ÇANAKKALE GEÇİLSEYDİ NE OLACAKTI?  (3)

18 Mart 1915’te Müttefik güçlerinin gemileri Çanakkale’yi geçseydiler; sizler o zaman Anadolu’daki kıyameti görecektiniz!

404 0

Mehmet İhsan Gençcan

Mehmet İhsan Gençcan


 
 
            18 Mart 1915’te Müttefik güçlerinin gemileri Çanakkale’yi geçseydiler; sizler o zaman Anadolu’daki kıyameti görecektiniz!
O haşmetli gemiler İstanbul önüne gelip demirledikleri andan itibaren; Osmanlı Ermenilerinin çılgınca ve vahşice isyanlarını ateşlemiş olacaklardı. Her şey hazırdı. Sanmayın ki bu bir ihtimaldi! Hayır! Tıpkı Yunanlıların İzmir’e çıkarma yaptıkları gibi, Anadolu’nun içine yayılmalarının değişik bir şekli olacaktı.
Şimdi tarihin derinliklerine inerek Çanakkale gerçeğini sizlere sunmaya çalışacağım. Esasta bu bir sır kitabı değil mi?
 
Ermeniler ile Türkler arasında 1071 Malazgirt Savaşıyla ilişki­ler kuruldu. Ermenileri Bizans zulmünden Türkler kurtardı. Melikşah, Ermeni kralı Kivrike'nin kızıyla evlendi ve Türklerle akrabalık başladı.
Bu Ermeni isimlerine de yansı­dı: Tanzimat'tan sonra yapılan bir çalışmada Ermeniler arasında Melikşah, Kutluşah, Arslanşah, Emirşah, Eymür, Murat, Budak, Hüdaverdi, Tatar, Hızırşah, Orhan, Cihanşah, Atabek, Edip,  Kiçibeğ, Isfendiyar, Celal ve Cevahir gibi yaygın olan isimler, Ermeniler tarafından da kullanılmaya başlandı.
Yıllar geçti, Ermeniler arasında fitne fücur başladı;
19'uncu yüzyılın sonlarına doğru Ermeni bebeklerine, "Vrej – (Öç al); "Azad" (özgür); "Armenouhie" (Ermeni); "Vrejhoule (hınçal) Beıdjouhie (muhteşem) gibi etnik kökene vurgu yapan isimler verilmeye başlandı!
Sonra! Her şey birkaç yılda değişiver­di...
Oysa... 1826 Yunan isyanın­dan sonra Osmanlı, "millet-i sadıka" dediği Ermenileri Rumlar­dan boşalttığı devletin önemli koltuklarına oturttu ve böylece Osmanlının içinde elit bir tabaka oluverdi
19'uncu yüzyılda. 22 Ermeni bakan yapıldı. 29 Ermeni bürokraside en üst rütbe paşalığa yükseltildi... 33 Ermeni milletvekili oldu... 7 Ermeni büyükelçi, 11 Ermeni konsolos olarak Osmanlıyı temsil etti. Dışişleri ve içişleri Ba­kanlığı kadrolarında 1OO'ü aşkın üst düzey Ermeni memur vardı. Yüzyılın sonunda Sayıştay'dan Darphane'ye, Danıştay'dan Posta telgraf idaresine kadar devletin önemli merkezlerine Ermenilere emanet edildi.
Sonra ne oldu?
Yunan, Sırp, Bulgar, Arnavut, Arap gibi Ermeni de Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucu Os­manlı'dan kopmak istediler.
Sonuçta...
8 milyon 856 bin 315 kişinin öldüğü, 21 milyon 219 bin 452 kişi­nin yaralandığı, 7 milyon 750 bin 945 kişinin kayıp ve esir olduğu ve insanoğlunun o güne ka­dar hiç görmediği, top yekûn cinnet geçirilen o yıllarda sade­ce Ermeniler değil herkes acı çekti...
Bunları kısaca özetleyecek olursak:
1914-1918 yılları arasında ayaklanmalar sonucunda halklar arasında çıkan çatışmalarda Doğu Anadolu ve Kafkasya’dan 1.200.000 Müslüman göçmen durumuna düşmüş. 1.000.000 Kafkasya Müslümanlarından Anadolu’ya gelen 130.000 sivil hayatını kaybetmiştir. Yolda salgın hastalık, açlık, sefalet ve Ermeni çeteleri yüzünden kırılanlar tahmini olarak eklendiğinde ölü miktarı 2,5–3 milyon Müslüman Türk arasında değişmektedir.
Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları sonucunda büyük askeri birliklerini kaybetmiş ve mali açıdan büyük bir yük altında kalmıştı. İmparatorluk, bu savaşların üstüne 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Karadeniz’de Rus Donanması’nın şiddetli hücumu ile de karşı karşıya gelmiş oldu.
 
