Reklam

Çanakkale'nin Yerel Esnafı ve Oluşturulan Pahalı Düzen

.

281 0

Ender Özgün

Ender Özgün

Çanakkale'deki esnaf, senelerdir tartışması bitmeyen enteresan konulardan biridir. Kentin bu eşsiz tarihe ve kültüre ev sahipliği yapması, burada yaşayan insanların modern bir görüntü çizmesi, genel olarak kentin avrupai tarzda bir izlenim bırakmasına tezatlık oluşturacak cinsten ilginç bir esnaf vardır burada.
 
Biliyorsunuz Çanakkale, insanı sersem eden kuvvetli rüzgarları ile ün salmış bir kenttir. Hem kış, hem de yaz aylarında, senenin her mevsiminde ve gününde bu rüzgar eksik olmaz. Sanırım Çanakkale insanı da, bu rüzgardan nasibini fazlasıyla almış gibi görünüyor...  Çünkü havanın bu sertliği, burada yaşayan insanların da sert mizaçlı olmasına sebep olmuş belki de. Öyle ya, Evliya Çelebi gezdiği yerleri betimlerken, o yerin havasından ve suyundan sıkça bahsedip insan mizacına da tesir ettiğini vurgular. Çanakkale insanı da karşıdan bakınca çok medeni gibi duruyor fakat biraz samimiyet kurdukça aslında pek de öyle olmadığını görüyorsunuz.
Buna da en iyi örnek Esnaf takımı... Dışarıdan gelen her insan benim buralı olduğumu öğrenince sordukları ilk şey ''buranın esnafı neden böyle?'' oluyor. Eh ben bile buranın yerlisi olduğum halde esnafını beğenmiyorsam, dışarıdan gelen bir insan neden ve nasıl beğensin?
 
Aslında esnafın durumu Çanakkale'ye has bir şey değil. Denize kıyısı olan hemen tüm ege ve akdeniz bölgesindeki illere gittiğiniz zaman aynı ya da benzer durumla karşılaşıyorsunuz. Çünkü bir yerleşim noktasının, özellikle yaz aylarında ve tatil haftalarında yerli-yabancı çokça turist çekme potansiyeli varsa, orada bulunan işletmeler de ona göre tarife biçiyor. Turist dediğin insan gelip geçici zira... Bir kere oturup yemek yiyecek, bir kere konaklayacak, bir kere alışveriş yapacak ve basıp gidecek. O yüzden ''ne koparsak kâr'' mantığı zihinlere yerleşmiş. Çanakkale de maalesef bunlardan biri, turistik güzergah açısından müthiş bir konumda ve müthiş bir tarihi cazibesi var. Mesela Anadolu'nun daha iç kesimlerine, denize kıyısı olmayan yerleşim noktalarına gittiğiniz zaman böyle bir esnaf tipi ile karşılaşmanız pek olası değildir çünkü onlar yerel halka hizmet eder. Yerel halk, o kent içinde daima kalıcıdır. Turist gibi gelip geçici olmadığından, onlar orada daha iyi hizmet görür. İşte Çanakkale bu ''daha iyi hizmet''ten yoksun, hem de epey yoksun bir kent olarak karşımıza çıkıyor ne yazık ki.
Üstelik daha iyi hizmet olmadığı gibi, yüzlerde ufak bir tebessüm, bir güleryüz de göremiyoruz. Herhangi bir dükkana, mağazaya, lokantaya girdiğiniz zaman istenmeyen, adeta düşman bir insanmış gibi karşılanıyorsunuz. ''Tok satıcı'' dedikleri bu olsa gerek deyip, istemsizce alışverişinizi yapıp çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Pamuk gibi insanlarız, bizi böyle sert ve kaba yapan ne diye soracak olursalar benim bahsettiğim gibi rüzgara atarsınız suçu.
 
İlginçtir, ramazan ayında kentin en işlek caddelerinden birinde, bir lokantaya gidiyorsunuz mesela. Lokanta içinde, oruç açılsın diye masaya bir tabak hurma, birer şişe de su koyuyorlar. Görünürde güzel, ''müşteriyi düşünmüşler en azından su koymuşlar'' diyorsunuz. Peki suyu içip yemeği yedikten sonra kasaya gittiğinizde karşılaştığınız sürpriz de ne? Oruç açmak için masaya konulan o sular bile ücrete dahil olmuş. Duyar gibiyim ''suları çeşmeden doldurmuyorlar ya, elbette ücretini alacaklar'' dediğinizi. Peki bir şişe suyu bile hesaba dahil eden esnaf ile, Anadolu'nun denizi olmayan bir ilinde gezdiğim sıralarda bir mekana oturup yemeğimi yediğim lokantada, ikram olarak sunulan salatadan tutun da tatlısına kadar müşterisinin önüne koyan esnafı bir mi tutacağız? Burda az kaldı, yemek sonrası verilen çaydan bile para isteyecekler. Durumun vehameti o aşamaya doğru gidiyor. Çanakkale'ye böyle bir esnaf yakışıyor mu? Ramazan ayında oruçlu insanların önüne ikrammış gibi su koyup da, sudan para almak yakışıyor mu? Bari insaf et de, o mübarek bir ay için böyle bir ayıp yapma.
 
