Tarihin en kanlı savaşların olan Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı Gelibolu yarımadasında bulunan Eceabat’ın gezilmeye değer birçok köyü bulunuyor. Hem yurt içi hem de yurt dışında çok sayıda turist ağırlayan bu köyler de koronavirüsten etkilendi. Tüm turist alanları olduğu gibi buraya da kimse gelmiyor. Köylere ziyaretçilerin gelmemesinin en büyük nedenlerinden biri de havaların soğuması ve yağışların başlaması. Normal şartlar altında şehitlikleri ziyaret eden vatandaşlar, aynı zamanda bu köylere de uğruyor.    
 
İşte o meşhur köyler;
BİGALI KÖYÜ
Çanakkale Kara Savaşları'nda 19'uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'in "Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" sözüyle Conkbayırı eteklerinde düşmanı karşılayarak destanlar yazan 57'nci Alay'ın düşmana karşı harekete geçtiği yer Bigalı köyüdür.          
Büyük Anafartalar köyünden çıkan yoldan 8 km sonra Bigalı köyüne varılıyor. Sofya’da askeri ataşe iken çıkacak olan savaşta aktif olarak rol almak isteyen Mustafa Kemal genelkurmaya yazmış olduğu mektup sonucunda 19. tümen komutanlığına atanır. 5. ordu ihtiyat tümeninin komutanı olan Mustafa Kemal, 19. Tümeni Bigalı Köyü civarına yerleştirir. Kendisi de karargâh olarak şuan müze olarak kullanılan bu evi kullanır. 25 Nisan gününe kadar ( bir hafta) askerlerin talim terbiyesi ile meşgul olan Mustafa Kemal 25. Nisan günü çıkarmanın başlamasıyla tümeni ile savaşa katılır. Daha sonradan Anafartalar grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal Ordu komutanı ile aralarında çıkan sorunlar nedeni ile savaşın bitimine yakın İstanbul’a döner. İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Çanakkale gazisi Anafartalar kahramanı olarak anılmaya başlanır. Daha sonradan bu kahraman insan cumhuriyetin kurucusu olarak Türk Milletinin kalbinde ki yerini alacaktır. Aynı zamanda müze olarak kullanılan evde Atatürk’e ait olduğu sanılan eşyalar ve üniformalar sergilenmektedir.
 
KOCADERE KÖYÜ
İlçe merkezine 7 km uzaklıkta olup nüfus olarak İlçenin en küçük köyüdür. Halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Köy ; ismini bulunduğu yerdeki Kocadere deresinden almaktadır. Türküsü : İğne düştü yakamdan, Kurya geliyor arkamdan, Gelme kurya arkamdan, Annem geliyor balkondan, Babam beni kesecek, Gıcır gıcır boynumdan. Hulasa Köyde kurya sözünün kullanılması kültür seviyesinin yüksek olduğunu gösterir. Osmanlı kültür merkezleri medreselerin yanında tekke ve zaviyeler idi. Tekke ve zaviye bu yöredeki köylerimizin hemen hemen hepsinde açılmıştır. Buradaki tekkenin son şeyhi halen ziyaret ediliyor. Velhasıl köy mezarlığında da Osmanlı dönemi epeyce alim ve fazıl kişilerin misafir edildiği söylenebilir.
ALÇITEPE KÖYÜ
Çanakkale savaşlarında Kanlı muhaberelere sahne olan Sığındere/Zığındere ve Kereviz Dere ünlü isimleri Alçıtepe köyü hudutları içerisindedir. Aslında burası bağrında taşıdığı şehit ve şehitliklerle cennet bahçelerinden bir belde gibidir. Kuzeyindeki Sonok Şehitliği ona ayrı bir hava verir. Salim Mutlu Müzesi de savaş hatıralarını canlandırır. İsmini ise doğusundaki Aktopraklı Tepe’den alır. Tepenin ismi Tenger veya Alçıtepe’dir. Türklerin yerleşmesinden sonra da köye ad olmuştur. Alçıtepe/ Tengertepe veya Aktepe, savaşlarda ün kazanmışlardır. Şahindere’de Alçıtepe içerisindedir. Domuzderesi ve Çakalçeşme de kanlı savaşlara sahne olmuştur. Hülasa köyün kadim ismi Kirte’dir. Çanakkale Savaşlarında dağılmıştır. Bursa yöresine giden Rumlar savaştan sonra tekrar köylerine dönmüşlerdir. Ancak fazla kalmadan Yunanistan’a göç etmişlerdir. İstiklal Savaşı sonrası olmalıdır. Bu defa Yunanistan’da kurdukları köyün ismini de Kirte koymuşlardır. Buna büyük Kirte ona da Küçük Kirte demişlerdir. Gelibolu Yarımadası Türklerin eline geçtikten sonra Kirte ve Maydos halkına dokunulmamıştır.
Eceabat veya Kaba Tepe yönünden Alçıtepe Köyü’ne gelindiğinde, köye girmeden hemen önceki yol ayrımından sola dönüldükten yaklaşık 400 metre sonra, “Alçıtepe Bakı Terası” yoluna sapılır sapılmaz, yolun hemen sağ yanında, yoldan yaklaşık 10 – 15 metre kadar içerde yer alır. Kare planlı olup, etrafı beyaz boyalı taş duvarla çevrelenmiştir. Şehitliğin etrafını çevreleyen duvarın köşelerine, birer adet kırmızı boyalı taş gülle konulmuş, ayrıca içine üç adet servi ağacı dikilmiştir. Yapım tarihiyle ilgili kesin bir bilgi olmamasına karşılık, Alçıtepe köyünde yeniden yerleşimin başladığı 1936 yılından sonra yapılmış olması kesindir. Çünkü bu şehitliğe, Alçıtepe köyünde yaşayanların, tarlalarından topladıkları kemiklerin bir kısmı topluca gömülmüştür. Bu şehitlikte yatanların kimlikleri hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Alçıtepe Köy Şehitliği, 2013 yılı içinde bütünüyle yenilenmiştir.
SEDDÜLBAHİR KÖYÜ
 
