılda yaklaşık 60 milyar dolardan fazla para ödeniyor. 2010 yılı maden ihracatımız ise 3,6 milyar dolar. Türkiye jeolojik yapısı gereği bugünkü bilgilerimize göre; dünyada bor, mermer, altın, feldspat, linyit kömürü, krom, perlit, pomza ve trona potansiyeli yüksek olan ülkelerden birisi. Dünyadaki bütün ülkeler gibi biz de yeraltı zenginliklerimizden faydalanabilmek için madencilik yapmak zorundayız. Bilim ve teknolojinin inanılmaz bir hızla geliştiği, inanılması güç dev projelerin gerçekleştirildiği ve insanoğlunun Mars’a yolculuk yaptığı bir bilgi çağında, gelişmiş ülkelerin 100 yıl önce gerçekleştirdiği projeleri bile, biz yapamayız, yasaklayalım diyemeyiz. Mühendislik bilimlerinin amacı teknik ve ekonomik faaliyetlerin yasaklanmasını önermek değil, tam tersine o faaliyetlerin bilinen en iyi yöntemlerin kullanılarak yapılabilmesinin yollarını araştırıp çözüm üretmektir. Dünyada, sanayinin çeşitli dallarında 100 binden fazla kimyasal madde kullanılıyor” dedi.  
 
HER MADDE BELİRLİ BİR DOZDAN SONRA ZEHİRLER
 
Toksikoloji bilimine göre zehirli veya zehirsiz maddenin olmadığını kaydeden Köse, her kimyasal maddenin belirli bir dozdan sonra zehir özelliği gösterdiğini söyledi. 100 binden fazla kimyasaldan sadece siyanürü zehir olarak tanımlayıp siyanür üzerinden çevre ve insan sağlığına yönelik politikalar oluşturulmaya çalışılırsa çevrecilik açısından sınıfta kalacaklarının altını çizen Köse, gelişmiş ülkelerin kimyasalları nasıl yönetip nasıl denetliyorsa biz de benzer yöntemlerle kimyasalları yönetmek ve denetimini yapmak zorundayız” dedi.
Bunu sağlamanın yolunun ise bir projede seçilen yerin kullanılacak teknolojinin, çevre ve insan sağlığına yönelik alınan önlemlerin yeterli olup olmadığını belirleyen Çevresel Etki Değerlendirme Olumlu Görüşü olmayan hiçbir faaliyete izin verilememesinden geçtiğini belirten Köse, “AB’de ÇED Olumlu Görüşü alma zorunluluğu 1972, ülkemizde ise 1993 yılından itibaren zorunlu hale geldi. Ülkemizdeki altın işletmeleri 2001 yılından sonra kurulmuş olup teknoloji, çevre ve insan sağlığı açısından Türkiye’deki ve Avrupa’daki tüm maden işletmelerine örnek teşkil etmektedir. Altın Madencileri Derneği, çevre ve insan sağlığını korumanın yasalarla belirlenmiş gereklerini yerine getirmeksizin madencilik yapılmasını, topluma ve ortak geleceğimize karşı bir saygısızlık olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda, ülkemizde insan sağlığını ve sosyal sorumluluk çalışmalarını ön planda tutan, mevcut en iyi çevre dostu teknolojilerle, temiz üretim, temiz atık ve temiz çevre anlayışının egemen kılındığı modern bir madencilik sektörünün yaratılması için çalışmaktadır”
 
TAŞ DEVRİ KOŞULLARINA GERİ DÖNERİZ
 
Günlük yaşamdan madenleri çıkarırsak Taş Devri koşullarına geriye dönüş yapılacağını kaydeden Köse, binlerce yıldan beri insanoğlunun kayaların içinde saklı duran maden ve mineralleri keşfedip kullanmaya başlamasıyla birlikte tarihin akışının değiştiğini, insanlığın bugünkü yaşam düzeyine eriştiğini belirtti. Köse sözlerine şöyle devam etti,“Günlük hayatta kullandığımız her türlü araç ve gereç doğrudan veya dolaylı olarak madenlerden elde edilmektedir. İçinde yaşadığımız mekânlar, onların içindeki araç ve gereçler, etrafımızda gördüğümüz şeylerin nelerden yapıldığını hiç düşündünüz mü? Kullandığımız veya sahip olduğumuz her şeyin yapımında mutlaka maden ve madene dayalı ürünler bulunmaktadır. Bugünkü modern yaşamımızı demir, bakır, kurşun, çinko, alüminyum, nikel, krom, fosfat, kömür ve diğer madenleri bulundukları yerden çıkarmak için çalışan madencilere borçlu olduğumuzu unutmayalım”
 