****
 
 
 
1878’den bu yana Ermeni komitecilerin gelişen milliyetçi fikirlerinin sonucu olarak bağımsız Ermenistan Devleti istekleri, bu saldırı ile biraz daha pekişti. Amerikan Board misyonerlerinden öğrendikleri silah yapım teknikleri ve Rusya'dan getirilen silahlarla Ruslara destek amaçlı olaylar çıkartma kararı aldılar.
Bu hazırlıkları haber alan Osmanlı merkezi yönetimi olaya el koymaya karar verdi. Yapılan takibatlar, Ermenilerin 60-70 kişilik gruplar halinde hareket ettiğini ve Çengiler, Sölöz, Orhangazi, Gemlik gibi bölgelerde Müslüman ahaliye karşı saldırılar düzenlediklerini ortaya çıkardı. Fakat çok geçmeden askerin olaya el koymasıyla olaylar daha da fazla büyümeden bastırılmış oldu.
Şimdi tarihi bir sıralamaya geçelim:
Tarih: 1.Ağustos.1914; Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması.
          Tarih: 3. Ağustos. 1914;  Seferberlik ilanı.
Tarih: 28. Ekim. 1914; (Goben) Yavuz Zıhlısının Karadeniz’deki Rus Limanlarına taarruzu.
 
Tarih: 30 Ekim 1914;
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dün­ya Savaşına katılması..
Tarih: 6 Ocak 1915;
Osmanlı'nın Sarıkamış Harekâtı başarısızlıkla sonuçlandı. Rus Ordusu Anadolu'ya yürü­meye başladı. Ermeni gönüllü tümenleri Rus kuvvetlerinin ba­şarısında önemli etken oldu.
          Tarih: 19 Şubat 1915;
Müttefikler, Rusya ve Ermenilere yardım için Çanakkale Boğazını geçmek amacıyla önce deniz; ardından kara harekâtına başladı. Bab-ı Ali, İstanbul’un Konya’ya boşaltılması için ha­zırlıklar yaptı.
Tarih: 27 Şubat 1915;
Osmanlı Ordusu Başkomu­tanlığı askeri birliklere gönderdi­ği talimatla; Ermenilerde yaka­lanan silah, bomba ve bir takım şifre belgelerinin bir ayaklanma hazırlığını gösterdiğini, bu se­beple ordudaki Ermeni askerle­rinin silahlı hizmetlerde kullanıl­maması, her yerde uyanık davranılarak gerekli tedbirlerin alın­masını, ancak Ermeniler içinde devlete sadakatle bağlı olanlara zarar verilmemesi emredildi.
Tarih: 4. Mart l915: İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Boğazların taksimini öngören “İstanbul Anlaşması”nın imzalanması.
18 Mart 1915’te Müttefikler Çanakkale’yi deniz yoluyla geçemeyince, Ermenilerin kurdukları hayaller de uçup gitmişti. Fakat yine de küçük kıpırdamalar şeklinde baş gösterdi.  
Tarih: 18 Nisan 1915 Ermeniler Bitlis'te ve bir gün sonra Van'da isyana başladı. Ardından Muş, Erzurum, Zeytun'da ayaklandı ve katliamlara başladı...
Şimdi biz geriye dönerek tarihin derinliklerine dalalım:
“1896 Osmanlı Bankası Baskını, İstanbul'daki Osmanlı Bankası merkez şubesinin 26 Ağustos 1896 günü bir grup Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi Ermeni tarafından ele geçirilmesi eylemidir.
 
Eylemin amacı Avrupa ülkelerinin ve özellikle Rusya'nın dikkatini çekerek Osmanlı Devleti'ne karşı müdahele etmelerine yol açmaktı.Eylemi planlayan KarekinPastırmacıyan uluslararası finans dünyasında önemli bir rol oynayan Osmanlı Bankası'nın bu amaca hizmet edecek en uygun yer olduğunu düşünmüştü. 26 Ağustos 1896 günü saat 13.00’de PapkenSiuni'nin liderliği altında 26 Ermeni el bombası, dinamit ve tabancalarla birlikte Osmanlı Bankası'na girdiler. Güvenlik güçleriyle çatışmaya giren Ermeni işgalcilerden PapkenSiunidahil 9'u hemen öldü. Bunun üzerine eylemin planlamacısı olan KarekinPastırmacıyan (Karo) işgalcilerin başına geçti.
 
 
*****
 
 
 
İşgal İstanbul'da Ermeniler ve Müslümanlar arasında çatışmalara yol açtı. Bankanın müdürü olan Sir Edgar Vincent işgalin başlangıcında banka binasından kaçarak Rus Elçiliğinden işgalcilerle arabuluculuk yapmasını istedi. Rus Elçiliğinden gönderilen Ermeni asıllı tercüman Maksimov işgalciler ve Yıldız Sarayı arasında bir anlaşma sağladı. Bu anlaşmaya göre işgale son vermeleri karşılığında işgalcilere ülkeyi serbestçe terk etmeleri güvencesi verildi[. İşgalciler Sir Edgar Vincent'in yatıyla rıhtımdan ayrıldılar. Oradan Fransız MessagerieMaritime vapuruna binen işgalciler hiçbir zarar görmeden Marsilya'ya ulaştılar.
KarekinPastırmacıyan daha sonra 1908 yılında tekrar İstanbul'a geri dönerek 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı'ndaErzurum'u temsil etmiş, 1915 yılında Van İsyanına katılmış, 1918 yılında ise Ermenistan'ın ABD elçiliğini yapmıştır.
 
