İki yüz yirmi yedi “Eski Türkiye Türkçesi” ile “Osmanlı Türkçesi” ana kaynağın taranarak Türkçe sözlerin yazıldığı TARAMA SÖZLÜĞÜ’nde kaç Türkçe ağırlıklı, “Türkçeden Türkçeye” özgün eser var? 


Ahmet Fâkih (13. yy), Şeyyad Hamza (13. yy), Velet Çelebi (13. yy), Yunus Emre, “Garipnâme, Gülşehrî (14. yy’da olmakla birlikte).. Selçuklu ile Beğlikler döneminin eserleridir. 
Ahmed i Dâî, Kaygusuz Abdal, Dede Korkut, Saz Şairleri, Atasözleri, Cem Sultan Divanı, Kanunî’nin Muhibbî Divanı, Kanunî’ye sunulan bir Tıp Kitabı, Zati’nin Şiirleri, Peçevî Tarihi.. 227 kaynaktan yalnız yüzde yirmisi Türkçe özgün eser. İşte size: ALTI YÜZ YILLIK OSMANLI UYGARLIĞI!.. 
Özellikle 15. y.y’dan başlayarak, Arap, Fars bir kitap yazıyor, Osmanlı aydını bu kitabı Türkçeye çeviriyor, yetmiyor, bir daha, bir başka aydın o kitabı çeviriyor. Bir sonraki çeviride, öncekine göre daha çok Arapça, Farsça söz kullanılıyor.. değil “yerdeş”, “gönenmek”, kılık, erdem, “ınak (dost)”, “oğlu” yerine bile Arapçası kullanılıyor: Mustafa bin Mehmet (Mehmet oğlu Mustafa), İlyas bin Resûl (Resûl oğlu İlyas).. gibi. 
Kaşgarlı Mahmut Türklerin bu özgüvensiz yadseverliğini yansıtmak için sözlüğüne bir atasözünü yazmış: “EWİN BUZAGUSU ÖKÜZ BOLMAZ (evin buzağısı öküz olmaz)”! Kısaca Türk, evindeki “nesneyi, kimseyi” değerli görmez, değerlendirmez, gözü sürekli başkasına imrenmek, özenmek üzere olur!
II. Bayezit döneminin göz ardı edilmiş Türk, Türkçe yazan, söyleyen şairlerinden biri olan Edirneli Mesihi’den (1470 - 1512):
Mesihî: Gökden insen sana yer yok,
Yüri var gel, Arab’dan, yâ Acem’den.
Kaşgarlı Mahmut’un 1072 yılında bitirdiği ünlü sözlüğünde “yérdeş” sözünün yanına “Oğuzca” yazması ilk bakışta yalnız Oğuzlarda kullanılmış olabileceğini düşündürüyorsa da günümüzde bu sözün Oğuzlara uzak yerlerde de kullanılması Kaşgarlının bu konuda yanıldığını gösteriyor.
Aşağıdaki belgelerde görüleceği üzere “YERDEŞ” sözü OĞUZ - TÜRKMEN (Türkiye, Gagauz, Azerbaycan, Türkmen) alanından çok KUMAN - KIPÇAK (Kazan Tatar, Kazak, Kırgız.. Karaçay - Balkar) ile KARLUK - UYGUR (Çağdaş Uygur T.si, Özbek) lehçe öbeğinde kullanılmaktadır.
BİÇİM BİLGİSİ (MORFOLOJİ):
Yerdeş sözü “Yer (belirli bir toprak, yeryüzü)” sözüne “birliktelik, ortaklık, ortak özellik eki”: +DAŞ / +DEŞ “addan ad türetme eki” eklenmesiyle türemiştir: 
“YER + DEŞ”. Kadaş, karındaş, köñüldeş > gönüldeş, yoldaş.. gibi.
A) ART DÖNEMLİ SÖZ VARLIĞI: ESKİ TÜRK LEHÇELERİ:
“DİVÂNÜ LÜGÂT’İT-TÜRK” - Kaşgarlı Mahmut; (1072):
Besim Atalay – TDK yayınları
yérdeş (ad) = Yerdeş (hemşehri).: I. 407 - 9; III. 40 - 20, 40 - 23. “Oğuzca.”; “Türkçesi”
İkisi bir yerden olan kimselere yérdeş denir, hemşeri anlamındadır. I. 407:
Yérdeş = Hemşeri: “yérdeş kişi = Hemşeri adam”. Bu, iki kişinin bir şehirden olmasıdır. Birbirine yérdeş derler. Oğuzca.. III. 40.:
--- --- ---
ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ (13. - 15. yüzyıl);
OSMANLI TÜRKÇESİ (15. - 19. yüzyıl)
Yerdeş : Hemşehri, hemşeri.
& Hem - câyî (?????) [Farsça] = Yerdeş (????) ya’ni köydeş. (Ni’meti. XVI. 633)
[LÛGAT-İ Nİ’METULLAH: 1561 (969)de İstanbul’da ölen Nakşibendi şeyhlerinden Sofyalı Ni’metullah Efendinin 1540 (947) yılında düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Bu eserin Türk Dil Kurumu kitaplığında 6075 numara ile kayıtlı nüshası taranmış, gerektikçe 451 numara ile kayıtlı başka bir nüshaya da bakılmıştır.
Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Ni’meti. 16.)
& Hem - cây (?????) [Farsça] = Yerdeş (????). (Şamil. XVI. 534)
(ŞAMİL-ül-LÛGA: XVI. y. y.; 1540 yılında kendi yurdunda ölen değerli bilgin Afyonkarahisarlı Hasan bin Hüseyin İmadüddin’in 1505 (911)te büyük bir himmetle düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlüktür. Eser iki bölüme ayrılmıştır: Birinci bölüm: ADLAR, İKİNCİ BÖLÜM: “MASTAR”lardır.
İkinci bölümde manzum, mensur Farsça dilbilgisi kuralları gösterilmiş, çekim örnekleri de verilmiştir. Büyük bir özenle yazılmış olan bu eserin Afyonkarahisar Memleket kitaplığında 589 numara ile kayıtlı bulunan 673 sayfalı nüshası taranmıştır.
Tarayan: Kurumumuz uzmanlarından Dehri Dilçin’dir.] (Şamil. XVI.)