 tarihi yer olarak Marmara bölgesinde gezilecek yerlerin başında gelmektedir. Gelibolu‘da bulunan Seddülbahir Kalesi ve köyü nerededir, nasıl gidilir, tarihi önemi nedir, gibi soruların yanında Seddülbahir köyü ve kalesinin Gelibolu savaşlarındaki öneminin de anlatıldığı tüm bilgiler gezi makalesi içeriğimizde.
 
Seddülbahir köyü ve kalesi, Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasında Gelibolu yarımadasının en güney uç noktasında Ertuğrul koyu yanında yer almaktadır. Eceabat’a 32 km mesafedeki köye ve kaleye iki yoldan gidilmekte olup Kilitbahir köyünden gidildiğinde ilk 8 km kadarı virajlıdır. Diğer yoldan gidildiğinde ise Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi önünden geçilmektedir ve nispeten daha virajsız bir yoldur.
 
Öncelikle belirtmek gerekir ki Gelibolu savaşlarında önemli bir yer tutan Seddülbahir köyü ve kalesi nihayet tarihimizde hak ettiği yeri bulmaktadır. Seddülbahir Kalesi restorasyon işlemlerine başlanmış olup yakın bir tarihte restorasyonu bitecektir.
 
SEDDÜLBAHİR KÖYÜ GEZİLECEK YERLER
Seddülbahir köyü ve kalesine geldiğinizde aslında ufacık bir yerin doğal güzellikler ve koylarla çevrili olduğunu görüyorsunuz. Genelde sessiz sakin olan bu balıkçı köyünün sahilinde kale bulunmakta. Köyde ayrıca Çanakkale savaşı döneminden kalan ufak özel bir müze bulunmaktadır. Köyün sağ tarafında Yahya Çavuş anıtı, Ertuğrul tabyası ve Helles anıtı gezilebilir. Kale ile Ertuğrul tabyası arasında kalan koy, Ertuğrul koyu ya da V Beach olarak adlandırılır, deniz kenarında V Beach mezarlığı (Dublin Fusiliers) vardır. Yine köyün çevresinde bir kaç ufak koy bulunmakta ve buralardan denize girilmektedir. Fakat buraların adını koylar kirlenmesin diye vermeyeceğiz. Köyün içindeki Ertuğrul koyundan ise denize girebilirsiniz. Köye gelmeden abideye doğru döndüğünüzde ise Morto koyunu göreceksiniz. Osmanlı askerî mimarisinin iyi bir örneği olan Seddülbahir Kalesi, bir 17. yy kalesidir. Karşı yakadaki kardeşi Kumkale ile birlikte, IV. Mehmet’in annesi, Valide Hatice Turhan Sultan tarafından 1658 senesinde yaptırılmıştır. Turhan Sultan’ın vakfiyesinden kalenin kuruluş aşamasındaki maliyet bilgileri ile kaleye ait planlanan diğer binaların bilgisine ulaşmak mümkündür. Bu Osmanlı dokümanı günümüzde Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır ve Turhan Sultan’ın mimari patronajlığının örneklerini oluşturan Eminönü’ndeki Yeni Camii ve Mısır Çarşısı; 1661-65 tarihleri arasında aynı bölgede inşa edilen görkemli türbe; Seddülbahir Kalesi ve hemen karşısındaki Kumkale ile ilgili detaylı bilgi vermektedir.
SEDDÜLBAHİR KALESİ VE SEDDÜLBAHİR KÖYÜ TARİHÇESİ