Ve... Kimi Ermenilerin her yıl dünyanın birçok ülkesinde "soy­kırım" olarak andığı Tarih: 24 Nisan 1915.
İşte bu tarih Ermeni ırkının milat olarak kabul ettiği bir tarihti. Çünkü 24 Nisan 1915 günü Osmanlı Dâhiliye Nezareti 14 vilayet ile 10 mutasarrıflığa gönderdiği genelgede; Hınçak, Taşnak ve benzeri Ermeni ko­mitelerinin kapatılması, belgele­rine el konulması, liderleri ve zararlı faaliyetleri bilinen Erme­nilerin gözaltına alınması ve bunlardan bulundukları yerlerde sakıncalı görülenlerin Ermeni olmayan yerlere gönderilmesi…
 
Artık, Çanakkale Topraklarında kan gövdeyi götürüyordu:
 
Tarih: 30 Nisan 1915 Alman Büyükelçisi HansFreiherrvonWangenheim, Alman­ya Başbakanı'na gönderdiği ra­porda şöyle dedi: "Birçok Erme­ni ev ve kilisesinde patlayıcı maddeler, bombalar ve silah bu­lundu; (Padişah) V Mehmet'in tahta çıkışının yıldönümü olan 27 Nisan günü Bab-ı Ali'ye ve bir kısım resmi binalara bombalı saldırılarda bulunacak olmaları nedeniyle, 24/25 Nisan gecesi ve ertesi günü akşamı İstanbul’daki Taşnak ihtilal Örgütü üyesi 500 kadar Ermeni tutuk­landı; bu kişiler Anadolu'ya yol­landı."
O tarihte İstanbul’da ikamet eden 77 bin 735 Ermeni'den sadece 235 kişi tutuklandı ve Bunların İstanbul’da bulunması tehlikeli bulunan 155'i Çankı­rı'ya ve 70'i Ankara/Ayaş'a teh­cir edildi. (Aslında sayı, 356'sı Taşnak, 173'ü Hıncak, 72'si Ramgavar ve 9'u farklı Ermeni örgüt mensubu 610 kişi idi; ço­ğu adreslerinde bulunamadı; 44'ünün yurtdışına kaçtığı tespit edilebildi.)
Yapılan aramalarda silah olarak şunlar bu­lundu:
İlk hamlede; 19 adet mavzer, 74 adet mar­tin, 111 adet vincester, 96 adet maniher, 78 adet gıra, 358 adet filovir tüfekleri ile 3591 adet ta­banca ve 45 bin 221 tabanca mermisi vb.
Amaçları belliydi;
Çanakka­le geçilseydi isyana başlaya­caklardı. Çünkü her şey hazırdı. Ama Devlet kademeleri uyanıktı…
Tarih: 8 Mayıs 1915
Çankırı'ya gönderilen; VahramTorkumyan, AgopNargileciyan, Karabet Keropoyan, ZareBardizbanyan, PozantKeçiyan, Per-vantTolayan, RafaelKaragözyan, DiranKelekyan ve VartabetKomidas'ın serbest bırakılarak İstanbul’a döndü. (VarabetKomidas, tedavi amacıyla Viyana'ya gitmek için 30 Ağustos 1917'de Dâhiliye Nezareti'nden izin aldı. Türkiye'ye dönmedi. Çankırı'da 13 gün kalan komidesin Paris'e heykeli dikildi!)
 
 
****
 
 
 
 
 
Daha sonra ki günlerde; HayıkHocasaryan, AgopBeğleryan, VartanesPapasyan, SerkisCevahiryan, KirkorCelalyan, Bağban Bardizbanyan, ApikCanbaz, Va­han Altunyan, OhannesTerlemezyan, BedrosMamukyan, MıgırdiçIstepniyan, LeonKigorkyan, SerkisŞahinyan, OhannesHanisyan, ArtinBogasyan, AkrikKeresticiyan. Zara Mumcüyan gi­bi 35 kişi serbest bırakıldı.
 
 
 
 
 