MADEN REZERVİNDEN SONRA ALAN DOĞAYLA UYUMLU HALE GETİRİLİYOR
 
Madenlerin çıkarım sürecini sezeryane benzeten Köse, “Doğum için karnı kesilmiş halde kanlar içinde görünen bir annenin ameliyat esnasındaki fotoğrafını çekip, ‘Doktorlar içeride cinayet işliyor’ diyerek haber yapılmasının ne kadar gerçeklerden uzak bir yaklaşımsa, doğanın cerrahları olarak yetiştirilen maden mühendisleri tarafından maden çıkarmak için açılan alanların o anki geçici görünümünün fotoğraflarının çekilip, ‘Doğa katlediliyor’ demek de o kadar gerçeklerden uzak bir yaklaşımdır” dedi.  Köse, nasıl ki anne karnındaki bebek alınmadan oraya dikiş atılamıyorsa maden rezervi bitmeden o alanda kalıcı bir rehabilitasyon çalışmasının başlamayacağını belirterek, “Nasıl ki anne karnındaki bebek alınmadan oraya dikiş atılmıyorsa, maden rezervi bitmeden o alanda kalıcı bir rehabilitasyon çalışmasına başlanamaz. Maden rezervi bittikten sonra maden alanı doğa ile uyumlu hale getirilir”
 
MALİ AÇIDAN EN RİSKLİ BÖLÜM MADEN ARAMA
 
Maden arama döneminin madenciliğin mali açıdan en riskli bölümü olduğunu belirten Köse, 10-15 yıl süren petrol ve maden arama faaliyetlerine para yatırmanın ülkemizdeki sermaye sahiplerine pek cazip gelmediğini söyledi. Köse cazip gelmemesinin nedenini ise,
100 tane petrol veya değerli metal madeni arama ruhsat sahasından ancak 1 veya 2 tanesinde işletilebilecek özellikte petrol veya değerli metal maden yatağı bulunabiliyor. Ülkemizdeki sermaye sahipleri, riski bu kadar yüksek ve geri dönüşü 10–15 yıl sonra olan bir alana yatırım yapmak yerine geri dönüşü 3–5 sene olan ve daha az riskli alanlara yatırım yapmayı tercih ediyorlar”
 
ALTININ ÖNEMİ NEREDEN GELİYOR?
 
Altının eski dönemlerden itibaren her zaman çok değerli bir maden olduğunu belirten Köse, “
Altın yerkabuğunda en az bulunan elementlerden birisi. Altın yok olmaz, bozulmaz, 10 bin sene önce çıkarılmış bir altın, değerinden hiç- bir şey kaybetmeden bugünkü fiyattan değerlendirebilinir. Önemli bir yatırım ve değişim aracıdır. Altın yeryüzünde bilinen en iyi iletkendir. Korozyona karşı çok dayanıklıdır. Isıyı yansıtma özelliğine sahiptir. Anadolu’da Salihli-Sart’da ilk paranın basılmasıyla dünya ekonomi tarihi başladı. Lidyalılar başkentleri Sardes’in içinden akan Paktalos (Sart) Çayı kumlarından çıkarttıkları altını saflaştırmak için, M.Ö. 580’de dünyanın bilinen ilk altın rafinerisini ve darphanesi kurmuşlardı. Bu rafineri, çevresinde bulunan kuyumcu atölyeleri ile kombine bir tesis idi. Rafineriden elde edilen altının önemli bir bölümünü Lidyalılar, tarihin ilk altın ayarlı paralarını basmakta kullandılar. Rafinerilerde işlenen altının büyük bir kısmı, kuyumculara dönen altınların ergitilmesiyle elde edilen hurdalardan ve takı üretimi aşamasında ortaya çıkan artıklardan oluşuyor. Bunların yanı sıra, Türkiye’deki ve yurtdışındaki altın madenlerinden gelen dore altınlar ve hurdalar Türkiye’de rafine edilerek, İstanbul Altın Borsası aracılığı ile Türkiye’deki kuyumculuk sanayine ve altın yatırımcılarına sunuluyor” ifadelerini kullandı.
 
Hüseyin Emre Atalay