''Buranın esnafı neden böyle ya?'' diye sordukları zaman insanlara verebileceğimiz bir cevabımız olsun... Bir önceki yazımda paranın gücünden bahsetmiştim. Fakat unutulan, yüzümüze her defasında tokat gibi çarpan bir gerçek var: Para her şey değil. İnsanların parasını kazanmaktansa, birazcık gönlünü kazanmayı tercih etseniz... Etseniz de keşke Çanakkale daha iyi anılsa. Daha iyi anılsa da gelecek yıllar daha çok turist çekse, bu konuda ün yapsa. Nasıl olur? İnternet çağında yaşarken yaptığımız bazı tutum ve davranışların sonuçlarını düşünmemiz gerekir. Hayatında sadece buradan tek bir sefer gelip geçecek olan bir insan, eğer buradan mutlu ayrılmazsa, bu teknoloji çağında kendisine yapılan şey gizli kalmaz. O insan internette bir şeyler yazar, herkes açıp okur ve Çanakkale'nin adı kirlenmeye başlar. Şark kurnazlığı kafasını bırakmamız lazım, aksi halde bu şark kurnazlığı Çanakkale'nin istikbali için hiç iyi sonuçlar doğurmayacak.
 
Bu meseleden en çok rahatsız olan kesim de ne yazık ki öğrenciler oluyor. Nüfusun aşağı yukarı %40'ını da yine ''gelip geçici'' öğrenciler oluşturunca, bu düzen değişmiyor ve sanıyorum asırlar da geçse kolay kolay değişmeyecek. Nitekim buraya gelen öğrenciler de bu pahalılıktan ve kötü hizmetten dert yanıyor. Nasıl yanmasın ki? Maddi açıdan üç kuruşun bile hesabını yapmak zorunda kalan öğrencidir. Öğrenciyi Çanakkale gibi ufacık bir kentte bu kadar hesap-kitap yapmaya boğuyorsak, bence bu da bizim ayıbımızdır. ''Nüfusun büyük bir kısmını üniversite gençleri oluşturuyor, o gençler de nasılsa gelip geçici, biz onları da 4-5 senelik zaman döngüsü içinde bu pahalı hayatın içine çekelim, nasıl olsa dört sene sonra yerlerine yenileri gelecek'' zihniyeti, Çanakkale'yi işte bu hale getirdi. Yani işin özü, kışın öğrenci dediğimiz akbil dolumunun bile hesabını yapmak zorunda kalan genç insanlar bu pahalılığı ceplerinin ve cüzdanlarının en derinine kadar hissederken, yazın da yerli-yabancı turistler hissediyor. 
Kent çok küçük olunca da, bu pahalılığa alternatif oluşturabilecek başka bir şeyler bulamıyor ve başka şeylere yönelemiyorsunuz. Daha da kötüsü zaten yerli vatandaşın bile, dost bildiği kendi esnafından yabancı bir turist gibi muamele görmesi oluyor. Diyorum ya ben buranın yerlisi olduğum halde esnaftan bu kadar dert yanıyorsam, dışardan gelen birisi nasıl yanmasın?
 
Kimse gücenmesin ama, esnaf Çanakkale için büyük bir utanç vesikası. Bu kent, bu kadar suni bir pahalılığı ve alternatifsizliği hak etmiyor. Büyük alışveriş merkezi buraya ilk yapıldığı zaman reklam panolarına asılan ''Avm'ye gitme, alışverişini yerel esnaftan yap'' afişleri hâlâ zihnimin bir köşesindedir. Esnaf, gerçekten esnaf olabilirse, böyle afiş asmaya da ihtiyacı kalmayacaktır. Avm'lerden hoşlanmayan bir insanım, onları boş bir beton yığını olarak görürüm. Fakat Çanakkale'ye geç de olsa yapılması isabet oldu. Küçük de olsa bir alternatif yaratıldı, umarım benzer girişim ve gelişimleri ilerleyen yıllarda da görürüz. Zira Çanakkale çok daha iyilerine layık.
 


Etiketler; #çanakakle
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.