BORAZAN ÇAVUŞ

.

279 0

Mehmet İhsan Gençcan

Mehmet İhsan Gençcan



Balıkesir ilimizin 17 ilçesinden biri olan Burhaniye; düz bir arazi üzerine kurulmuş ve Ege Denizi kıyısında çok şirin bir ilçedir.
Burhaniye ilçesinin ortasında bir alan vardır. Bu alana Atatürk heykeli dikilmiştir. Atatürk heykelinden alana doğru bakılırsa, küçük bir çayırlık, yan taraflarında kayalar, işte bu kayaların üstünde bir tabancayla, bir de asker borusu görülür. Bu tabancayla boru da: Atatürk heykeli gibi tunçtan dökülmüştür. Bunların üçü birden derin bir anlam taşımaktadır. 
Burhaniye’deki Atatürk heykeliyle, önündeki tabanca ve boru, ayrı ayrı parçalar değildir. Bunların üçü, birbirini bütünler; Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarımızın birer simgesidir.
Burhaniye ilçesinin Pelit köyünde Mevlûde adında bir kadın yaşıyordu. Mevlûde’nin kocasının adı, Mehmet’ti. Mehmet ile Mevlûde’nin 1893 yılında bir erkek çocukları dünyaya geldi. Bu çocuğa, bir cuma günü, kulağına ezan okuyarak, dua ile adını İsmail koydular.
Burhaniyeli Mehmet oğlu İsmail, 1913 yılında yirmi yaşında idi. Her Türk delikanlısı yirmi yaşında askere giderse, Mehmet oğlu İsmail de 1913 yılında askere gitti. Askerliğe Dikili’de başladı.
İsmail, daha bir yıllık asker iken; 1914 yazında Birinci Dünya Savaşı patladı. Bildiğiniz gibi Türkiye de bu savaşa katıldı. Türk ordusu, üç cephede ayrı ayrı savaşıyordu.
İsmail’in Dikili’deki birliği Süveyş cephesine gönderildi.
İsmail, 16’ncı Tümenin 8’inci Alayı’nın 1’inci Taburu’nda neferdi. Birliği içinde, çöllerde düşmanla savaştı. Süveyş kanalında köprü kurup Mısır’a geçeceklerdi. Köprüyü kurdular, ama İsmailiye denilen yerde köprüyü geçemediler. İsmail’in birlikteki arkadaşlarının çoğu orada şehit düştüler.
Bu kez, İsmail’in birliği Çanakkale Savaşlarına gönderildi. İsmail, Çanakkale’de 10’uncu Tümenin 28’inci Alayı’nın l’inciTaburu’nun 4’üncü Bölüğü’nde neferdi. 29’uncu Tümende boru çalacak erler aranıyordu. Dişleri sık, düzenli, sağlıklı, ağız yapısı elverişli olduğundan, İsmail’i borazanlığa ayırdılar. Çandarlılı Musa Onbaşı adında bir zenci, boru öğretmenliği yapıyordu. İsmail, boru çalmasını işte o Musa Onbaşıdan öğrenmişti. Öyle güzel, o denli uzaklardan duyulabilen boru çalıyordu ki, kısa zamanda tanındı; ünlü bir borazan oldu ve onbaşılığa yükseltildi. İsmail Onbaşının hele saldırı boruları pek ünlüydü. 
Borazan İsmail Onbaşı, Çanakkale’de 10 Ağustos Conkbayırı savaşında ayağından şarapnel parçasıyla yaralandı. Yarası iyi olunca, bu kez de Bombatepe savaşında başından yine şarapnel parçasıyla yaralanmıştı. Yarası ağır olduğundan, İstanbul’a hastaneye gönderildi. İyileşince hastaneden taburcu edildi. Doktorlar üç aylık hava değişimi vermişlerdi. Burhaniye’ye geldi. Hava değişimi süresi dolunca, İsmail’i bu kez İzmir’deki bir birliğe verdiler. O birliğin makineli tüfek bölüğünde göreve başladı.
1918’de Türkiye’nin savaş ortakları yenildi. Türkiye de yenilmiş sayıldı. Yurdumuzun birçok bölgesine düşman girmişti. Aradan çok geçmemişti ki; Yunan ordusuna ait birlikler, 1919 yılının 27 Mayıs Salı günü akşamı Ayvalık kıyılarına çıktı.  Ayvalık, Burhaniye’ye çok yakındır.   Burhaniye – Ayvalık arası 33 kilometre, yani yaya yürüyüşle 6-7 saatlik yoldur.
Yunan ordusuna bağlı birlikler Ayvalık’a girdiklerinde, Ayvalık’ta Türk ordusunun 172’nci Alayı vardı. 172’nci Alay komutanı, sonradan Çetinkaya soyadını alacak olan Ali Bey’di. Ali Bey, düşman ordusuna karşı Kurtuluş Savaşımızın ilk askerî teşkilâtlanmayı kurdu. Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey’ de düşmana karşı sivillerden bir güç oluşturmuştu. Bu sivil savaş teşkilâtlanmasına, sonradan “milis birliği” denildi. Kurtuluş Savaşımızın düşmanla ilk çatışmasını Ali Bey’in birliği yaptı.
Beş yıl askerlik yapan, Birinci Dünya Savaşı’nda önce çöllerde, sonra da Çanakkale’de savaşan, iki kez de yaralanıp gazilik mertebesine ulaşan Borazan İsmail; Yunan askerleri Ayvalık’a çıkınca, düşmanla savaşmak için gönüllü yazıldı. Kurtuluş Savaşımızın bu gönüllülerine Kuvayı Millîye denilirdi. Kuvayı  Millîyeci İsmail’e, artık İsmail Efe diyorlardı. İsmail Efe, Ali Bey’in ve Köprülü Hamdi Bey’in çavuşu olmuştu. Onun boru çalışı, o denli ünlüydü ki, yavaş yavaş asıl adı unutuldu, ona herkes Borazan Çavuş demeye başladı. Borazan Çavuş deyince: Kurtuluş Savaşı sırasında, Ayvalık, Burhaniye, Havran ve Edremit’te onu büyük, küçük herkes tanırdı.
Borazan Çavuşun kendisi gibi gönüllülerden kurulmuş vatana sevdalı bir müfrezesi vardı. Müfrezesiyle, düşman birliklerinin arkasına sarkarak, düşmanın telefon bağlantılarını kesti. Kurtuluş Savaşımızda öyle büyük yararlıklar gösterdi ki: İzmir Kuzey Cephesi komutanı olan Kâzım Paşa, (Kâzım Özalp) bir mektup yazarak Borazan Çavuşun bu başarılarını övmüş ve onu kutlamıştı.

