Ezbere Eğitim Sisteminin Yaratmış Olduğu Toplumsal Tahribat

.

312 0

Ender Özgün

Ender Özgün

Türkiye'deki eğitim sistemi senelerdir, kimsenin umursamadığı ve üzerine düşmeye gerek görmediği bir şekilde ''ezberle-geç'' metoduna dayanıyor. Özellikle sözel ders gören öğrencilerin en büyük sıkıntısı, okuduğu, araştırma yaptığı veya sınavına çalıştığı bir dersin konu olarak içeriğini özümsemeden, zihnine tam olarak yapbozun parçalarını yerleştiremeden, yani hakkıyla idrak edemeden ezberleyip iki, bilemediniz üç gün sonra unutmasından kaynaklanıyor. Sanıyorum balık hafızalı toplum olmamızın altında yatan temel sebep de bu olsa gerek.
 
Mesela bizde ''malumatfuruşluk'' diye bir tabir vardır. Arapça kökenli ''malum'', yani bilinen bir şeyin farsça ''furuş'' ile, yani ''satmak, taslamak'' manasına gelen kelimeyle birleşmesinden ortaya çıkmış bir ifadedir. Böyle bir ifadenin kapsadığı anlama doğu toplumları hariç başka bir yerde denk gelemezsiniz. Peki bu tabir tam olarak neyi ifade eder? Konuyu özümsemekten ziyade gösteriş üzerine dayanan gereksiz bir tarzda, gereksiz bilgiler üzerine kişinin bunu süsleyip başkalarına satmasını ifade eder. Basit bir örnek vererek bu durumu biraz daha açalım: Bir öğrenci, tarihten 36 padişahı ilkten sona şaşmadan sıralayıp sayabildiğini size söylüyor, bunun üzerinden de ''ben âlimim'' havasına giriyorsa, işte bunun adı malumatfuruşluk oluyor. Ben 36 padişahı baştan sona sayamam, farz-ı muhal 4. Murat'tan sonra kim geliyor diye birisi bana sual edecek olsa, ''nerden bileyim'' deyip geçiştiririm. Çünkü onu bilmek bana hiçbir şey katmaz ve kazandırmaz. Einstein’ın bu konuyla ilgili güzel bir sözü vardır. Hikaye odur ki günün birinde Albert Einstein’ın bir meslektaşı ona telefon numarasını sorar. Einstein bir telefon rehberi alıp numarasına bakar. Meslektaşı ''kendi numaranı bilmiyor musun?'' diye sorar ve şaşırır. ''Hayır'' der Einstein ve ekler, ''Bir kitapta kolayca bulabileceğim bir şeyi neden ezberleyeyim ki?''
Aslında Einstein 2 dakikadan daha kısa sürede bulabileceği hiçbir şeyi ezberlemediğini açıklamıştır. Siz bu 2 dakikalık süreyi, bugünkü internet çağında 1 dakikaya da indirebilirsiniz. Mesela 4. Murat'tan sonra kimin tahta çıktığını 1 dakika zarfında pekala bulabilirsiniz. Öyleyse ben bu gereksiz bilgiyi, Einstein'ın üzerinde durduğu gibi neden ezberleyip zihnimde yer işgali yapayım?
 
İşte bütün mesele budur: Hakkıyla anlamak ve kavramak. Biz öğrencilere boş bir şekilde 4. Murat'ın hangi yılda tahta çıkıp hangi yılda tahttan indiğini, karın ağrısı konulardan öteye geçmeyen hangi savaşın hangi yılda yapıldığını ve akabinde imzalanan antlaşmanın hangi tarihte imzalandığı saçmalıklarından kurtulup öğrencinin tarih içinde süregelen toplulukların içtimai, iktisadi ve siyasi hayatlarını daha iyi irdeleyip analiz edebilecekleri perspektifte bilimsel eğitim verebilirsek, bugünkü genel kültürsüzlük havasından da yavaş yavaş kurtulmuş olur, ortalığın diplomalı cahiller tarafından adım atılmayacak seviyeye gelmesini engellemiş oluruz.
 
Amacımız topluma bilinçli bir birey kazandırmak mı yoksa sürünün dışına çıkamayan koyun yaratmak mı? Sebep-sonuç ilişkisini iyi kurabilen ve bir bütün olarak toplumların, kültürlerin geçirdiği evrimsel tarihi iyi okuyabilen öğrenci çıkarmak mı yoksa malumatfuruşluk adı altında gençlerin zihinlerini, en verimli geçmesi gereken çağlarda en işlevsiz ve verimsiz hale getirmek mi?
 
''Hiçbir şey için geç değil'' demek isterdim. Fakat çağı kaçıran bir toplum olarak, yeni bir çağı daha kaçırmayalım. Beşeriyet durmuyor, duranlar için hayat yok.  
 
 
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.