Reklam

Üniversite mi? Medrese mi?

.

2551 0

Ender Özgün

Ender Özgün

Üniversitelerin sayısı hemen her ilde artarak devam ediyor. Eskiden az ama öz sayıda olan üniversite, bugün ayağımızı attığımız çoğu yerde karşımıza çıkıyor. Üniversiteli olmayan genç kalmadı, bölümlerin kontenjanları arttırıldı, 25-30 mevcudu aşmayan makul seviyedeki sınıf başına düşen öğrenci sayısı bugün 70-80'leri bulmuş durumda. Dört yıllık (ki bu çoğu öğrenci için sadece dört yılla da kalmaz; beş, altı, hatta yedi seneyi bulabilir) meşakkatli bir emeğin ardından alınacak bir lisans diplomasının fayda-zarar dengesine bakmadan herkes üniversiteye kendini atmak için yarış halinde birbirini ezip geçmekle meşgul. Peki nicelik bu kadar artmışken nitelik ne duruma geldi ve akademisyen kadrolarının durumu ne halde, bunu irdeleme zahmetinde bulunduk mu?
 
Modern ülkelerde, üniversitede öğretim görevlisi olan akademisyenler öğrenciye hizmet etmek ve bilgi götürmek için vardır. Saygı sınırları çerçevesinde her türlü eleştiriye açık kapı bırakılır ki bilim gelişsin. Bununla birlikte akademisyenin öğrenciye sunduğu bir bilgi %100 doğru olarak kabul edilemez. Sunulan bilgi Mutlaka akıl ve mantık süzgecinden geçirilmeli, sorgulanmalı, üstüne kafa patlatılmalıdır. Kürsülerden öğrencilere aktarılan bir bilgi, sorgusuz sualsiz kabul ediliyorsa, eleştiri getirilemiyorsa orada bir sıkıntı var demektir ki bugün üniversitelerimizin bu halde olmasının en büyük sebebi de budur. Öğrenci, kendisine hizmet etmek için o kürsüde bulunan akademisyene soru soramaz. Bütün cesaretini toplayıp sınıf içinde soru sorduğu zaman, sorusu ya basit ve işe yaramaz cevaplarla acele geçiştirilir (ki bu iyi ihtimaldir), yahut akademisyenin korkunç egosunun gazabına uğrayan öğrenci tüm sınıf içinde azarlanarak bir daha soru soramayacak kıvama getirilir (ki bu da kötü ihtimaldir). Bizde, en yüksek mertebeye gelmiş bulunan bir akademisyen bile, söz konusu kendisi de eğer yurtdışında ciddi bir eğitim almamışsa, ezbere eğitim sistemi içinde yetiştiği için 21. yüzyılda yeni gelen nesillerin de bu konseptte yetişmesini arzu eder. Bu yüzden her türlü yoruma, eleştiriye kendini kapatır. Siz buna, boyu aşan korkunç egoları da beraberinde eklerseniz zaten işin içinden çıkamaz bir vaziyette bulursunuz kendinizi.
 
Öğrenci profiline baktığımızda onları da sütten çıkma ak kaşık olarak göremeyiz. Birçoğu umumi kültürden epey mahrum şekilde üniversiteye gelir ve yerleşir. Çünkü sistem onları da böyle yetiştirmiştir. Ancak bu köhnemiş sistem içinde, uzaktan gözleri alan pırlantanın parlaması gibi kendini yetiştirebilmiş öyle öğrenciler de vardır ki, işte onlar bu basit düzenin çarkında eriyip gidenler olmuştur. Onlara, 50 kişilik sınıfta 5 kişiye denk gelecek şekilde tesadüf edebiliriz. İşte akademisyenlerin görevi, bu azınlık olan öğrencileri kazanmaktır. Fakat bizde mevki-makam elde eden hiçbir insan yoktur ki egolarından tamamen arınıp bu yakındığımız durumları kendince bertaraf edebilsin...
 
Üniversitelerde bilimi ve bilimsel düşünceyi geliştirmek mi istiyorsun? Genç beyinleri hür bırakarak bu işe başlayabilirsin. Aksi halde, daha söz alan bir öğrencinin meramını doğru düzgün anlatmasına izin bile vermeden 'çat' diye sözünü kesip o öğrenciyi fikirleriyle birlikte çöp kutusuna atar gibi atarsan, kaybeden toplum olur. Üniversiteyi medreseye çevirmek de; bilimsel faaliyetlerin yaşandığı ve hür fikirlerin çarpıştığı bir ortama dönüştürmek de bizim elimizde. İhtiyacımız olan tek şey egoları bir kenara bırakıp; yaşa, cinsiyete bakmadan, sadece bilgiye odaklanarak huzurlu ve kaliteli bir ortam yaratmaktır. Gerisi her türlü gelir.
 


Etiketler; #üniversite
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Emrah 153 - 17.05.2019 21:19:39
Kalemine sağlık doğru tespitler