Kuvayı- Millîyeciler,  düşman kuvvetlerini on üç ay oyalayarak, saldırıya geçmesine engel oldular. Düşman, hem sayıca, hem de silâhça çok üstündü. Durum böyleyken, on üç ay içinde düşman 33 kilometre uzaklıktaki Burhaniye’ye ve 47 kilometre uzaklıktaki Edremit’e sokulamadı. Ancak Ayvalık’a girişinden on üç ay sonra, 1920 yılının 22 Haziran’ında düşman Ayvalık cephesinden saldırıya geçebildi. 30 Haziran Çarşamba günü, düşman askerleri Burhaniye’ye, bir gün sonra, l Temmuz Perşembe günü de Edremit’e girdi.


Düşman, Burhaniyeli aydınları tutukladı. Burhaniyeli yürükler evlerine beyaz teslim bayrağı çekmek zorunda bırakıldı. Türklerin bütün silâhları toplandı. Dükkânlara, Yunanca yazılı tabelâ asmak zorunluluğu getirildi. Türkler, düşmanın baskısı altında inletildi.
O kara günlerde Borazan Çavuş, bütün Kuvayı Milliyeciler gibi düşmana karşı direniyordu. Küçük müfrezesiyle düşmana sık sık baskınlar veriyordu.
Bütün bu zaman içinde, Mustafa Kemal de, Türk ordusunu düzenli bir şekilde güçlendirmişti. Türk ordusu, üstün düşman kuvvetlerine karşı artık hazır hâle gelmişti.
Bilindiği gibi, 26 Ağustos 1922 sabahı, Milli Kurtuluş Savaşımızın büyük taarruzu başladı. Bu taarruzla, Türk ordusunun karşısında Yunan ordusu büyük bir yenilgiye uğradı. Türk ordusunun taarruzu karşısında bozguna uğrayan Yunanlılar çekiliyor, düzensiz ve dağınık olarak kaçıyordu. Tam bir bozgun havası içinde kaçan Yunan kuvvetleri, geçtikleri her Türk köyünü, bucağını, ilçesini ve ilini yakıp yıkıyordu.






