Reklam

Büyüklerinin kıymetini bilmeyen milletler

Büyüklerinin kıymetini bilmeyen milletler, yaşadıkları toprağın değerini de bilmezler.

36 0

Mehmet İhsan Gençcan

Mehmet İhsan Gençcan

 
Genç nesiller ve halk, daima hatırlanan ve rağbet gören isimleri kendine örnek edinmelidir ki, milli geleneğimizi devam ettirelim.
Süfli ve günlük, birer eğlence vasıtası olan kimselerden, geçici, yalancı ve zararlı şöhretlerden, milletin gerçek büyüklerine yeri kalmayan yayın organlarımız, büyük şahsiyetlerden mahrum günlerin, bu yakın ve uğursuz geleceğin işaretini veriyorlar demektir.
Hâlbuki yaşanmış tarihimiz de, çocuklarımıza Numûne-i îmtisal olacak binlerce büyük şahsiyetlerle doludur.
Bu ilim ve hayat kahramanları, cehalet semamızda arada bir parlayıp kayboluyorlar. Biz onların varlığını sadece hissederiz ve yol gösterici parlak güneşler hâlinde hayat yolumuza getirmemiz icap ederken, uzak hayalleri ile faydasız övünüp dururuz.
Yeni nesiller ise -gözlerine tutulan- yabancı ışıkların peşinde, sürüklenip gidiyorlar.
Bu dini ve millî şahsiyetlerin, hayat hikâyeleri, eser ve fikirleri ile yeni nesillerin önüne konması zarurî olduğu gibi, milli bir ihtiyaçtır. Bu muhterem kişilerde tecellî etmiş bulunan, milletin müşterek ahlâk ve ideali, yeni nesillerce kolayca benimsenirse. «Millî birlik» denen «sevgili»ye «vuslat»ın en tabiî yolunu bulmuş olurlar...
Sadece maddeye uzanan yollar, surete açılan kollar, yalnız maddeye çıkan merdivenler, tek hedef olarak maddî refahı gözleyen fikirler ve bu yönde verilen eğitimler. Buna ilaveten, sadece maddî menfaati izleyen görüşler mi? Bütün bunlar insanoğlunu, günümüzde, her devirden daha az yapıcı, her zamankinden daha az enerjik, her asırdan daha az faal bir ruh hâli ile yaşamaya mecbur etmiyor mu?
Zavallı insanoğlu; unutmak için çareyi yine madde de; ıstırapları için teselliyi yine maddenin, sahte çizgilerle meydana gelen yapmacık tebessümlerle süslenmiş soğuk çehresinde aramaktadır. Bu haliyle, devayı madde de aradıkça da, devasızlığa tapulanmaktadır.
Şu bir kaç satırla özetlemeye çalıştığımız günümüz insanlığının ruh âlemini, dertlerden, sıkıntılardan, yıkıntılardan kurtaracak ve koruyacak olan ilim ve irfan sahibi mânâ erleri, tarihî usulleri yanında, asrımızın icaplarını da göz önünde bulundurarak, bulacakları yeni usullerle, yeniden bir ruh mimarlığına başlamakla mükelleftirler; hem de gün geçirmeden.
 
Taviz vermeden ve fakat kolaylaştırarak, müjdeleyerek, zararlı ve ruha aykırı bid'at ve hurafeden arınmış bir usulle, zavallı, dertli, başıboş, bî ilâç insanlığa, İslâm'ın Âb-ı Hayat olan ruhunu anlatmak, tanıtmak, aşılamak. İşte aranılan, beklenilen metot bu değil midir?
İnsafsız maddenin korkunç dişlileri arasında her gün biraz daha ezilen, çiğnenen dertli ruhlara deva olacak yolu; dümeni kırılmış, rotası kaybolmuş bir yelkenli gibi, madde deryasının insafsız dalgaları arasında çalkalanıp duran insan ruhuna, selâmet sahilini gösterecek deniz fenerlerini söndürmemek üzere gayret göstermeyelim mi?
 Benim sizlere aktarmak istediğim konularda manevi bir rehberlik yapmaktan başka bir şey değildir.
Sen içini süsle, sendeki gizli kokular dışarı vursun. İçi Allah ile dolu olanın her tarafı doğrudur, orada yanlış olmaz.
İslam’ın ahlaki ve etik davranış ve yaşayışları benimsenmesi, gelişme iklimini hazırlamaktır. Ve bunlar manevi eğiticiler gibi tıpkı bir odayı aydınlatan ampuller gibidir. Ampul değişse veya sönse de ona enerji veren güç tek ve aynı kaynaktan Allah (cc.)tan gelmektedir.
Bu yazı türümüz tıpkı şarjdaki otomobil aküsü gibidir. Bu satırları okudukça kalp akünüzün şarjının daha güçlü hale geldiğini hissedeceksiniz.
Ayrıca, bu yazımızın amacı dostlarımın manevi duygularına bir gönül lezzeti içinde verebilmek.  Esasında o kişileri nazenin bahçesinde gezindirmek ve oradaki çiçeklerden sızan kokularının içinde bulundurmak istedim.
 
