Neden Hep Aynı Dua

Gencin birisi Kabe'de hep...

364 0

Merve GÜR

Merve GÜR

Gencin birisi Kabe'de hep,
- "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua eder.
 
Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:
- "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," der.
O da anlatır:
Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:
- "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi
- "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.
- "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.
- "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,
- "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,
- "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.
- "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.
- "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.
- "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,
- "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.
- Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.
- "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e hamd ederim.
 
***
 
Ey iman etmiş olan kimseler! (Zikir, şükür, oruç ve cihada devam edebilmek ve tenkitlere aldırmaksızın kıble konusunda sâbit kalabilmek gibi ibadetlere muvaffak kılınmak için) sabırla(; günahlara ve nefsânî hazlara kapılmaya karşı direnişle) bir de (ibadetlerin aslı ve müminlerin miracı olan) o (farz) namaz(lar aracılığıy)la yardım arayın! Şüphesiz Allâh(ın yardımı dâima) sabredenlerle beraberdir. (el-Bakara Sûresi:153)
 
 
***
 
KISA DİNİ BİLGİLER
 
Cami ve Mescid
Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlardır.
 
Cehennem
Cehennem; kafirlerin sürekli olarak kalacakları azap yeridir.
 
Cennet
Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanların konulacağı ebedi mükafat yeridir.
 
Cünüplük
İbadetlerin yerine getirilmesine engel olan manevî kirlilik hali, gusül etmeyi gerektiren durum anlamına gelmektedir. Böyle kimseye cünüp denilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu anlamda cünüp kelimesi iki yerde geçmektedir (Nisâ, 4/43; Mâide, 5/6). Bir kimse, şehvetle menisinin gelmesi (orgazm olması), rüyasında iken ihtilam olması ya da cinsî münasebette bulunması halinde cünüp olur. Cünüplük manevî kirlilik olarak kabul edildiğinden, yıkanmadan namaz kılamaz, Kur’ân-ı Kerim okuyamaz, Kur’ân’a dokunamaz, Kabe’yi tavaf edemez ve mescitlere giremez.
 
Deccal
Sözlükte “yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak” anlamlarının “d-c-l” kökünden türeyen deccâl sözlükte çok yalan söyleyen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccâl, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri olarak zikredilmiştir.
 
Din
Hür iradeleriyle inanan akıl sahibi insanları, en iyiye, en doğruya, en güzele ve ebedî mutluluğa ulaştıran ilahî kanunlar bütünüdür.
 
Dört Büyük Melek
Cebrail: Allah’tan vahiy getiren melektir.
Mikail: Evrendeki tabiat olayları, ve canlıların rızıkları ile görevli melektir.
İsrafil: Kıyametin kopması ve insanların kabirlerinden kalkması için “Suré’a üflemekle görevli melektir.
Azrail: Canlıların ruhlarını almakla görevli melektir.
 
Dört Büyük Kitab
Tevrât, Zebûr, İncil ve Kur’an’dır.
 
Dövme
İnsan cildinde boya maddesiyle yapılan kalıcı şekillere dövme denir. Dövme, deride yan yana küçük delikler açılıp içine boyalı maddeler doldurmak sûretiyle yapılır. Arapça’da veşm kelimesiyle ifade edilen dövme, Hz. Peygamber tarafından yasaklanmış; dövme yapan ve yaptırana Allâh’ın lanet ettiği bildirilmiştir (Buharî, Libas, 87; Müslim, Libas, 119-120).
 
Duâ
Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.
 
Ecel
Allah tarafından her canlı için önceden takdir edilen hayat süresi ve bu sürenin sonu olan ölüm vakti demektir. Ecel, ölüm (A’râf, 7/34), muayyen vakit (Kasas, 28/28), helak etme (A’râf, 7/185), iddet bekleme (Bakara, 2/231) ve ceza gibi (Nûh, 71/4) muhtelif anlamlarda Kur’ân’ı Kerim’in 34 ayrı yerinde geçmektedir. Allah’ın takdir ettiği ömrün sona erdiği andır.
 
Ecir
Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.
 
Ehl-i Beyt
Ev halkı anlamına gelen bu terim İslâm tarihinde Hz.Peygamber’in aile fertleri için kullanılmıştır. Ev halkı ya da ehl-i beyt ifâdesiyle aileyi teşkil eden ev sahibi, onun eşi, çocukları ve torunları anlaşılmaktadır.
 
Ehl-i Sünnet
Îmân, İslâm ve Hak yolunda olan ya da Kitap ve sünnete uygunluğu kabul edilen bir mezhebe tabi olanlar için kullanılan bir kavramdır. Selefiyye, Maturîdiyye ve Eş’ariyye, ehl-i sünnet mezhepleridir.
 
Ezan
Namaz vakitlerinin girdiğini bildirmek üzere müezzin tarafından okunan ve özel sözlerden oluşan dini bir davettir.
 
***
 
Ey iman etmiş olan kimseler! Sizi rızıklandırmış olduğumuz şeylerden (bazısını zekât olarak hayır yolunda) infakta bulunun; büyük bir gün gelmeden önce ki, kendisinde ne bir alış-veriş (yoluyla, kaçırılanı telâfi fırsatı) vardır, ne bir dostluk (nedeniyle müsamaha ve yardım) vardır ve ne de (Allâh (c.c)’dan izinsiz) bir şefaat (ve aracılık imkânı) vardır! (Zekâta inanmayarak veya hafife alarak Allâh-u Te’âlâ’nın emrini inkâr etmiş olan) o kâfirler ise, (muhtaç kalacakları gün için yatırım yapmadıklarından, kendilerine yazık eden) zâlimler ancak onlardır. (el-Bakara Sûresi:254)
 
**
 
Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
 
“Oruç, yemekten içmekten kesilmek değildir. Oruç, ancak fuzulî ve şehevanî sözlerden oruç tutmaktır. Eğer bir kişi sana söver veya sana karşı bilgisizce hareket ederse sen “Muhakkak ben oruçluyum (dolayısıyla sana uyamam)” de. (Hâkim, Müstedrek: 1/430)
 


Etiketler; #merve gür
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.