***



Türk ordusu karşısında, Balıkesir’den çekilmekte olan düşman kolordusu, Ayvalık ve Edremit’e ulaşmak çabasındaydı. Yunan askerleri, Ayvalık ve Edremit kıyılarında bekleyen gemilerine binip, kendi ülkelerine kaçacaklardı.
1922 yılının 7 Eylül Perşembe günü Burhaniye’deki düşman komutanı Burhaniyeli Türklerin saat on altıdan sonra evlerinden çıkmalarını yasaklamıştı.
Hangi Türk evinden çıkarsa, vurulacaktı. Çünkü o gün Balıkesir’den çekilmekte olan düşman kolordusu Burhaniye’ye gelince, Yunan askerlerine, Türklerin saldırmalarından, ateş etmelerinden korktukları için, sokağa çıkma yasağı konulmuştu.
Borazan Çavuş, minarenin şerefesinden, düşmanın geleceği yolu gözetlemeye başladı. Sabaha karşı, gün ağarmak üzereydi. Borazan Çavuş, Burhaniye’ye doğru gelmekte olan düşman birliklerinin gürültülerini duydu. Düşman askerlerinin, Burhaniye’ye iki kilometreye dek yaklaşmalarını bekledi. Düşmanın öncüleri, Burhaniye’ye iki kilometre yaklaşınca, Borazan Çavuş minareden üst üste öyle hücum boruları çaldı ki, evlerinde uyuyanlar bile boru sesinden uyandı. Borazan Çavuşun müfrezesindekiler, boru sesini duyar duymaz, ateşe başladılar. Hücum borusunu, arkasından da ateş seslerini duyan düşman, Burhaniye de çok büyük Türk kuvveti olduğunu ve baskına uğradığını sandı..
Böylece, Burhaniye’ye uğramaktan vazgeçti. Düşman birlikleri alabildiğine kaçıyor, Edremit’in yolunu tutuyordu. İşte böylece: Borazan Çavuş, Burhaniye’yi düşmanın yakıp yıkmasından kurtardı.





