Beşikte Oruç

Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen kerametlerini annesi söyle anlatır:

231 0

Merve GÜR

Merve GÜR

"Oğlum henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.
 
İkinci sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay'ı göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir'in bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü olduğu anlaşıldı.
 
Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.
 
"Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.
 
Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa gerek ...
 
Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
 
***
 
Abdülhalık Gucdüvani Hazretleri Kimdir?
 
Altın Silsile’nin dokuzuncu halkası, Mutasavvıf; Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretlerinin hayatı...
Abdülhâlık Hazretleri, Buhâra’ya yaklaşık 40 km mesâfedeki Gucdüvân kasabasında doğdu. Babası, İmâm Mâlik Hazretlerinin neslinden, zâhirî ve bâtınî ilimlere vâkıf bir âlim olan Malatyalı Abdülcemîl Efendi idi. Rivâyete göre, düşmanları tarafından şehirden çıkarılan Malatya sultânının tahtına dönmesini sağlayan Abdülcemîl Efendi, mükâfât olarak sultânın kızıyla evlendirildi. Hızır (a.s.), Abdülcemîl Efendi’ye bu evlilikten bir oğlu olacağını müjdeledi ve ismini Abdülhâlık koymasını tembihledi.[1] Bir müddet sonra Abdülcemîl Efendi, âile efrâdını alarak Buhâra’nın Gucdüvân kasabasına hicret etti. Abdülhâlık Hazretleri burada dünyaya geldi.
Küçük yaşta ilim tahsili için Buhâra’ya giden Abdülhâlık Hazretleri, şehrin büyük âlimlerinden İmâm Sadreddîn’in yanında tefsir okurken; “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice duâ edin! Bilin ki O, haddi aşanları sevmez!” (el-A‘râf, 55) âyetine gelince, hocasına buradaki gizliliğin ne mânâya geldiğini sordu. Çünkü sesli olarak zikredince diğer insanlar, kalben zikredince de şeytan bundan haberdâr olmaktadır. Zira hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere şeytan, insanoğlunun içinde damardaki kan gibi dolaşmaktadır. Bu durumda hafî/gizli zikir nasıl tatbik edilecektir?
Hocası Sadreddîn Efendi, bu suâle şu cevâbı verdi:
“–Evlâdım, bu, ledünnî ilme âit bir meseledir. Cenâb-ı Hak dilerse ehlullah’tan bir zâtı karşına çıkarır ve sana bu hususu tâlim eder.”
 
ABDÜLHALIK GUCDÜVANİ HAZRETLERİNİN KULLUK EDEBİ
Bir gün dervişlerden biri, Gucdüvânî Hazretlerine gelerek:
“–Eğer Hak Teâlâ beni Cennet veya Cehennem’i seçmekte serbest bırakırsa ben Cehennem’i tercih ederim. Çünkü ben ömrüm boyunca nefsin isteklerine karşı direnip durdum. Şayet Cennet’i istersem, bu da nefsin isteği olur…” dedi.
Dervişin daha nâil olup olamayacağı bile meçhul olan Cennet hakkında böylesine yüksek perdeden sözler sarf etmesi üzerine Hâce Hazretleri şu karşılığı verdi:
 
“–Kulun tercihle işi ne? Cenâb-ı Hak bize nereye git derse gideriz, nerede ol derse oluruz. Nefse muhâlefet ve Hakk’a kulluk budur, yani teslîmiyettir, rızâ hâlinin yaşanmasıdır; senin dediğin değildir!”
 
Bu sefer derviş:
 
“–Tarîkate sülûk edenlere şeytanın eli erişebilir mi?” diye sordu.
 
Gucdüvânî Hazretleri:
 
“–Evet, nefsini fenâya erdirme hususunda henüz son merhaleye ulaşamamış bir sâlik öfkelendiğinde şeytan ona musallat olur. Nefsini ifnâ edende ise öfke bulunmaz. Onda öfke yerine «gayret» yani ilâhî emirlere karşı hassâsiyet olur. Şeytan da gayretin olduğu yerden hızla kaçar…”
 
Âyet-i kerîmede buyrulur:
 
“(Şeytan) dedi ki: Ey Rabbim! Andolsun ki, beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlakâ azdıracağım. Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların müstesnâ!” (el-Hicr, 39-40)
 
Demek ki şeytanın şerrinden ancak Cenâb-ı Hakk’ın ihlâsını koruduğu sâlih mü’minler kurtulabilir. Bu hâli elde etmek için de, Cenâb-ı Hakk’a dâimâ samimiyetle ilticâ etmek gerekir.
 
KAYNAK: www.islamveihsan.com
 
***
 
Hadîs-i Şerîf
 
Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem):
 
“Nice oruç tutanlar vardır ki (haramdan sakınmadıkları için) oruçlarından nasipleri sadece açlık, nice gece kalkanlar da vardır ki, kıyamlarından nasipleri sadece uykusuzluktur” buyurdu. (Hâkim, Müstedrek:1/431)
 
***
 
Hadîs-i Şerîf
 
Sehl (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
 
“Cennette, ‘er-Reyyan’ denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer; ondan oruç tutanlardan başka hiç kimse giremez. (Kıyamet gününde): ‘Oruç tutanlar nerede?’ denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiç bir kimse buradan giremez. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiç bir kimse giremez.” (Buharî, Savm:4, 2/226, Müslim, Sıyam:166)
 


Etiketler; #merve gür
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.