İyiliğin Peşinden İmtihan Gelir

Salih bir zat vardı. Çok cömertti.

1704 0

Merve GÜR

Merve GÜR

Salih bir zat vardı. Çok cömertti. Elinde avucundakileri muhtaçlara dağıttığı gibi, yardım isteyen fakirler olursa, onlara belli etmeden, başkalarından kendi adına borç alır fakirlere hediye ederdi.
 
Bu zat bir gün hastalanır, yatağa düşer. Hastalığı gittikçe artar. Bunu duyan alacaklılar, onun ölüm döşeğinde olduğunu düşünerek başucuna dikildiler.
 
Salih zat bundan son derece utanmış, rahatsız olmuştu. Asık yüzlü, sıkıntılı tiplerle çevrili olması onu üzmüştü. Bir şeyler söylemek istedi ancak, bize para gerek, nasihat değil, diye susturuldu.
 
Bu sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi duyuldu. Salih zat, bir adamına seslenerek helvaları satın alıp ziyaretçilere ikram etmesini istedi. Görevli, çocuğun tepsisindeki bütün helvaları aldı. Ziyaretçilere ikram etti.
 
Herkes abus çehrelerle helvaları yediler. Çocuk gelip helvaların parasını istedi. Salih zat,
 
- Evlat bunları bana borç olarak yazar mısın? deyince çocuk tek kelime söylemeden dışarı çıktı, 50-100 metre ileride bir ağacın altına oturup sessizce ağlamaya başladı.
 
Oradan geçmekte olan şehrin valisi onu gördü, yanına gelip başını okşadı, niye ağladığını sordu. Çocuk olup biteni anlattı, o zata edebimden bir şey diyemedim ama,
 
- Ben bunları zaten borç olarak almıştım, nasıl ödeyeceğim, evime nasıl para götüreceğim?" diye ağlıyorum dedi. Vali, hasta yatan salih zatı yakından tanıyordu. Çocuğun parasını ödedi.
 
Çocuğa içi altın dolu yedi sekiz kese altın vererek gidip o salih zata vermesini söyledi. Altınlar eve gelince alacaklıların neşesi yerine geldi. Herkes alacağını tahsil etti. Ancak böyle aniden paranın gelmesine de bir anlam veremediler. Salih zat şu cevabı verdi: "Ben sıkıntı içindeydim. Siz de sıkıntı içindeydiniz. Buna bir de çocuğun üzüntüsü eklendi. Çocuğun edebi, tek kelime etmeden gitmesi, işi çözdü. Allahü teâlâ o masumun ihlası, edebi hürmetine sıkıntıları giderdi. İmtihanı kazanan o masum oldu.
 
Alacaklılar utanıp paraları tekrar vermek istediler. Ancak kabul etmedi.
 
- İnsan bir iyilik yaptığında samimiyetinin belli olması için peş peşe imtihanlardan geçirilir. Hatta iyilik yaptıklarından küfranı nimet görür. Eğer sabrederse iyiliğinin karşılığını kat kat alır. Sizler bir iyilik yaptınız. Ama sabredemediniz. Eşyanın hakikati görüldükten sonra pişman oldunuz, dedi.
 
***
 
Asil Ruh              
 
 
 
1854 senesi kış aylarında Silistre kalesini muhasara eden Ruslar, bir avuç Osmanlı askeri karşısında zor durumlara düşmüşlerdi. Ağır kış şartlarında erzakları tükenmiş, çoğu açlık ve soğuktan kırılıyordu.
Zabitlerine:
-Açız!... ekmek, ekmek... diye bağırdıklarında, zabitler:
-İşte kale... zaptedin, orada karnınızı doyurun... diye cevap veriyorlardı.
Nihayet aç kalan Rus askerleri Osmanlı siperlerine yanaşarak:
-Ekmek... diye cılız ve sararmış ellerini uzatıyorlardı. Osmanlı askeri de asil ruhlarını isbat etmek için süngülerinin ucuna ekmek takıp Rus siperlerine uzatıyorlar ve kanlarına susamış olan Rusların aç karınlarını doyuruyorlardı. Bu iyiliklerine Rusların verdiği cevap ise şu oldu: şehri zaptedemiyeceklerini anlayınca yağlı paçavraları ateşe verip, şehre fırlatarak yangınlar çıkardılar. Bu yangınlar bir felaket halini aldı. Tam bu sırada gelen bir derviş:
-Ey Müslümanlar korkmayın!... Moskof Kadir gecesi kaçacak, Müslümanlar muzaffer olacaktır, diyerek askerin maneviyatını arttırdı.
Hakikaten ertesi gün Kadir gecesiydi ve Ruslar bütün ağırlıklarını alarak, Silistre muhasarasını bir müddet için bırakıp, mağlup bir vaziyette gittiler. Silistre müdafileri de kale burçlarından ezanlar okuyarak zafer şenlikleri yaptılar.
 
 
-----
 
KISA DİNİ BİLGİLER
 
Adak
Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
 
Ahlak
“İnsanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan manevî vasıfları, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlarının bütününe” verilen addır. İslâm ahlâkının kaynağı Kur’ân ve sünnettir.
 
Arasat (Meydanı)
Kıyâmetin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir.
 
Allahümme
“Allâh’ım!” “Yâ Allâh!” anlamına gelen bir nida cümlesidir. Cümlenin sonundaki mim, “Yâ” nida harfinden bedeldir. “Mim” ile “Yâ” birlikte kullanılmaz. “Yâ Allah!” veya “Allâhümme” denir.
 
Birr
İman, doğruluk, güzel ahlâk, sâlih amel, hayır, iyilik, ihsan, Kur’ân ve sünnete uyma, farzları eda etmek ve masiyetleri terk etmek gibi insana sevap kazandıran ve Allah’ın rızasına vesile olan her türlü hayırlı amellere, itâatlere ve güzel davranışlara denir.
 
---
 
Her (can taşıyan) nefis ölümü tadıcıdır. (İşte ölüm sonrası inkârcılar karşılıksız kalmayacaktır. Bazıları bir zaman için dünyâda yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını zannetse de, iyi-kötü tüm yaptıklarınıza verilecek) karşılıklarınız size ancak (kabirlerinizden kalkacağınız) kıyâmet günü tamamıyla ödenecektir.
 
İşte (o zaman) her kim o (cehennem) ateş(in)den uzaklaştırılır da cennete girdirilirse, muhakkak ki o kurtulmuş(; umduğuna ulaşıp, korktuğundan emin olmuş)tur. O en alçak (dünyâ) hayat(ının lezzet ve yaldızları) ise, aldatıcı bir (menfaat ve geçici bir) yaşantıdan başkası değildir. (Âl-i İmrân Sûresi:185)
 
Ebû Hüreyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre; Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
 
“Her kim (yolculuk gibi bir) ruhsat ve hastalık bulunmaksızın, ramazandan bir günün orucunu yerse, bütün bir ömür oruç tutsa da onu ödemiş olmaz!” (Ebû Davud, Savm:38, Tirmizî Savm27 No:728, 3/92)
 


Etiketler; #merve gür
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.