Borazan Çavuşun sabah erkenden minareden hücum borusu çaldığı, 1922 yılının 8 Eylül Cuma günü, Burhaniye’nin düşman kuvvetlerinden kurtuluş günüdür. O gün, Burhaniye’de tek düşman askeri kalmamış; 796 gün düşman işgalinde kalan Burhaniye yakılıp yıkılmadan düşmandan kurtulmuştu. Zafer kazanılmış, Kurtuluş Savaşı sona ermişti.
Daha evvelce düşmanla birlik olup, onlarla beraber kaçan Rumların malları, tarlaları, zeytinlikleri, Kurtuluş Savaşımıza gönüllü olarak katılanlara dağıtılıyordu. Borazan Çavuşa da ev, tarla, bağ ve zeytinlik verilecekti. Ama Borazan Çavuş hiçbir şey istemedi. Şöyle dedi:
 “Biz, mal-mülk almayı umarak düşmanla savaşmadık. Hiçbir şeye gerek duymuyorum; geçinip gidiyorum.”
Mal istemeyen, hiçbir şey istemeyen Borazan Çavuşun hiçbir şeyi yoktu. Parası da yoktu. Bir küçük evde oturuyordu. O ev de kendisinin değil, eşinindi...
Borazan Çavuş savaştan sonra, geçimini sağlayabilmek için, Burhaniye’de bir süre kır bekçiliği yaptı. Daha sonra Burhaniye temizlik işlerinde görevlendirildi. Görevi, temizlik işçileri çavuşluğuydu. Burhaniyeliler; bölgelerinde ilk Kurtuluş Savaşı teşkilâtını kuran, düşmanla ilk savaşa başlayan Ali Çetinkaya’ya büyük saygı duyuyorlardı. Ali Çetinkaya’nın yurt görevlerine bir küçük karşılıkta bulunmak istediler: Burhaniye ilçesinin ortasında, ilçenin en iyi yerinde, geniş bahçeli, üç katlı bir köşk yaptırdılar. Bu köşkü, Ali Çetinkaya’ya hediye ettiler.
O zaman Ulaştırma Bakanı olan Ali Çetinkaya, kendisine hediye edilen köşkü görmesi için, Burhaniye’ye çağırıldı. Ali Çetinkaya geldi. Kendisine hediye edilen köşkün bahçesinde, eski silâh arkadaşlarıyla konuştu. Borazan Çavuş da oradaydı. Ali Çetinkaya, Borazan Çavuş ile de uzun uzun sohbet etti.
Ali Çetinkaya, daha önce, onun temizlik işçisi çavuşu olduğunu, hiç malı, toprağı olmadığını öğrenmişti. Borazan Çavuşa:
“-Borazan, istediğin bir şey var mı? Bir şey istiyor musun?” diye sordu.
Borazan Çavuş da:
“-Sağlığını isterim kumandan bey, hiçbir şeye ihtiyacım yok...”dedi.
Ulaştırma Bakanı olan Ali Çetinkaya, bu kez, Borazan Çavuşa şöyle dedi:
“-Zamanında sana çok şey verildi ama almadın. Duyduğuma göre, malın mülkün de yokmuş. Borazan seni demiryollarına yol çavuşu yapayım.”
Borazan Çavuş:
“-Sağ ol kumandan bey, dedi. Biz arkadaşlarımızla her ne yaptıksa, öz yurdumuz için yaptık. Bir karşılık umarak, mal-mülk için düşmana çakmak çakmadık. Bunu herkesten iyi sen bilirsin. Hiçbir şeye ihtiyacım yok. Eksik olma...”
Orada bulunup da bu konuşmayı duyanların gözleri yaşarmıştı. Çünkü Ayvalık’ta, Burhaniye’de ve Edremit’te, düşmandan kalmış, adına emval-i metruke denilen mallardan alarak büyük zengin olmuş pek çok kişi vardı. 
Ali Çetinkaya’ya hediye edilen köşkü, kendi isteğiyle, Burhaniye Belediyesi Ali Çetinkaya’dan satın aldı. Belediye, köşkü istimlâk etti ve yıktırdı. Açılan alana, Atatürk’ün heykeli dikildi. Heykelin önündeki kayanın üstüne de, Borazan Çavuşun tabancasıyla borusunun tunçtan yapılmış modelleri konuldu.
Borazan Çavuş çok yaşlanmıştı. Kendisi temizlik işçileri çavuşluğundan da çıkarmışlardı. Yaşlılığından ve güçsüz kaldığından, başka bir iş de yapamıyordu. Yetmiş dört yaşındaydı. Aylığı, geliri de yoktu. Doğduğu yer olan Pelit köyünde, nalbantlık eden bir oğlu vardı. Ama, o da yoksul biriydi. Babasına yardım edemiyordu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 6 Nisan 1967 tarihinde, yaptığı olağanüstü yurt görevlerine karşılık olmak üzere, Borazan Çavuşa aylık bağlanması için bir kanun çıkardı. İşte bu kanuna göre, Borazan Çavuş 74 yaşından sonra her ay 500 lira aylık almaya başladı.