 
HayikTiryakiyan, Azadamaıd gazetesi sahibiyle aynı adı taşıdı­ğı için; Doktor Allahverdiyan ise oğlu yerine yanlışlıkla tutuklan­dığı anlaşılınca serbest bırakıl­dılar.
Tek kıstas vardı; suçlu mu suç­suz mu? Yargılanmaları çeşitli mahkemelerde sürüyordu: suçsuz kalan bırakılıyordu. Örneğin, AndonPfcnosyan İstanbul’a dönmek için verdiği af dilekçesi kabul edilmedi.
Arsak Diradoryan da döneme­di ama fakr-u zaruret içinde olduğunu beyan etmesi üzerine yevmiye verildi.
İstanbul dışında da aramalar ve tutuklamalar yapıldı.
Örneğin İzmir’de 16 kişi tutuk­lanarak Divan-ı Harbe verildi. Avukat ParsihGülbankyan tara­fından satın alınıp Taşnak kulübü olarak kullanılan binada 10 gaz tenekesi içinde 180 kilo dinamit bulundu!
Aydın vilayetinde toplamda 250, Samsun'da 32, Kayseri'de 30, Urfa'da 12, Diyarbakır'da 120, Antep'te 19, Elazığ'da 14 kişi tutuklandı.
Düşününüz ki... Sivas'ta; 15 bin Ermeni Rus Ordusu'na katıl­mıştı. Bir o kadar kişi de silahlan­dırıldığı iddia ediliyordu. Arama­larda 472 adet tüfek,752 taban­ca, 44 dinamit, 38 bomba, 13 teneke barut, 6359 cephane bu­lundu. Böylesine bir savaş atmos­ferinde 53 bin 675 Sivaslı Ermeni'den 20 kişi tutuklandı.
İşte buna "soytarım günü" di­yorlar...
Şimdi sizlere Ermenilerin Sırlarını açıklayayım:
"Hay Dat nedir, hiç duydunuz mu?
"Megalidea"gibi...
"Siyonizm" gibi...
Diaspora Ermenilerinin "büyük Ülküsü”dür...
"Hay Dat" idealini hayata ge­çirmek için Diaspora'nın "Dört T" planı vardır:
1-Tanıtma; Ermenilere "soykı­rımı" yapıldığı propagandasının yürütülmesidir. Ermeni teröristler, Türk diplomatlarını, eşlerini, çocuklarını öldürerek "sorunu" dünya kamuoyu önüne getirdiler.
2-Tanınma; "Soykırım" kam­panyalarıyla dünya kamuoyu ve
parlamentoları ikna etmek ve özellikle de Türkiye'nin "soykırımı" resmen kabul etmesini sağlamaktır. Son dönemdeki Türki­ye'deki faaliyetlerin amacı budur TBMM'ye "soykırımı" kabul eden milletvekilleri görüldü. Bunlar -tarihi gerçeklere aykırı olduğunu bilmesine rağmen sırf nedeni Türk düşmanlığı- "soykırımı" tanıması bu yüzdendir. Sonra, sıra üçüncü maddeye gelecektir:
3-Tazminat; "Soykırıma" uğramış Ermeni mirasçılarına para ödenmesidir. Tazminat olarak, 104 milyar 544 milyon 260 bin 400 dolar istiyorlar!
4) Toprak; "işgal altındaki top­raklarının" iadesidir.
İşte bu nedenle...
Siz ne derseniz deyin....
Siz ne yazarsanız yazın...
Sadece kendi yalanlarına ina­nılmasını istiyorlar. Bu nedenle... Hiçbir bilimsel tartışma davetini kabul etmiyor­lar. "Türkiye ile Ermenistan tarih­çileri komisyon kursun; Türk, Rus, İngiliz, Fransız, Er­meni, Alman arşivlerinde çalış­malar yapsınlar" derseniz hemen reddederler.
Evet... Amaçları sadece bu dört aşamalı planı hayata geçir­mektir...
Türkiye ise tüm bu olup biteni sadece seyretmektedir.
 
100 yıl önce Ermenilerin kanına girenler. 1915 öncesinde Osmanlı'nın içinde en imtiyazlı, en zengin, en önde gelen, en itibarlı, değer verilen ve baş üstünde tutulan insanlardı. Devlet yönetim kadrolarında Padişah'tan sonraki en yüksek kademelerde onların koltukları vardı, ticaretin kaymağını da yiyen onlardı, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar, Ruslar, Osmanlı'nın en krema tabakası Ermenileri, isyana, başkaldırmaya kışkırttılar.
Kışkırtmaya 1860'da başladılar.
Ermeni'sin, üstünsün.
Ermeni'sin, özelsin.
Hıristiyan ileridir.
Müslüman geridir.
Hıristiyanlığı ilk kabul eden Ermeniler, bir İslam yönetimi altında olamaz diye nifak sokup ayrılık tohumu eken Fransız, İngiliz, Amerikalı, Rus oldu. Rus orduları Doğu Anadolu'ya saldırdığında Osmanlının gözbebeği Ermeniler silahlanmış Osmanlı Ordusu'na pusu kuruyor, Türk ve Kürt köylerini yakıp yıkıyordu.
Ermeni kanına giriciler.
ABD, İngiltere. Fransa, Rusya. Tehcire sebep olanlar, şimdi kendi işledikleri cinayet için "Türkleri günah keçisi" yapıyorlar. En sahtekâr olan da Almanlar. Birinci Dünya Savaşı yıllarında "Ermenilerin tehcir edilmesi için Osmanlı'yı zorlayan" Alman Genelkurmayı olmuştu. O savaşta Osmanlı Ordusu'nun yönetimi Alman Genelkurmayına verilmişti. Tarihi belgeler açık. Ermeniler tehcir edildi. İngiltere’nin yüzündendir. Fransa'nın yüzündendir. ABD’nin yüzündendir. Rusya'nın yüzündendir. Ve Almanya'nın emriyledir. Bunu biliyorlar. Vicdan azabı içindeler. Günah çıkartma ihtiyacı duyuyorlar fakat "Türkleri günah keçisi" ilan edip, kendilerini aklayarak bizim sırtımızdan günah çıkartmaya soyunuyorlar.
 
