Reklam

Tevazu

.

329 0

Merve Fıçıcı

Merve Fıçıcı


 
Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:
- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.
Müritlerinden biri:
- Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.
Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
- Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?
 Talebe gözleri dolu dolu:
- Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.
 Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;
 - Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi.
 
Evet, keşke insanlar tabi olanlara bakıp, tabi olanlarda, tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün, hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar, ne denli nezih olurlarsa olsunlar, onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi, bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler, gazeteciler, din adamları, "Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde." demektedirler. Zaten, o cevher farkıdır ki, sair madenleri kirlerinden arındırır.
 
***
 
Ey iman etmiş olan kimseler! (Yapacağınız ve bırakacağınız her işte) Allâh’tan hakkıyla sakınırsanız, (o takvâ sayesinde) O sizin için (hakkı bâtıldan ayıracak) bir (nur ve) Furkan(, haklıyı haksızdan ayıracak bir yardım, iki cihanda kurtuluş ve şüphelerden çıkışa vesile olacak bir hidâyet) yaratır, (dünyâda) sizden kötü işlerinizi(n eserini) örter ve (âhirette) sizin için bağışlamada bulunur.
 
Zaten Allâh (c.c) pek büyük bir fazl(-u ikram, lütf-u ihsân) sahibidir! (Bu yüzden Kendisine hiçbir şey vâcip olmadığı halde, takvâya karşılık bu kadar büyük vaatlerde bulunmuştur.) (el-Enfâl Sûresi:29)
 
***
 
İbni Ömer (Radıyallâhu Anhüma)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
 
“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur (bunlar da); Allâh’tan başka bir ilâh bulunmadığına ve Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in Allâh’ın elçisi ve kulu olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hac yapmak ve Ramazan orucu tutmaktır.” (Buharî, İman 2 No:8 1/27 Müslim, İman 7 No:16 1/29) buyurmuştur.
 
 
O Allâh’ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz ki; siz (babalarınızın sulblerinde meniler halinde) ölüler iken, (analarınızın rahimlerinde) O sizi diriltmiştir, sonra (ecellerinizin bitiminde) O sizi öldürecektir, (ölümden) sonra yine O sizi diriltecektir, sonunda da (âhirette) ancak Kendisine döndürüleceksiniz!? (el-Bakara Sûresi:28)
 
***
 
İçtihat
Sözlükte “bir konuda elden gelen çabayı sarf etmek, bir şeyi elde edebilmek için olanca gücü harcamak” anlamlarına gelen içtihâd, bir fıkıh terimi olarak, fakihin tafsîlî delillerden şer’î-amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkânını harcaması manasına gelir. İslâm dininde hükümlerin aslî kaynağı âyetler ve hadislerdir. Ancak bu iki kaynağın sınırlı olması, olayların ise sonsuz olması, bu iki kaynağa dayanarak içtihad etmeyi, yani hüküm çıkarmayı zarûrî kılmaktadır.
 
İddet
Sözlükte “saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. İddetin, kadının hamile olup olmadığının anlaşılarak nesebin karışmasını önleme, taraflara düşünme ve tekrar bir araya gelme fırsatı verme, kadın için yeni hayata ruhen hazırlanma, evlilik bağını yok etmemek gibi hikmetleri bulunmaktadır.
 
İftitah tekbiri
Kelime anlamıyla başlangıç tekbiri demek olan iftitah tekbiri, namazın farzlarından birisi olup, namaza başlarken alınan tekbirdir. Buna tahrime de denir. Namazın on iki farzından biri olan iftitah tekbiri, namaza “Allâhu Ekber” şeklinde tekbir alarak başlamaktır.
 
İhlas
İmân, ibâdet, itâat, ahlâk, amel, dua… gibi her türlü dinî görevleri, halkın övme ve beğenmesini, yerme ve kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk, nifak, riya (gösteriş) ve süm’a (duyurma) vb. şâibelerden uzak durmak, söz, fiil ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir.
 
***
 
 
AYAZMA CAMİİ
 
Cümle kapısı üstündeki kitâbelere göre Sultan III. Mustafa tarafından 1174 (1760-61) yılında, annesi Mihrişah Emine Sultan ile ağabeyi Şehzade Süleyman adına yaptırılmıştır. Ta‘lik hatla yazılan tarih manzumesi Sadrazam Râgıb Mehmed Paşa’nın, yazı ise Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi’nindir.
 
Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki inşaat defterine (nr. 1137) göre inşaata 19 Receb 1171’de (29 Mart 1758) başlanarak 1174 Cemâziyelevveli sonlarında (Ocak 1761) bitirilmiştir. Bina emini ise Beykoz’daki meşhur çeşmeyi yaptıran İshak Ağa’dır. Yine Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki 1172 (1758-59) tarihli bir belgeden (nr. 5466), caminin yerinde evvelce Ayazma Sarayı ve bahçesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Başka bir arşiv belgesinden ise 1740’ta Ayazma Sarayı’nın iyi durumda olduğu ve tamir edilerek İran elçisinin ikametine tahsis edildiği öğrenilmektedir. Camiye vakıf olarak bir hamam ile birçok dükkân ve han yaptırılmış, ayrıca cami, hamam ve avluya bitişik çeşmeye Bulgurlu’dan su getirilmişti. Şem‘dânîzâde Fındıklılı Süleyman Efendi’nin yazdığına göre 1174 yılı Cemâziyelevvelinde (Ocak 1761) bir cuma günü Râgıb Paşa ve Veliyyüddin Efendi’nin hazır bulundukları bir törenle ibadete açılmıştır. Cami birkaç defa tamir görmüş, yıkılan minaresi de iki defa yeniden yapılmıştır. Son yıllarda yine tamir edilmiştir.
 
***
 
“Allah’ım! Beni hidâyete erdir ve her işini doğru yapan dürüst kullarından eyle!”
(Müslim, Zikir 78; Ebû Dâvûd, Hâtem 4)
 
 
 


Etiketler; #tevazu
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.