Bu fedakâr insan, Kurtuluş Savaşımızdan sonra, hakkı olan istiklâl madalyasını almak için bile başvurmamıştı. Ancak, savaştan 45 yıl sonra, Borazan Çavuşa aylık bağlanmasının arkasından, İstiklâl Madalyası beratı da verildi.
Yetmiş dört yaşındaki Borazan Çavuş, kendisine istiklâl madalyası beratı verilmesine çok sevinmişti. O sevinçli gününde öyle coşkuya kapılmıştı ki, o gün boru çalmıştı.
Aradan yıllar geçmiş, Borazan Çavuş yaşlanmıştı. O, Burhaniye’nin kurtuluş yıl dönümü törenlerine, yine eski efe kıyafetiyle katılıyordu.
Borazan Çavuş, 1971 yılında 8 Eylül günü, Burhaniye’nin kurtuluş bayramı törenine katılmıştı. Ne büyük bir şereftir ki: Bu töreni izlemek üzere Burhaniye’de bulunuyordum. Şimdi bu törenden kısa bir bölüm aktarıyorum:
 İsmail Çavuş, göğsü ileride sert adımlarla ilerliyor; kadın erkek, çoluk çocuk alkışlıyordu. Bu arada bir ana, kucağındaki çocuğunu unutmuş, çılgınca ellerini vuruyor, alkışın getirdiği gürültü içinde. Halkın:
 “- Varol Borazan Çavuş! Varol Borazan Çavuş!” diye bağırmasının, ayrı bir coşkunun tezahürü oluyordu.
Borazan Çavuş, merasim yerinden yavaş yavaş uzaklaşırken, alkışlar da kesilmiş;  bu sırada, bir çocuğun canhıraş ağlaması işitildi. Halk oraya koşuştu!..
Bir ana, İsmail Çavuşu alkışlarken, kucağından çocuğunu düşürdüğünden haberi yoktu! Ana, çocuğunu tekrar kucağına aldı; ama çocuğu bir türlü susturması mümkün değildi! Bu sırada, yaşlı bir zat, sert bir tavırla!
“- Bre kadın, niçin çocuğunu düşürürsün! Alkışlamak senin neyine ?
Kadın, o zata döndü:
“- Bana bak amuca, ben Borazan Çavuş gibisini doğuramam. Biz onların sayesinde bu gün buradayız. Ali Çetinkaya, Borazan Çavuşlar olmasıydı. Sen bana böyle konuşabilir miydin? Bu evlât İsmail Çavuşlara kurban olsun. Borazan Çavuş bir defa daha buradan geçsin, yine alkışlar, göğsüm yırtılırcasına bağırırım. Benim ninelerimin iffeti, namusu onlara borçlu, anladın mı şimdi!”
Bu kadının sözleri orada bulunanları duygulandırıp ağlattı. Yanında eşi de vardı. Olayı sessizce seyrediyordu; mesele yatışınca:
“- Sağ ol hatunum, seninle duygulandım!” dedi ve herkesin içinde boynuna sarılıp yanaklarından öptü.
Halk bu  tablo karşısında sessiz kalamazdı. Bir alkış sesi ve arkasından:
“-Varolsun, bu devlet asla yıkılmaz, yıkamazlar..” diyorlardı.
İşte, Burhaniyeli Borazan İsmail Çavuşu böyle tanıdım ve yaşadım. Sizlere aktarmak, “geç de olsa”  benim görevimdi... 
Borazan İsmail Çavuş, o tarihten sonra bir daha bu törenlere katılmadı. Çünkü 1972yılının 1 Nisan Cumartesi günü, saat 21,40’ta Allah’ın rahmetine kavuştu. 2 Nisan Pazar günü toprağa verilirken; nereden çıktığı belli olmayan bir bulut, kabristanlığın üzerini kapladı. Cömert Rabb’im rahmetini ondan esirgemedi, hafif bir çisenti, sanki melekler mevtayı yıkıyorlardı.
Borazan İsmail Çavuş gibi, adları şanları bilinen ya da bilinmeyen, daha on binlerce fedakâr yiğitlerle Çanakkale Savaşları ve Kurtuluş Savaşımız kazanılmıştır. Çünkü onlar hiçbir karşılık beklemeden düşmanla savaştılar. Canlarını hiçe saydılar; ölümü göze aldılar. 
Biz bugün, bu güzel vatanımızdaki hürriyetimizi ve bağımsızlığımızı, o kahramanlarımızın fedakârlıklarına borçluyuz. Onlara olan ödenmez borçlarımızı, yurdumuzu yüceltmede görev alarak ödemeye çalışmalıyız...
 


Etiketler; #borozan #çavuş
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Derya BORAZAN SEÇER376 - 02.04.2019 14:26:43
Bu yazınız için size çok teşekkür ederiz. Benim babamın dedesidir. Dedemizle ne kadar gurur duysak az. ALLAH hepsine rahmet eylesin.