Reklam

GAZİ MEHMET AŞKIN

Yıl, 1950...Biga İlçesi Ramazanlar Köyünden, Çanakkale Savaşları Gazisi Mehmet Aşkınla beraber Arıburnu savaş yerlerini geziyorduk.

1765 0

Mehmet İhsan Gençcan

Mehmet İhsan Gençcan

O zaman 3’üncü Tümen, 64’üncü Alay, 1’inci Bölük erlerinden biri olan bu gazimiz; şehit olamamanın üzüntüsü içinde ve gözlerinden inci gibi süzülen yaşları mintanı ile sildikten sonra; savaş anındaki olayları hatırladı ve dudaklarından kelimeler tek tek süzülmeye başladı...
Başlangıçta, bizi, deniz savaşından sonra, Kumkale bölgesine sevk ettiler. Düşman bu yerden gelecekmiş derken; Arıburnu’na çıkarma yapmış... Haydi, bakalım toplanın gidiyoruz, dediler. Yola koyulduk, ver elini Çanakkale... Bütün gece piyade yürüyüşü, kasabaya geldik. Bindirdiler deniz vasıtalarına, geçtik Eceabat’a... Tepemizde vızır vızır düşman tayyaresi; öte yandan İngiliz’in donanması denizden yana, verip veriştiriyor top atışlarıyla, cehenneme çeviriyor etrafı. Toprak sanki kaynıyordu... İşte böyle bir zaman da cepheye yerleştik. Ama, düşman durmadan toplarıyla toprağımızı dövüyor, bize son derece ağır kayıplar verdiriyordu... Böyle bir hengameden sonra, aynı birlikte silâh arkadaşım Recep eniştemin iki ayağı kopmuş, fundalıkların üzerinde gördüm. Henüz sağ idi. Sürüne sürüne yanına kadar gidebildim. Onu o vaziyette görünce ağlamaya başladım. Henüz ruhunu teslim etmeyen Recep eniştem, büyük bir gayret ile:
“Mehmet kardeşim, niçin böyle ah edip ağlarsın, benim ciğerimi dağlarsın! Allah’ın verdiğine merhaba! Takdir-i Rabbânî böyle imiş! Onun kazası geri çevrilmez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir! Arzuladığım savaş yolunda oldu. O saadet bana yeter! Sen sağ kalırsan, mübarek anamın elini benim için de öp! Verdiği sütleri helâl etsin” dedikten sonra: 
“Başımı kıbleye doğru çevir!” diye bildi... Ruhu çoktan uçmuştu...
Daha sonra bu gazimiz, hemşerisi Halil’i hatırladı ve çalılıklar arasında kalmış bir sipere gözlerini dikerek:
“Halil, bölükle süngü hücumuna kalkmıştı. Ağır bir yara alarak yanıma yıkıldı. Bir müddet sessiz kaldı ve sonra:
- Aretlik, ölümüm yaklaştı; öldükten sonra cesedimi geriye götürtme, buraya ellerinle göm! Üzerimde harp ediniz! Tâ ki gazilerin ayak seslerini Allah! Allah! Nidalarını rahatlıkla duyayım, dedi ve gülerek ruhunu teslim etmişti. 
İşte burası Halil’in yattığı yerdi.” Deyip bana siperini de gösterdi...
Daha sonra elimi tuttu. Karayürek Deresi’ne doğru iniyorduk:
“Bir gece beni pişdar (keşif kolu) çıkardılar. Bu derenin yatağında geziniyordum. Çok susamış idim. Dere şırıldıyordu. Mataramı doldurdum; birkaç yudum içtiğim de, içtiğim suyun tadı çok başka idi. Ay bulutun arkasından sıyrılınca, avucuma mataradan o suyu aldığımda, matarama doldurduğum suyun, kan olduğunu anladım.”
Bu gazimiz daha sonra ki günler de, şarapnel parçası ile göğsünden ve kalçasından yaralınmış, İstanbul’da uzun bir tedavi devresinden sonra, köyüne dönmüştü...
Koskoca bir gün geri de kalmış, bizi almaya gelen arabamız da gelmişti. 
Mehmet Aşkın ise; donuk gözlerle etrafa bakıyor ve bu topraklardan gitmek istemediğini belli edercesine, bir hendeğin için de rabıtaya durup; sanki şehitlerle konuşuyordu... Son cümlelerini işitebildim:
“Merak etmeyin yine geleceğim!”


Etiketler; #GAZİ
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.