Namaz

ADAM, bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla süre olduğu için, terminalin yarı aydınlık koridorlarını arşınlıyordu.

99 0

Merve GÜR

Merve GÜR

Namaz
 
ADAM, bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla süre olduğu için, terminalin yarı aydınlık koridorlarını arşınlıyordu. Ellerini yıkamak üzere biraz ilerideki mescide yanaştığında, iş tulumları giymiş bir genç ona doğru gelerek:
- Herhalde namaz kılacaksınız, dedi. Abdest alma yerimiz de mevcuttur.
Adam, elindeki sigaranın külünü delikanlının ayakları dibine silkelerken:
- Sen herhalde görevlisin, diye diklendi. Ne iş yaparsın burda?
Delikanlı, köşedeki süpürgeye işaret ederek:
- Temizlikçiyim efendim, diye kekeledi. Lavabo ve tuvaleti temizliyorum.
Adam, onu alaycı gözlerle süzerken:
- Ben, namazı senin gibi çulsuzlara bıraktım, diye sırıttı. Bu iş size öyle yakışıyor ki?
Temizlikçi genç, adamın hakaretine aldırmayacak kadar olgundu. Fakat namaza karşı yapılan saygısızlık, canını çok sıkmıştı. Vereceği cevabı bir süre düşündükten sonra, susmayı tercih ederek işine döndü.
Adam, mağrur adımlarla oradan uzaklaşırken, başının döndüğünü hissetti. Sırtından çıkartarak koluna aldığı kaşe paltonun ağırlığını da ilk defa fark ediyordu. Biraz önce yediği iki porsiyon kebap, herhalde tansiyonunu yükseltmiş ve kendisini hâlsiz bırakmıştı. Birkaç adım daha attığında âniden fenalaşarak dizleri üzerine çöktü. Allah?tan ki kolundaki palto ondan önce yere serilmiş ve yeni aldığı takım elbisenin kirlenmesini engellemişti. Adam, çömelmiş vaziyette olmasına rağmen fırıldak gibi dönen başını yere dayayarak bir müddet dinlendi ve tekrar doğrulduğunda, aynı rahatsızlığı duyarak hareketini tekrarladı. Fakat, başkaları tarafından görülmüş olmaktan endişe ediyordu. Bunun için başını yerden kaldırıp sağa sola bakındığında, terminalin çaycısı olduğu anlaşılan bir gençle burun buruna geldi. Delikanlı, adamı saygılı bir ifadeyle selâmlarken:
-Allah kabul etsin bey amca, dedi. Ama kıble biraz daha sağa doğruydu.
Cuneyd Suavi
 
***
 
Ali Bin Sehl İsfahânî (k.s.) Kimdir?
 
Adı Ali bin Sehl, künyesi Ebûl-Hasen nisbesi Isfahanı. Isfahan şeyhlerinin kudemâsından. Muhammed b. Yusuf el-Bennanın müridi, Cüneyd Bağdadî’nin arkadaşı. Ebû Türab Nahşebî ile sohbetlerde bulundu. Amr bin Osman Mekkî ile görüştü. Cüneyd Bağdadî ile mektuplaşırdı. Rızâ ve riyâzat konusunda özel bir yolu vardı. 307/919 yılında vefat etti. Isfahan Tokçu kabristanında medfûndur.
Ali bin Sehl, zengin bir ailenin çocuğuydu. Gençliği refah içinde geçti. Ancak bu baş döndürücü lüks ve refah onu mutlu edememişti. Bu yüzden nefs terbiyesi için riyâzat yoluna yöneldi. Nefsine hâkim olmayı ve onun isteklerini frenlemeyi başardı. Yirmi gün süreyle hiçbir şey yemeden Hakk’a ibadet, zikir ve riyâzatla uğraştığı olurdu. “Hakk’a duyduğum şevk ve iştiyak beni yeme ve içmeden alıkoydu” derdi.
Sıkıntıda olanların derdine devâ olurdu. Nerede bir borçlu duysa, borçlunun haberi olmadan borcunu ödeyiverirdi. Sonra da borçlu olan zatı bulur, ona: “Allah senin borcunu ödetti.” derdi. Bu davranışını o kadar mahrem tutardı ki borçludan başka hiç kimsenin haberi bile olmazdı. Çağdaşlarından Amr bin Osman Mekkî 30.000 akçe borçlanmıştı. Ali bin Sehl’in bundan haberi olunca hemen onun bu borcunu ödeyivermişti. Hattâ bu sefer bu borcu ödediğini arkadaşına bile haber vermedi ki minnet altında kalıp teşekkür etmek zorunda kalmasın.
 
