Reklam

İnsanların En Bilgini

.

286 0

Merve GÜR

Merve GÜR

Musa (a.s.) Beni İsrail'e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine,
 
"İnsanların en bilgini kimdir?" diye soruldu:
 
-Benim, diye cevap verdi.
 
Cenab-ı Hak,
 
"Allahulalem (yani en iyi bilen Allah'tır)" demediği için Musa'yı azarladı. Ve:
 
"İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir" diye ona vahyetti.
 
Hz. Musa (a.s.):
 
-Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine:
 
"Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi.
 
Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (a.s.) ve hizmetçisi bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu.
Sabah olunca Hz. Musa (a.s.) hizmetcisine:
-Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk, dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı.
Hizmetçi:
 
-Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti, dedi.
 
Musa (a.s.):
"Bizim aradığımız orasıydı" dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.
İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (a.s.) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır (a.s.) ona:
 
-Senin bu yerinde selâm ne gezer!
 
-Ben Musa'yım.
 
-Benû İsrail'in Musa'sı mı?
 
-Evet.
 
-Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin.
 
-Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?
 
-Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?
 
-İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim.
 
-Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın! dedi.
Hz. Musa (a.s.):
 
-Tamam! dedi.
 
Hz. Musa ve Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (a.s.)'ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar.
 
Hızır (a.s.), gidip, geminin tahtalarından birini deldi.
Hz. Musa (a.s.) ona:
 
-Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın! dedi.
 
Hızır:
 
-Ben sana, "benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi? dedi.
 
Hz. Musa:
 
-Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma! ricasında bulundu.
 
Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.):
 
-Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş! dedi.
 
-Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin! diye Hızır (a.s.), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa:
 
-Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti:
- Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın, dedi.
 
Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek: "Eğilmiş" diyordu. Onu doğrulttu.
Hz. Musa (a.s.) ona:
 
-Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin! dedi.
 
Hızır (a.s.), Hz. Musa'ya:
 
-Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereceğim, dedi.
Resûlullah (s.a.s) bu ara ilave etti:
 
-Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır'la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!
 
Ravi devam ediyor: Resûlullah (s.a.s) buyurdular ki:
"Birinci (soru)su Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa'ya, "Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir."
 
***
 
Her (can taşıyan) nefis ölümü tadıcıdır. (İşte ölüm sonrası inkârcılar karşılıksız kalmayacaktır. Bazıları bir zaman için dünyâda yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını zannetse de, iyi-kötü tüm yaptıklarınıza verilecek) karşılıklarınız size ancak (kabirlerinizden kalkacağınız) kıyâmet günü tamamıyla ödenecektir.
 
**
 
Takiyye
Vikaye kelimesinden gelen takiyye sözlükte; korunmak ve sakınmak demektir. Istılahta ise; kendisine zor kullanılan kimsenin canını, malını ve koruması gerekli varlığını mutlak bir tehlikeden kurtarmak için gerçekte benimsediği görüş ve kanaatin aksini izhar etmesi, karşı tarafla aynı fikirde imiş gibi görünmesidir.
 
Tavaf
Hacer-i Esved’den başlayarak, Kâbe’yi sola almak suretiyle, yedi defa Kâbe’nin çevresinde dönmektir.
 
Tebliğ
Peygamberlerin getirdikleri ilahî mesajın insanlara aynen ulaştırmalarıdır
 
Tefsir
Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.
 
Tekbîr ve Tesbîh
Tekbir, “Allâhuekber”, Tesbih de, “Sübhânallâh” demektir.
 
Tenzih
Sözlükte “arındırma, takdis” anlamına gelen tenzih, dinî bir kavram olarak Allah’ı insana özgü niteliklerden uzak tutmak demektir. Bu da Allah’ın zatı, sıfatları ve isimleriyle birlenmesiyle olur.
 
Teşrik Tekbiri
“Allâhüekber, Allâhüekber, Lâilâhe illallâhü vallâhüekber, Allâhüekber ve lillâhi’l-hamd” demektir.
Kurban Bayramının arifesinde sabah namazından başlayıp, Bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakitte, farz namazların sonunda teşrik tekbiri getirmek vâciptir.
 
Terâvih Namazı
Ramazan ayına mahsus olmak üzere, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.
 


Etiketler; #merve gür