Yaşanmış tarihi unutmak mümkün değildir. Ama biz millet olarak tarihimizi hatırlamayız, aslında bilmeyiz! Başka milletler dünya ve kendi tarihlerini çocuklarına öyle öğretirler ki; beyinlerine adeta kazırcasına motif motif işlerler.
Şu güzelim Çanakkale'mizde yaşadığım yıllardan bu yana, maddesine de manasına da bir türlü doyamadığım, özellik ve güzelliklerini tasvirde zorlandığım, kendisi için mana ve mahiyetinin şanına lâyık bir ifade giysisi bulamadığım "Edeb ya hu! Ne zaman ve hangi mevsimde olursa olsun, neresinden ve nasıl, hangi yan ve yönünden bakarsanız bakın, ben her mevsimde sevdim, her mevsimde bayıldım, bu güzeller içinde hiç bir zaman ayılamadım.
Burada zaman olur ki; dünya ile ahreti kucaklarsınız. Ha dikkat ediniz!
Zaman zaman bazı dostlar, iyi olasıcalar, geçmişle fazla uğraşıyorsun, geçmişi bırak da geleceğin kurulmasıyla meşgul ol, diyenlerde var. Doğru söylüyorlar bir yerde ama şu da var ki: Geçmişle uğraşmak, geleceğin kurulmasıyla meşgul olmamayı gerektirmiyor. Geçmiş geleceğin köküdür. Köklerinize sahiplenmez ve gerekli ihtimamı göstermezseniz, gövdenizi ayakta fazla tutamazsınız. Çürür koflaşır, yıkılırsınız.
Çocukluğumuzda İngiliz Bahçesi dediğimiz yeşil parkın gölgesinde dinlenip sohbet demlediğimiz şu yorgun Karaağaçlarının kökleri geçmişi, gövdesi bugünü, dalları geleceğidir. Kökleriyle ayakta duruyor, kökleriyle yaşam mücadelesi veriyorve bu ağacın köklerini kesin ayıklayın, kurutun bakalım yaşayabilir mi?
İnsanlar ve toplumlar da böyledir.
Bütün bu didinmelerinin tek gayesi nedir? Asıl emek ve himmet, tâlib'e, yani Hak yoluna gönül vermişe, müspet bir örnek verebilme emeğinde toplamaktır. Bunun için de Hak Erenlerin yaşayışlarını yakından bilmek ve öğrenmek icap ederdi.
Çanakkale topraklarında; bazen inanılırlığı inanılmazlığını tartan, bazen da inanılmazlığı inanılırlığına ağır basan çok renkli hikâye yumaklarından oluşan bir destanı andırır.
Muhabbet ve husumet rüzgârlarının anaforuna düşen bu çok renkli hikâye yumakları birbirlerine öylesine karışmış, öylesine dolaşmışlar ki, "terk-i külli" etmeden içinden çıkmanın da imkânı yoktur!
Delirten ruh ve gönül ikliminin er ve erenleriyle halvet de olabilirsiniz. Sessizlik içinde yürüyünüz ölmeden önce ölmüşlüğün diriliği içinde yatanlara Fatiha sunarken; insan, onların makberlerinde murakabeye varmış oldukları hissine kapılır. Ölümden ziyade ölüm sonrası ölümsüzlüğü yaşadığınız gibi, adeta bu atmosfer içine girebilirsiniz! İlâhî rahmet bu topraklar üzerinde adeta güzel bir insan yüzü takınır.
Biz bunları anlatırken uydurmuyoruz, 'Tarih Konuşur" zamanında kaydedilen fotoğraflara dikkatle bakınız!
Biliyorsunuz evliya hikâyelerine özel bir önem verilir. Sevilerek okunan ve dinlenen bu hayat hikâyelerini küçümseyenler, kendilerini kendi metotları içinde yenik düşürenlerdir. Bu tür bir tartışma ilk kez de yapılmamıştır, işte yine 'Tarih Konuşuyor":
Büyük Mutasavvıf Ebul Kasım Cüneyd'e Hak Erenlerin hayat hikâyelerini işitmenin ve öğrenmenin ne faydası vardır?
Diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
"—Hak Teâlâ Kur'an’da "Yâ Muhammed, sana kavminden bir zahmet eriştikte, senden önceki peygamberlerin bu gibi zahmet ve meşakkatlere uğradıkça, nice sabır ve tahammül gösterdiklerini, tevekkül ve teslimiyet arttırdıklarını düşünesin diye o peygamberlerin kıssalarını, haberlerini sana beyan eyler, onların ahvalinden bilgi veririz. Tâki bu düşünce senin gönlünde de sabır ve sebatı, azmi, kuvveti arttıra” buyurmuştur.
Şimdiki vapur iskelesinden çıktınız. Arkanızı deniz tarafına vererek, ağır adımlarla ilerleyiniz. Sağ tarafınızda 1897 yılında Vitalis isimli bir İtalyan vatandaşın vasiyeti üzerine bir saat kulesi ve altına da uzaklardan getirilerek bir çeşme yapılır. Bu tarihi eserin hemen önünde bulunan bir Türbeye izafeten yapıldığı rivayet edilir. Bu Türbenin (Yeşil Baş DEDE) olduğunu düşününüz. 20 Teşrin Sani 1341 tarih 677 sayılı kanunla bu türbe yerle bir edilmiş; şimdi ise, bu yer şehrin "çirkef suyuna" logarlık yaptığını vicdanım sızlayarak anlatmak istedim, (zamanında ikaz yapılmış, ama dinleyen olmamış) sonucu malum!
 
                                                                                  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Etiketler; #büyükler
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.