Son günlerde Çanakkale Boğazında ve İstanbul- Kocaeli arasındaki sahilde sümüksü bir tabakalaşma baş gösterdi...

Son günlerde Çanakkale Boğazında ve İstanbul- Kocaeli arasındaki sahilde sümüksü bir tabakalaşma baş gösterdi... Bu sümüksü katman balıkların üremesine engel olmakta ve çevre kirliliğine sebep olmaktadır... Marmara'nın sanayi atıklarının yoğun olduğu yerde genelde kahverengi olan müsilaj, Çanakkale Boğazı'nda beyaz renkli olarak tezahür etmektedir...
Bu durum, kirlilik neticesi tek hücreli canlıların denizde, birden coğalmasıyla bir katman olarak ortaya çıkmasıyla oluşmaktadır...
Marmara Denizi bir iç deniz görünümündeydi... Elli yıllık bir süre içinde, bu denizde yaşayan canlı sayısı yüz ondan on beş'e düşmüştür...
Göçmen balıkların da, oksijen bularak göç edemiyeceği bir durumla karşı karşıya kalacağız... Dünya' da sanayileşmeyle birlikte insan doğal çevresi, diğer canlıların doğal çevresine müdahale ederek bu canlıların yaşam alanlarını yok etmektedir... Buna kötü örnek olarak Marmara Denizi 'ni örnek olarak gösterebiliriz...
Haliç' in suyunun Marmara Denizi 'ne pompalandığı 1987-1988 yılından bu yana, denizin üst katmanında yeşil bir renk oluştu ve yine deniz tabanında da sümüksü bir madde müsilaj olarak ortaya çıktı...
Vahşi sanayileşme, gemi trafiği, plastik kirlilik, detin deşarj, iklim değişikliği ve tüm Orta Avrupa'nın pisliğini Karadeniz'e taşıyan Tuna Nehri de bu kirliliği daha da artırdı... Dünyayı kirleten ve yaşanmaz kılan sanayi toplumlarının  kirliliği bizi de dolayısıyla etkiledi... AB, Tuna Nehri'nden taşınan kirliliği %57'den %47'ye düşürecek tedbir kararları aldı ve uyguladı... Şimdiki hedefi ise bu taşınan kirliliği %30'a çekmek için uğraşıyorlar... Yine temiz hava için fosil yakıttan enerji elde etmekten vaz geçiyorlar... Marmara Denizi'ni kirleten derin deşarj ve sanayi yatırımlarının atıklarıdır... İçdaş'ın iki termik santralı ve demir çelik tesisi ile tersane faaliyeti de Marmara Denizi Fok Balıklarının yaşam alanına kurulmuştur... Bu balıkların akıbeti bilinmemektedir...
Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi' nden gelen kirlilikle birlikte, Bayramdere'den gelen maden kirliliği, Lapseki, Gelibolu, Çanakkale, Kepez, Eceabat Belediyelerinin arıtma tesisşetinden gelen kirli suların etkisiyle kirşenmektedir... Yine Umurbey, Yapıldak Köyü Detesi, Musaköy Deresi, Sarıçay( Çöpçay) ve Kepez Çayı ile kirletilmektedir... Karamenderes Çayı ile de pestisit açısından kirletilmektedir... Yine, Çanakkale ilinin tamamı, yenilenebilir enerji diye RES'lere açılmıştır... Tüm tepeler tıraşlanmıştır... Bu yüzden yağmur suları ve yüzey suları daha çabuk yetin altına gitmektedir... Bu yüzden de, ağır metaller aşağıya inmektedir... Bu ağır metalli suyu kullananlarda da ağır hastalıklar, Çanakkale insanımızı beklemektedir...
Çanakkale'de bilinçsiz metalik madencilik, termik santrallar, Res, Jes, Hes gibi çevreyi öncelemeyen tesisler de bir yıkım oluşturmaktadır...
Hele, derin deşarj yapılan kanalizasyondan gelen sular, müsilaj yapmaya devam edecektir... Fotoğrafta gördüğünüz yer, Kepez Çayı...
Kanalizasyondan gelen sular, böyle müsilaj oluşturmuş.... Daha denize gitmeden müsilaj görmekteyiz... Total kirlilik arttıkça müsilajlar da artacaktık...
Ha!
 Denize kıyısı olmayan bir şehrimizin Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi de, İstanbul'da, bu kirlilik değil, tek hücreli canlı coğalması demiş... Hayret, sadece gözlemle kanaat getirmiş... Tabii ki, düşünce, okuma, gözlem bilime ulaşma için önemli ama, kirliliği bir sebebe bağlamak da yanlış...
Önümüzdeki yıllarda, Ergene Nehri ve çevresini kirleten sanayi tesislerinin tüm kirliliği toplanarak Marmara Denizi 'ne verilecekmiş... İşte siz o zaman gerçek kirliliği görün...
Tüm sahillerimizden denize girilemiyecek bir duruma doğru sürüklenmekteyiz...
Bu durum için acil tedbir alınmalıdır...
Yoksa, temiz denizde yüzdüğümüz günler mazi olarak kalacaktır...
Bizden uyarması...