Ermenilerde bağımsızlık hareketleri XIX. Yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır. 1863 yılında kabul edilen “Ermeni Nizamnamesi” Ermenilerde milliyetçiliğin artmasına neden olmuş, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Ayastefanos Antlaşması, bağımsızlık taraftarı Ermenilere büyük ümitler vermiştir.
Barış görüşmeleri sırasında bizzat Ermeni Patriği NersesVarjabedyan ve bazı Ermeni ileri gelenleri Ayastefanos’a giderek Rus makamlarından Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti kurulması için yardım istemişlerdir. Ermeniler bununla da yetinmeyerek Doğu Anadolu’nun Ruslar tarafından ilhakını, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan’a olduğu gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını ve bu ıslahat tamamlanıncaya kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini talep etmişlerdir. Bu ısrarlı Ermeni istekleri Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesinin kaleme alınmasına neden olmuştur. Bu maddeye göre;  
“Ermenilerin bulunduğu Doğu Anadolu vilayetlerinden Rus ordusunun işgali altında bulunup Osmanlı Devleti’ne geri verilmesi gereken bölgelerin boşaltılması sırasında, iki devletin iyi ilişkilerine zararlı olabilecek karışıklıkların çıkmaması için Osmanlı Hükümeti bu bölgelerdeki Ermenilerin çıkarlarının gerektirdiği düzenlemeyi vakit geçirmeden yapmayı, Kürtler ile Çerkezlere karşı güvenliğini sağlamayı taahhüt eder”.
 
Görüldüğü gibi, Ayastefanos’un bu maddesi sadece ıslahatı hedef almakla Ermenilerin Osmanlı’ya karşı Ruslara yardım etmelerinin bedeli olarak bağımsız bir Ermeni devletinin kurulması isteklerinin çok gerisinde kalmaktadır.
 
İngiltere antlaşmanın genelinden olduğu gibi bu maddesinden de hoşnut olmamıştır. Özellikle bu madde ile Rusların, Ermenileri himaye perdesi altında, Doğu Anadolu’yu Balkanlaştırmaya kalkışacağından ve burada savaşla kazanmış olduğu toprakların sağladığı elverişli durumdan faydalanarak nüfuzunu genişleteceğinden endişe edilmiştir Bundan başka Rusların bütün Anadolu ile İstanbul’u da kolaylıkla tehdit edilebileceği düşünülmüştür.  İngilizler Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesi ile Rusların Osmanlı Ermenileri üzerinde koruyucu bir statü kazanmalarını kabul etmemiştir ve 13 Haziran 1878’de Berlin Konferansı’nın toplanmasını ve Ayastefanos’taki 16. maddenin Berlin antlaşmasının maddesiyle değiştirilmesini sağlamışlardır. Bu madde şu şekildedir
“Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin yaşadığı vilayetlerin ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi zaman geçirmeden yapmayı ve diğer unsurlara karşı (Kürt ve Çerkez) Ermenilerin güvenliğini sağlamayı taahhüt eder. Bu konuda alacağı önlemleri sırası geldikçe, ilgili devletlere bildirecek, ilgili devletler de sözü edilen düzenlemelerin yapılmasını kontrol edeceklerdir” .
 
Böylece Berlin Kongresi’nde büyük devletler Ermenilerin oturdukları yerlerde ıslahat yapılmasını Osmanlı Hükümeti’ne bir vazife olarak yükletmişler ve bu vazifenin yerine getirilmesini denetlemek yetkisini de elde etmişlerdir. Ancak Ermeniler, öncelikle bağımsızlık, olmazsa muhtariyet istediklerinden Berlin’de ıslahat formülü üzerine mutabakata varılmasından memnun olmamışlardır.
Bu gelişmelerden sonradır ki,  Ermeniler bağımsızlıklarının görüşmeler, antlaşmalar yoluyla gerçekleşmeyeceğine inanmaya ve artık “eylem – silah – kan” gibi kin ve nefret ifade eden kelimeleri telaffuz etmeye başlamışlardır. Üstelik bu sözler kiliselerden yükselmiştir. Eski Patrik MıgırdıçHırimyan; Sırp, Karadağ, Roma, Yunan ve Bulgarların kan dökerek bağımsızlıklarını elde ettiklerini, hâlbuki Ermenilerin bu süre zarfında isyan edip kandökmediklerini, ancak Ermenibağımsızlığının gerçekleşmesi için kan dökmek gerektiğini açıklamıştır.
 