Seddülbahir’in inşası, I. İbrahim zamanında, 1644 tarihinde, Venediklilerle Girit adası üzerinde süregelen uzun savaşın yeniden başlaması ile birlikte, II.Mehmet döneminde, 1470 tarihinde Boğaz’ın en dar bölgesinde inşa ettirilen Kilitbahir ve Kale-i Sultaniye (Çimenlik Kalesi)’nin boğaz savunması için yetersiz kaldığı düşünüldüğü için başlatılmıştır. Bu sebeple, karşı kıyıdaki Kumkale ile birlikte Seddülbahir Kalesi, Venediklilerin Boğaz saldırılarının karşılandığı ilk savunma hattını oluşturmak amacı ile inşa ettirilmiştir. Bu iki kalenin inşası sırasında, Turhan Sultan, Kilitbahir ve Kale-i Sultaniye’nin de kapsamlı tamirini sağlamıştır. İnşaları tamamlandıktan hemen sonra, Turhan Sultan’ın kalelerinden ilk bahseden gezgin William Joseph Grelot’tur. Grelot’un, Osmanlı İmparatorluğu’na yaptığı seyahatler 1680 yılında kitap olarak basılmıştır. Grelot, köyü kalabalık olarak ve özellikle üst kısmındaki birçok bina ile tasvir etmektedir. Seddülbahir kalesi inşa edildiği günden beri önemli tamiratlar geçirmiştir, Osmanlı Arşivlerinde bu tamiratlara dair kayıtlar detaylı olarak bulunmaktadır. Seddülbahir Kalesi’nde günümüze kadar gelen en yoğun tahribat Birinci Dünya Savaşı’nda oluşmuştur. Çanakkale deniz savaşları sırasında top atışları ile deniz tarafında, kara savaşları sırasında ise Ertuğrul Koyu tarafında top atışları ile büyük yapısal tahribatlar olmuştur. 3 Kasım 1914 tarihinde denizden yapılan bombardıman sırasında kalenin kuzeydoğu bölümündeki cephaneliğin patlaması bu bölümde mekansal deformasyona yol açmıştır.
 
SEDDÜLBAHİR KÖYÜ İLK ŞEHİTLER ANITI
İtilaf devletlerinin savaş gemileri, 3 Kasım 1914 tarihinde, saat 06:50’de ilk bombardımanlarına başlarlar. 17 dakika süren bombardıman sonucunda Gelibolu deniz savaşları başlamış ve Osmanlı devleti burada ilk şehitlerini vermiştir. Seddülbahir Kalesi cephaneliğinin bombardımanda isabet alıp patlaması sonucu 5 subat ve 66 er şehit olmuştur. En büyük parçaları yumruk kadar olan bu şehitler, Seddülbahir Kalesi’nin yanına müstahkem mevki komutanı Cevat Paşa tarafından defnedilmiştir. Şehitlik 2018 yılının Kasım ayına kadar restore edilmiş ve 3 Kasım 2018 tarihinde ziyarete açılmıştır.
 
SEDDÜLBAHİR 26. ALAY
Çıkarmanın ilk günü Seddülbahir köyü cephesini tutan Osmanlı kuvveti, Albay Halil Sami Bey’in 9.Tümen’inin iki taburlu 26. Alayı idi. Ancak Anzak Kolordusunun örtü kuvvetlerinin karaya çıkmaya başladığı Arıburnu bölgesi de 9. Tümen’in görev bölgesidir. Albay Halil Sami Bey, ihtiyatta tuttuğu 27. Alay’ın iki taburunu Arıburnu bölgesine göndermek zorundadır. Emrindeki 9. Tümen’in ihtiyattaki 25.Alay’ını Seddülbahir cephesine sevk etmiştir. Bu alayın 3. Tabur’u Zığındere koyunda taarruza geçmiştir, diğer iki taburu ise 25 Nisan akşamı bölgeye ulaşabilmişlerdir. Böylece 25 Nisan akşamı bu cephede 12 İngiliz taburuna karşı 5 Osmanlı taburu mevzi almıştır. Ancak çıkarmanın başladığı sabah saatlerinden itibaren bölgede çatışmalara katılmış bulunan iki tabur, mevcutlarının yarısını kaybetmiştir, bu yüzden Seddülbahir cephesindeki Osmanlı kuvvetleri dört tabur gücünde bir kuvvettir.
 
Arzu Baladur