Dilde Sadeleşme ve Öztürkçe Çalışmaları

.

83 0

Ender Özgün

Ender Özgün

 
Sahip olduğumuz anadil ve kullandığımız kelimeler, yüzyıllardır süregelen bir alışkanlıkla ve evrim geçirerek, bazı kelimelerin atıldığı, bazılarınınsa hâlâ işlevini sürdürdüğü şekilde lügatımızda yer tutmaya devam ediyor. Türklerin Orta Asya'dan Küçük Asya'ya çok geniş bir coğrafyada yayılım göstererek gelmesi, diğer milletlerle ve onların dilleri ile kültürleriyle etkileşim halinde kalmasına imkan sağladı. Bu bakımdan, özellikle İslamiyet'e geçiş sürecimizle birlikte gerek farsi topluluklar, gerekse araplardan çokça kelime aldık. Kullandığımız kelimeler içinde o kadar çok arapça kökenli olanlar var ki, bin yıllık bu etkileşim zarfında ihtiyari ya da gayri ihtiyari bu kelimeler bizde yer edinmiş, sıkça kullanılmış ve büyük bir kısmı da hâlâ kullanılmaya devam etmekte.
 
İslam toplumları, 9-12. asırlar arası bilimsel ve sanatsal açıdan altın çağını yaşadıkları için Türkler de bu topluluğa katılmayı dönemin şartlarında zaruriyet olarak görmüşlerdi. O zamanın İslam Dünyası'nda yaşanan bilimsel faaliyetler, Antik Yunan'dan klasik eserlerin tercüme edilerek müslümanlara kazandırılması, ilimde çağ atlatacak buluşların yapılmasının da önünü açmıştı. Türkler de kabileler halinde bu altın çağın cazibesine kapılıp müslüman kimliğini benimsemekte bir sakınca görmediler. Bu sebeple Selçuklu ile başlayan etkileşim süreci, Osmanlı ile artarak devam etti. Selçuklularda; beylerin, şehzadelerin, sultanların isimlerine baktığımızda İran'ın tesiri altında kaldıklarını görebiliriz. Osmanlı'da da bu durum hem acem, hem arap tesiriyle karşımıza çıkmakta.
 
Günümüzde, aşırı milliyetçiliğin verdiği bir hisle ve hevesle, dilimize yerleşmiş olan bu arapça ve farsça kökenli kelimeleri tamamen kullanımdan kaldırmak isteyen insanlar ortaya çıkabiliyor. Örnek verecek olursak, ''kitap'' kelimesi arapça kökenlidir. ''Ktb'' ortak kök harfleriyle ''kitap, kâtip, mektup, mektep'' gibi kelimeler türetebilirsiniz. Bunların hepsi arapça kökenlidir. Bazılarının arzu ettiği odur ki, biz bu ''kitap'' kelimesini dilimizden atalım. Yerine öztürkçe ''betik'' kelimesini yerleştirelim ve onu kullanalım. ''Kitap okuyorum'' demeyelim de ''betik okuyorum'' diyelim. Peki Nasreddin Hoca'nın göle maya çalması gibi, bunu ''ya tutarsa?'' mantığıyla ve tamamen şansa bırakılan bir düşünceyle gerçekleştirmek mümkün olur mu? Asırlardır ''kitap'' kelimesini halk benimsemiş mi? Benimsemiş. Kullanmış ve kullanmaya da devam etmekte mi? Evet. Peki bunu, bu saatten sonra atmak ve yerine yenisini getirmeye çalışmak toplum nezdinde tutar mı? Bence tutmaz. Tutar diyorsanız buyrun deneyin.
 
Kelimenin kökü arapça olabilir fakat ben o kelimeyi yüzyıllarca evvel alarak kendi dilime mâl etmiş, yerleştirmiş ve onu Türkçeleştirmişim. Türkçülüğün fikir babası olarak bilinen büyük düşünür Ziya Gökalp, bu konuyla ilgili çok kısa ve öz ''Türkçeleşmiş olan Türkçedir'' demiştir ve öztürkçe girişimleri fuzuli bir çaba olarak değerlendirmiştir ki bu tespitinde son derece haklıdır da. Bu konuyla ilgili 1932-34 yılları arasında Atatürk'ün de bir girişimi olmuş, fakat yanlış yaptığını anlayınca bu girişimden vazgeçmiştir. Dönemin bir başka ünlü isimlerinden gazeteci ve yazar Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün sırf arapça kökenli olduğu için ''şey'' kelimesini atmak istediğini Çankaya isimli eserinde anlatmış, Atatürk'ü yanlış yaptığı konusunda uyararak şöyle devam etmiştir: ''Paşam yapmayınız, bugüne kadar ölmüş bütün insanları mezarından kaldırıp konuştursak, ilk söyleyecekleri söz 'şey'dir, 'şey' o kadar Türkçeleşmiş bir kelimedir.'' Falih Rıfkı haklıdır, zira ''şey'' kelimesini atmaya kalktığınız zaman siz hiçbir şey konuşamazsınız. Zira ''hiç'' farsçadır, ''şey'' arapçadır, sadece ''bir'' türkçedir. Siz bu kelimeleri atmaya kalkın bakalım yerini ne ile dolduracaksınız ve nasıl konuşacaksınız? Nitekim Atatürk de bu ısrarından vazgeçmiş, iki yıllık girişim ve çabasının ardından bunun tutmayacağını anlamıştır.
 
Hülasa yeryüzündeki milletler, birbirleriyle etkileşim halinde oldukça var olurlar. Türkler de bu etkileşimden belki biraz fazlaca nasibini almış ve kelime haznesini inanılmaz boyutlara taşımıştır. Dildeki bu çeşitlilik, bir zenginlik göstergesidir. Kendimizi doğru ve düzgün ifade edebilmek için bu zenginliğe sahip çıkmak herkesin vazifesidir.
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.