.

Hani yaşlı bir adam,yolda iki kat olmuş ,bastonuna dayana dayana güç halle gidiyormuş.Babasının elinden tutup yürüyen bir çocuk,insanoğlunun günün birinde belini dik tutmasının bile başarılması güç bir iş olduğunu bilmediği için,onu yerde bir şey arıyor sanmış ve babasına dönüp" Baba! Yerde ne arıyor?" diye sormuş. İhtiyarın neyi kaybettiğini çok iyi bilen babası da " Gençliğini arıyor yavrum!" diye cevap vermiş...Biz de, çocukluğumuzdaki Sarıçay'ı arıyoruz...
İçinde balık tuttuğumuz,suyunda yüzdüğümüz ve kumu biraz eşeledikten sonra içtiğimiz suyunu arıyoruz...
Ara ki, bulasınız !
Çünkü, 30 yıldır Çanakkale ' yi yöneten zihniyet Çevre Yolu'na kadar hatta Saraycık Köprüsü'ne kadar çayı kirletenlerle mücadele etmedi...Şimdi çıkmışlar çevreci olmuşlar! Karacaören Ovası'nda yılda üç sefer ürün alınacak tarım arazilerini ranta açan bu kişi ve rantçı arkadaşlarını şiddetle kınarım...Biz çevreyi kirleten kimse, alayına karşıyız...Hepsini protesto ediyoruz...
Şimdi, siyanür kullanan madeni protesto edelim ,dediğimizde duymayanlar...
Nasıl çevreci...
Çanakkale ' yi kokar şehir haline getiren Çanakkale Belediyesi'ni protesto edelim, dediğimizde duymayanlar ,tarih karşısında bir gün mahcup olacaklar...Bir de bu zatlar çevreci geçinmiyor mu?
İnsan gülmekten kendini alamıyor...
Şimdi, Güzelyalı 80. Sokak'a yerleştirmek istediği kollektör, çay taşkın alanı içinde... Herkes isyan halinde bunu yapmayın! Bir su taşkınında bu yerler,lağım pisliğinden geçilmez,diyoruz...
Zat, bizi provokatör ilân ediyor...
Kendisini toplum yararına uyaran insanlara hakaret eden zat,şimdi çevreci...
Kendi işini yapmaktan aciz( festival bile düzenleyemeyen) bu kişiler çevreci...
Sonra ,trolleri bize söz söylüyor...
Önce içinizden en günahsız olan söz söylesin de, dinleyelim ,derim...
Hem özel sektörün hem de yerel yönetimlerin çevre karnelerini hazırlıyoruz...
Neleri ranta heba etmişler hepsini anlatacağız...Biz gerçek çevreciyiz..Kalp çevreciler işimiz olmaz...
Düşünmeye devam...
………….
Bir süre önce paylaşmıştım bu yazıyı
Osmanlı'nın kuruluş dönemi.Üç- dört derviş,Bilecik'ten Bursa'ya doğru yürüyorlar. Bu sırada çok yağmur yağmaya başlar. Dervişler ıslanırlar. Bir menfezden geçerken suyun çok geldiğini görünce orada durup " bizden sonra buradan geçmek isteyenler ,zamanında istediği yere ulaşamaz,gelin buraya köprü yapalım"derler.
Hemen işe koyulurlar.
Bir yandan yağmur yağıyor,bir yandan dervişler çalışıyor. Gürül gürül akan suyun üstüne büyük bir maharetle köprü yapmaya devam ederler.
Uzun uğraş sonucu, köprü biter.
Dağlara çok yağmur yağmış ve sular delicesine akmakta.
Tam bu sırada, Rumlardan bir kafile gelir ve bitmek üzere olan köprüyü görürler.
Siz ,kimin adına çalışıyorsunuz,sizin paranızı kim veriyor. Neden buraya köprü yaptınız ,diye sorarlar.
Bizim dervişler:
Biz, kimse adına çalışmıyoruz,paramızı da kimse vermiyor."İnsanlara hizmet olsun diye arkadaşlarla kararlaştırdık ve fi sebilillah Allah rızası için bu köprüyü yaptık"derler.
Rumlar şaşkındır. Bu Türkler nasıl adamlar,belki bir daha hiç geçmeyecekleri yer için köprü yapıyorlar.Bu köprüden belki de hep biz Rumlar istifade edeceğiz ,deyip yeni köprüden geçerek Bursa'ya doğru yürürler.
Tabii ki bu her yerde anlatılır. Rumlar da gruplar halinde müslüman olmaya başlarlar.
Biz ,böyle dedelerin torunlarıyız.
Şimdi bir de şu olanlara bakın!
Kendi askeri birliğini, kendi insanını, bombala ve öldür. Hem de kim ve ne adına?
Bunları yapanları toprak bile kabul etmeyecek.
Düşün yakamızdan!
Mehdi bozuntuları...
Din tüccarları...
Sahte kurtarıcılar...
 
Sizi ,yine Allah'a havale ediyorum...