GERÇEK TEVHÎD VE ÖLÜM
Gerçek tevhîdi nasıl anlar ve anlatabiliriz? diye sorulduğunda şu karşılığı verdi:
 
– Gerçek tevhîd, güneş gibidir. Yakın sanılır, fakat uzaktır. Ziyası ve sıcaklığı üzerimizdedir ama, kendisine ulaşmak çok zordur. Biz onu daha çok âsârı ile tanırız.
 
Ölüm konusunda, ölümü davete icabet olarak anlar ve şöyle konuşurdu:
 
– Benim ölümüm sizin hiçbirinizin ölümüne benzemeyecek. Zannetmeyin ki hasta olacağını da halk beni ziyarete gelecek. Bana bir davetiye gelecek, ben de o davete icabet edeceğim, hepsi o kadar. Bir gün yolda yürürken: “Buyur ben hazırım, emre amadeyim,” dedi, ve başını yere koyarak orada rûhunu teslim etti. - rahmetullahi aleyh -
 
TEMKİN VE TASAVVUF
Temkin ehlindendi, güzel konuşurdu. Işârî konularda hoş bir ifâde gücü vardı.
Tasavvufu şöyle tanımlardı: “Tasavvuf manevi açıdan kendinden aşağı olanlardan uzak durman, kalbini masivadan boşaltmandır.”
Şüphe ve ihtimal ile amel etmezdi. Bir delîl ve iki âdil şahidle isbatlanmayan bir konuda söz söylemekten sakınırdı.
İbâdet ve tâate yönelmeyi tevfîk-ı ilâhî alâmeti sayardı. İlâhî yasaklardan sakınmak şerîata riâyetin işâretidir, derdi. Gönle doğan sırları korumak ona göre uyanıklık ifadesiydi. Müridliğinin başlangıcı sağlam olmayanın sonunun da sağlam olmayacağını belirtirdi.
Onun anlayışına göre huzûr hâli yakînden üstündü. Çünkü huzûr, sükûnet mahalliydi, yakîn ise gelip geçici bir yakınlaşmaydı. Huzûr gönle yerleşip orayı mesken tutunca gafleti def’ederdi. Yakînde süreklilik yoktu.
Adem -aleyhisselam-’dan beri insanların hep “kalb kalb” dediklerini fakat kalbin ne olduğunu anlayan bir erin çıkmadığını anlatırdı. Kalb akıl mıydı? Ruh muydu, yoksa sol memenin altındaki bir et parçası mı? Bunu gerçek anlamıyla bilen yoktu. Belki de kalb Hakk’ı tanıma melekesinden ibaret bir şeydi.
 
kaynak: www.islamveihsan.com
 
***
 
Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Oruç tutun, sıhhat bulun” buyurmuştur. (İbn-i Sünnî, Ebû Nu’aym, et-Tıbb, Nebhânî, el-Fethu’l-Kebîr, No:7301, 2/25)
 
Abdullah İbn-i Ebî Evfâ (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): “Oruçlunun uykusu ibadet, susması tesbih; ameli kat kat edilmiş, duası makbul ve günahı affedilmiştir” buyurdu. (Ali el-Müttekî, Kenzü’l-ummâl: 8/443, No:23562)
 
***
 
Allah yolunda (mallarınızı cömertçe harcayarak) infakta bulunun, (geçiminizi bozacak şekilde israfa kaçarak yahut Allah yolunda cihat ve infaktan geri kalarak) ellerinizle (kendinizi) tehlikeye atmayın nefislerinizi tehlikeye atmayın ve (verdiklerinizin yerini dolduracağı hakkında Allah-u Te’âlâ’ya karşı) hüsn-ü zanda bulunun (fakirlere) iyilik yapın (muhtaçların bakımı dâhil tüm amellerinizi) güzelce yapın! Şüphesiz ki Allah (c.c) iyilik edenleri sever(; onların bu davranışına rıza gösterir ve kendilerini mükâfatlandırır)! (el-Bakara Sûresi:195)
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.