Reklam

Adalet ve Tevazu

.

2208 0

Merve GÜR

Merve GÜR

Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:
 
- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.
 
Fakat görevli itiraz edecek oldu:
 
- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.
 
Halife cevap verdi:
 
- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.
 
Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:
 
- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.
 
Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:
 
- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.
 
- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.
 
- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.
 
- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.
 
Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:
 
- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im.
 
İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.
 
***
 
İhlas
İmân, ibâdet, itâat, ahlâk, amel, dua… gibi her türlü dinî görevleri, halkın övme ve beğenmesini, yerme ve kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk, nifak, riya (gösteriş) ve süm’a (duyurma) vb. şâibelerden uzak durmak, söz, fiil ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir.
 
İntihar
Kendini öldürmek anlamına gelen intihar, İslâm dininde kesinlikle yasaklanan büyük günahlardandır. Yaşama hakkı, Allâh tarafından insana bahşedilmiş en temel hak olup, kimsenin Allâh’ın verdiği canı almaya hakkı yoktur. Allâh’a kulluk için yaratılarak, imtihan için yeryüzüne gönderilen insanın dünyaya gelmesi kendi elinde olmadığı gibi dünyadan ayrılması da yetkisinde değildir; dünyaya gelmesi de, ölümü de ilâhî iradenin elindedir.
 
İstişare
Sözlükte “birine bir konuyu danışmak, görüşünü sormak” demektir. “Şûra” ve “müşâvere” kelimeleri ile eş anlamdadır. İşleri danışarak yapmak İslâm’ın temel ilkelerinden biridir. Kur’ân’da Hz. Muhammed (a.s.)’e, dolayısıyla bütün mü’minlere hitâben; “(Yapacağın) iş (ler) hakkında onlara (ashabına) danış. Azmedip karar verince de Allah’a dayanıp güven…” (Âl-i İmrân, 3/159) buyurulmuştur.
 
İtikat
Sözlükte “inanmak, doğruluğuna kalben kararlı olmak, gönülden tasdik ederek inanmak ve zihnin kesin olarak hüküm verdiği şey” anlamına gelir. İslâm dininin ihtiva ettiği konularla ilgili genel sınıflandırma yapılırken, itikad, ibadet, ahlâk ve muamelat olarak açıklanmıştır. Buna göre itikad; îmân esasları ve buna ilişkin tasdik, inkâr, küfür vs. hususların detaylı bir biçimde tartışılmasını sağlayan hüküm ve prensiplerdir.
 
Ka’be
Mekke’de Mescid-i Haram denilen Cami-i Şerîfin ortasında 13 m. yüksekliğinde, 11-12 m. eninde taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Kur’ân’da Ka’be; bu ismin (Mâide, 5/97) dışında, el-beytü’l-haram (saygı evi) (Mâide, 5/2), el-beytü’l-muharrem (haram evi) (İbrâhim, 14/37; Mâide, 5/2), el-beytü’l-atîk (eski ev) (Hac, 22/29, 33), el-beytü’l-mamûr (imar edilmiş ev) (Tûr, 52/4) ve “el-beyt” (ev) (Bakara, 2/125, 127) isimleri ile zikredilmiştir.
 
***
 
Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a itaat edin, o Rasûl’e ve sizden olan (âlimler, kadılar ve idâreciler konumundaki) ülü’l-emr’e de itaatte bulunun! (Ancak bu, onların size, Allâh ve Rasûlünün itaatini emretmeleriyle kayıtlıdır.) Şayet siz (ve yetkililer, dinle alâkalı) herhangi bir şey hakkında (aranızda) anlaşmazlığa düşerseniz, hemen o (meselenin doğru yorumu)nu Allâh(ın kitabın)a ve (kendisi mevcutsa bizzat) o Rasûl’e(, değilse onun sünnetine) çeviri(p havâle edi)n. Eğer siz Allâh’a ve o son güne inanmakta olduysanız(, size emredileni aynen yerine getirin)!
 
İşte sana! Bu (türlü fikir ayrılıklarında Kur’ân ve Sünnet’e başvurmanız, kendi görüşünüze uymaktan) daha iyidir, (âhirette güzel sonuç vereceği için) netice itibarıyla da daha güzeldir! (en-Nisâ Sûresi:59)
---
 
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhuma)dan rivayet edildiğine göre, i’tikâf eden hakkında, Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
 
“İ’tikâf, günahları hapseder (sahibini bütün şerlerden ve günahlardan korur) ve bütün iyilikleri işleyen gibi ona (i’tikâfa girene) sevaplar yazılır.” (İbn-i Mâce, Sıyam:67)
 
Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyin (Radıyallâhu Anhuma)dan rivayet edildiğine göre: Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Ramazan’da on gün i’tikâf yaparsa, iki hac ve iki umre yapmış gibi olur.” (Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr: 1/486)
 


Etiketler; #merve gür
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.