Böylece Ermeniler için artık şikâyet etmek yerine harekete geçmek zamanı gelmiş oluyordu. Bu sebeple siyasi cemiyetlere, kuruluşlara daha fazla kuvvet vermek, yer yer isyanlar hazırlamak gerektiğini düşünüyorlardı. Osmanlı Devleti savaştan yeni çıkmış,  kuvvetsiz bir haldeydi. Ermeniler için Türkiye topraklarında bağımsız bir Ermenistan’ın mevcudiyeti, kutsal ve milli bir ülküydü. Bundan dolayı, bunu temin için yapılacak her şey kendileri açısından haklıydı
Ermeniler Berlin Konferansı ile bir şeyi daha anlamışlardı. Yabancı devletlerin desteği ve müdahalesi olmaksızın emellerine ulaşamayacaklardı. 1880 tarihine kadar yabancı devletlerin Ermeniler lehinde yaptıkları müdahalelerin fazla kuvvetli ve ısrarlı olmayışı sebepleri arasında o sıralarda Osmanlı Devleti’nde göze batacak ve Avrupa kamuoyunu harekete getirecek mahiyette Ermeni olayları olmayışı da bulunmaktadır. Bu nedenle Ermeniler, Anadolu’da isyanlar çıkararak Avrupa’nın dikkatini çekmek istemişler ve bir Avrupa müdahalesi ile Bulgaristan gibi özerk bir yönetime kavuşmanın hayallerini kurmuşlardır.
Ermeni örgütlenmeleri, öncelikle hayır cemiyetleri adı altında sözde masum girişimlerle başlamıştır. Derneklerin ortak amacı Doğu Anadolu vilayetlerinde okullar açarak gençleri aydınlatmaktı. Osmanlı Hükümeti ise derneklerin örgütlenmelerini hoş görmüş ve bunları Ermeni vatandaşlarının doğal bir hakkı saymış, derneklerin devlet çıkarlarına aykırı bir tutum takınacaklarını dikkate almamıştır. Ancak bu dernekler daha sonra, yabancı memleketlerden gördükleri yardımlar ve teşviklerle, Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandıran komitelerin nüveleri olmuşlardır.
XIX. yüzyıl ortalarından itibaren Ermenilerin çoğu kez hayır cemiyetleri görünümü altında çeteler kurdukları ve savaşçı birlik, yardımcı birlik, silah ve cephane birliği ve posta teşkilatı olarak çok teferruatlı bir şekilde teşkilatlandıkları anlaşılmıştır. Berlin Kongresi’nden sonra Ermeniler arasında silahlanma faaliyetleri de hızlanmış, buna dair haberler Osmanlı devlet dairelerine ulaşmaya başlamıştır.
 
Birçok Avrupa başkentindeki Ermeni Komiteleri veya kişiler ya silah sağlamış, ya da onları satın alması için gerekli parayı bulmuş ve sonra bu silahlar türlü yollardan Türkiye’ye sokulmuştur. Silahlar hemen her zaman yabancı teknelerle taşınmış, Hıristiyan yolcular bunların geçirilmesinde yardımcı olmuşlardır Silah ve cephane Ermeni kiliselerinde, okullarında, yabancı bankalarda ve bazı kişilerin evlerinde saklanmıştır.
Komitelerin Osmanlılarla mücadele yöntemi olarak terörü benimsemeleri, tesadüfî bir karar sonucu alınmamıştır. Burada şu hususu belirtmekte fayda vardır: Ermenilerin kurmayı amaçladıkları Ermenistan, Bulgaristan ve Yunanistan gibi, doğal sınırları olan, tek bir halkın yerleşik olduğu “vatan” değildir. Ermeniler, Ermenistan denilen yerde genel nüfusun % 87’sini oluşturan Müslüman denizinin içinde küçük adacıklar olarak yaşıyorlardı. Sadece Osmanlı Devletindekiler değil, tüm dünyada yaşayan Ermeniler buraya göç ettirildiği halde bile, Ermenilerin Doğu Anadolu’da nüfus çoğunluğuna sahip olmaları mümkün değildi. İşte bu nedenle hareketle Ermeni Komiteleri terörü iki açıdan gerekli görmüşlerdir. İlk olarak, bireysel terör eylemleri ve toplu katliamlar buralarda yaşayan Müslümanları kaçırtabilecek tek yoldu. İkinci olarak ise; Ermeni Komiteciler, dış güçlerin müdahalesi ve onayı olmaksızın davalarını yalnız başlarına kazanamayacaklarını biliyorlardı. Doğu Anadolu’da isyanlar çıkartılarak yöre halkı yeterince tahrik edilebilir ve Müslümanlar misilleme saikı ile Ermeniler üzerine yürütülebilirse, bölgede kolayca iç savaş çıkabilirdi. Osmanlı güvenlik güçlerinin aldığı her tedbir, komitelerin Batı’daki propaganda bürolarınca “katliam” şeklinde kamuoyuna yansıtılabilir ve devletler sözüm ona bu kan dökümüne son vermeye davet edilebilirdi. Kısaca: Batı müdahalesi Doğu Anadolu’nun “Ermenileştirilmesi” için vazgeçilmez bir şart; terör ise o günkü şartlarda bu müdahaleye yol açacak kapının yegâne anahtarıydı. İşte bundan dolayıdır ki Ermeniler terörü amaçlarına ulaşmanın tek yolu olarak kabul etmişler ve bu fikri uygulama alanına koymuşlardır. Türk topraklarının “Ermenileştirilmesi” gayesiyle Ermenilerin çıkarttığı ilk isyan, 20 Haziran 1890’da Erzurum’da patlak vermiştir. Ana yol üzerinde bulunması ve Rusya’ya yakın olmasından dolayı Erzurum ihtilal için en müsait merkez olarak görülmüştür. Bu isyanın planları İstanbul’da Yedikule’deki Ermeni Hastanesi’nde hazırlanmış ve sahneye konulması için uygun zaman kollanmıştır.
 Ermeniler Erzurum’da ilk icraatlarını gerçekleştirebilmek amacıyla Rusya’dan getirdikleri silah ve cephaneyi bu şehre yığmaya başlamışlardı. Dördüncü Ordu Komutanlığı tarafından Osmanlı Hükümeti’ne gönderilen bir raporda Erzurum’da Asalyan Kilisesi içinde yapılan bir demirhanede büyük miktarda alet ve edevatla, bir adet torna bulunduğu ve bu suretle silah imal ve depo edilmekte olduğu, aynı şekilde Sanasaryan Ermeni Okulu’nda da böyle bir imalathanenin mevcut olduğu bildirilmiştir.
 
Ermeniler tarafından çıkarılan bu kanlı olaylar sadece yurt içinde yankılanmakla kalmamıştır. Zaten Ermenilerin Erzurum’da böyle bir olay çıkarmak istemelerinin bir sebebi de, bu şehirde Rus, İngiliz ve Fransız Konsolosluklarının bulunmasıydı. Böylece seslerini tüm dünyaya duyurmak isteyen Ermeniler bunda bir ölçüde de olsa başarılı olmuşlardır. Olayların hemen ertesi günü konsoloslar şehri gezmiş, büyükelçiliklerine olayla ilgili raporlar sunmuşlardır. Sonuç olarak bu olay ilk büyük Ermeni isyanı olarak da tarihe geçmiştir.
 
Ermeni meclis üyeleri, Rusya’nın bu türlü vaatlerine inanılmaması gerektiğine dair İstanbul Ermenilerinin uyarılarına rağmen bu yoldaki çalışmalarına hızla devam etmiştir.  Avrupa’da Ermeni komiteleri nezaretindeki iki banka faizle borç para vererek ve Hayastan ve Hınçak gibi Ermeni gazeteler; Ermenilerin yaşadığı mahallerde Türk ve Kürtlerin asayişi ihlal ettiğini yayınlayarak Avrupa’nın yardımını sağlamaya çalışmışlardır. Ermeni meclis üyelerinin teşvikleriyle harekete geçen komiteciler, Ermeniler dükkânlarını kapatmak, kapamayanların dükkânlarını yağma etmek ve Osmanlı askerlerine ateş etmek suretiyle isyan etmişlerdir. Olaylar sonunda yakalanan kişiler verdikleri ifadelerde buna sebep olarak da, Müslümanların elinde esir kalıp, hakaret gördüklerinden, Müslümanlara nispetle vergilerinin ziyadeliğinden şikâyet ederek Ortodoks mezhebine girmek veyahut İngiltere’nin taahhüdünde bulunmak zorunda kaldıklarını belirterek ve güya Ayastefanos Antlaşması’nın on altıncı ve Berlin Kongresi’nin altmış birinci maddelerindeki hürriyet için çalıştıklarını söylemişlerdir
Amerika’da Ermenice olarak neşredilen Hayrenik Gazetesi’nde, Erzurum Olayının yıldönümü dolayısıyla yazılan makalelerden birisinde, olayları görmüş bir kişi olan Hanazadyon’un anıları yayımlanmıştır. Hanazadyon olaylar sonrasındaki hayal kırıklığını şöyle ifade etmektedir: “...Biz inanıyorduk ki, Erzurum’daki Avrupa devletleri konsolosları derhal bu olayı müthiş bir şekilde hükümetlerine yansıtacaklar ve Ermeni Sorunu da bu suretle hemen bir sonuca bağlanmış olacaktı. Fakat bu olmayınca, herkesi büyük bir şaşkınlık kapladı.
 
“İdare heyetimizde de bu sorunu tartışarak şu neticeye vardık: Büyük Avrupa devletlerini bu taş gibi duygusuzluklarından çıkarmak için, Padişahın başkentinde, elçilerin burunlarının dibinde büyük bir gösteri tertiplemek. Erzurum ayaklanmasına epeyce umut bağlanmıştı. Fakat istenildiği gibi bir netice elde edilemedi. Bununla beraber ilk adımdı”.
Erzurum’da meydana gelen bu üzücü olaydan sonra, Ermeni Patriği HorenAşıkyan, 11 Kasım 1890 tarihinde Padişah II. Abdülhamit’i ziyaret etmiştir. Patrik evvela, Ermeni tebaa-i sadıkasına ihsan edilmiş olan imtiyazların uygulanmasında karşılaşılan bazı müşküllerin Babıâli tarafından bertaraf olunmasından dolayı, milleti adına teşekkürlerini bildirmiştir. Ermeni milletinin Osmanlı Devleti’nin himayesi altında mezhep, lisan ve kavmiyetlerini asırlardan beri muhafaza ettiklerini, refah ve saadet içerisinde bulunduklarını belirtmiştir. Patrik, şu son günlerde Ermenilerden kendisini bilmeyen ve milletin meşru menfaatlerini göremeyen birkaç şahsın bazı uygunsuz hareketlere cüret ettiklerini, ancak bunların bütün Ermeni milletinin sadakatini lekeleyemeyeceğini söylemiştir. Ermenilerin sadakatlerini lekesiz olarak saklayacaklarını, Ermeni milletinin ilerlemesinin bu sadakat sayesinde gerçekleşeceğini bildiklerini temin etmiş ve Padişahın dünya durdukça hâkimiyetinin ve başarılarının devam etmesi duasıyla sözlerine son vermiştir.
1890 Erzurum İsyanı, Ermenilerin çıkardıkları ilk büyük isyandır. Bu isyanla istediklerini elde edemeseler de ayaklanmayı ve büyük devletleri işe karıştırmayı öğrenmişler ve bu isyan teşebbüsünden edindikleri tecrübelerle yeni isyanların hazırlıklarına girişmişlerdir. Ancak, Ermenilerin bu hareketi kendileriyle yıllarca bir kardeş gibi geçinen Türk halkını uyandırdığı gibi, Osmanlı Devleti’nce sadık uyruklular (Tebaayı Sâdıka) olarak nitelendirilen Ermenilerden bazılarının gerçek emellerini ortaya çıkarmış oluyordu. Osmanlı sarayında ve devlet hizmetlerinde, en yüksek makamlara kadar çıkarılan ve genel olarak ekonomik bakımdan Türklerden daha iyi bir durumda olan bazı Ermenilerin silahlanarak, en bunalımlı zamanlarda devlete karşı gösterdikleri bu nankörlük, kuşkusuz Türkler arasında da düşmanlık ve kin duygularının doğmasına sebep olmuştur.
Militan Ermeniler devleti yıkmak ve bağımsızlık hayallerini gerçekleştirmek için giriştikleri silahlı faaliyetleri haklı göstermek, yaptıklarının Osmanlı devleti tarafından ezilen masum bir milletin hak aramasından başka bir şey olmadığını dünyaya kanıtlamak için bazı bildiriler de yayınlamak isteğiyle propaganda faaliyetlerine başlamışlardır. Bu bildirilerden biri 1890 Erzurum ayaklanması sonrasında yayınlanmış, Tiflis Şehbenderliği tarafından Rusçadan tercüme edilerek Sadaret’e gönderilmiştir. Burada bildirinin tamamına yer vermek mümkün değildir
 
“Ey Ermeniler! Sizin en kutsal vazifeniz, tutukluların ailelerinden aç kalan, yardıma muhtaç olanlara maddi ve manevi yardımlarınızı çabuk ulaştırmak olacaktır. Onlar kendilerini hürriyet için vatanlarına feda etmişlerdir. Çoluk çocuklarını din kardeşleri korumazsa kim korur? Burası düşünülmelidir. Bütün Ermeniler, Ermenista’ı kurtarmak için canlarını feda etmiş olan kahramanları korumak için iane defterleri açılmalıdır
Ermeniler, bu türlü bildiriler yayınlamanın yanında;
 
“Erzurum’un Ermeni dağlarından bir ses çınladı,
 
 Silah sesleriyle Ermenilerin yüreklerini heyecan kapladı”
 
Diye başlayan bir milli marş da yayınlamışlardır. 
Ermeniler 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan önce bir sıkıntı yaratmazken bu savaş sonrasında imzalatılan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmalarıyla uluslararası alana bir sorun şeklinde taşınmışlardır. Büyük devletler Osmanlı’daki menfaatlerini korumak ve yeni menfaatler elde etmek için Ermeni cemaatini kullanmaktan çekinmemişlerdir. Ancak Ermeniler büyük devletlerin gerçek niyetini anlamamış ve onların çalışmalarını bağımsız Ermenistan’ın kurulması şeklinde yorumlamışlardır. Görünüşte sadece olay çıkartmaya yönelik başarısız Erzurum isyanı, daha sonra katliamlar, yol kesmeler, köy yakmalar ve çete faaliyetleri izlemiştir. Yani Erzurum Olayı, sonraki Ermeni hadiselerine öncülük etmiştir. Bunlar arasında 1890 Kumkapı olayları, 1894 Sasun isyanı, 1895 Bâbıâlî yürüyüşü, 1895 Zeytun isyanı, Van, Bitlis, Erzurum, Yozgat, Sivas olayları bu eylemler arasında sayılabilir.  Bu Ermeni isyanları Anadolu’nun pek çok farklı yerine yayılmış, ortalık adeta yangın yerine çevrilmiştir. 
 
Sizlere anlatmaya çalıştığım ”Çanakkale Geçilseydi ne olacaktı?” Tarihi belgeleri özetleyerek “sırlarıyla” birlikte sunmaya çalıştım.
İçinizde hala: “Hepimiz Ermeniyiz” diyen var mı?
 
 
 
 
 
 
 
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.