Yorum benim oldu ona hayat veren ise doğa

“Doğanın Sesi” isimli açık alan seramik heykel çalışması ile yarışmada dereceye giren 9 kişiden biri oldu. Bizde Sanat ve Doğa ilişkisini doğanın sesini eserinde yansıtan Canalp Sipahi ile keyifli bir sohbet ettik.

865
Yorum benim oldu ona hayat veren ise doğa

 
’Yorum benim oldu ona hayat veren ise doğa’’ bu sözüyle eserini doğayla içselleştiren  genç sanatçı Canalp Sipahi İlbak Holding’in Base İstanbul sponsorluğunda organize ettiği  yarışmada güzel bir başarı elde etti. 54 kişinin 105 eser ile katılım gösterdiği “Açık Havaya Dinamizm ve Renk Katan Özgür Tasarımlar” başlıklı yarışmaya “Doğanın Sesi” eseriyle açık alan seramik heykel çalışması ile yarışmada dereceye giren 9 kişiden biri oldu.
Bizde Sanat ve Doğa ilişkisini doğanın sesini eserinde yansıtan Canalp Sipahi ile keyifli bir sohbet ettik.

 
 
Öncelikle seni tanımak isteriz. Kimdir Canalp Sipahi?
‘’ Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü , SeramikAnasanat Dalı Yüksek Lisans öğrencisiyim. 25 yaşındayım Aslen İstanbulluyum Çanakkale ye Yetenek sınavı ile seramik bölümünü kazandıktan sonra geldim. 7 senedir de Çanakkale’de öğrenim hayatımı sürdürüyorum.’’
 
İlbak Holding'i organize ettiği 54 kişinin 105 eseriyle katıldığı yarışmada eserin de dereceye girdi yarışma süreci hakkında bilgi verir misin. Yarışmaya katılma süreci nasıl gerçekleşti ?

‘’Lisans dönemimin son yılında proje dersim için tasarımlar düşünürken seramiği hareket ettirmeyi ve bunu yaparkende farklı bir bakış ile izleyiciyi dahil edip düşündürmek istedim. Lisans dönemimin son yılında bu tür tasarımlar yapıp uygulamalarını gerçekleştirdim. Mezuniyet çalışmam ile İstanbul’da Türkiye’nin bütün güzel sanatlar fakültelerini kapsayan karma bir mezuniyet sergisi olan BASE e katılma hakkı kazandım. Sonrasında yüksek Lisansımı mezun olduğum üniversitede yapmaya devam ederken Base in sponsorlarından ilbak ve Renk Katan Özgür Tasarımlar" adlı kazanan çalışmaların Billboardlardasergileneceği bir yarışma düzenlediğini duyurması üzerine yüksek lisansımın ilk yılında Öğretim Üyesi Doç. Yeşim Zümrüt danışmanlığında ve Seramik Tasarım -1 dersi kapsamındatasarımlarını ve uygulamasını gerçekleştirdiğim 4 parçadan oluşan 250 cm lik ismi "Doğanın Sesi" olan seramik heykelimin TerzioğluYerleşkesi Güzel Sanatlar Fakültesi önüne üniversitenin yapı isleri ile montajınıyaptıktan sonra fotoğraf ve video katilim gösterdim.Sonrasında kazanan 9 kişiden biri oldum’’

Eserine verdiğin isim hayli dikkat çekici ismi ve yapıtın ile ne anlatmak istedin?
"Doğanın Sesi" isimli çalışmam doğayla savaşmayan, sömürmeyen, onun hakimi değil onunla bütün olan, birlikte yaşayan, her daim iletişimini anlatan bir çalışma. Soyut insan figürünün tam gövdesinde monte edilmiş metal parçanın farklı zamanlarda farklı açılarda farklı güçte esen rüzgar ile dönmesini sağlayarak heykele hayat vermesini amaçladım. Doğa ile bizi anlatırken yorumumu doğanın malzemesi olan pişmiş toprak ile yaptım. Yorum benim oldu ona hayat veren ise doğa...’’
 
Bu eserde ilham aldığın bir şey oldu mu? Doğanın sesi fikri ne zaman oluştu, sence neden oluştu?
‘’Doğa bizim için değiştiremeyeceğimiz bir güce ve kudrete sahip yaşam alanı. Biz bu yaşam alanına mecburuz. Fakat mecburmuşuz gibi yaşamadık ve yaşamamaya da devam ediyoruz. Her geçen gün doğayı tahrip etmeye devam ediyor ve bunu yaparken de doğayı kullanmaktan utanmıyoruz. Kendi fikirlerimiz ve bencilliklerimiz için bu mecbur olduğumuz yaşam alanını maalesef adeta yok etmeye gayret gösteriyoruz.Sanmıyoruz ki bu gayretin sonucunda zararlı çıkacak olan doğa değil de insan.. Doğa ile Lise dönemimde izci olduğumdan birçok farklı ormanlar da yapmış olduğumuz kamplar ile tanıştım. Doğanın uyuduğunu ve uyandığını, konuştuğunu, nefes aldığını da gerçek doğada bizzat yaşayarak deneyimledim ve bu fikre sahip oldum. Aslında çok ta bilinçli olmasa da arkama dönüpbaktığımda çalışmalarım büyük bir çoğunluğunda bu düşüncemi dile getirmeye çalıştığımın farkında oldum.Bu çalışmamda da yine ilhamım doğa olmuş oldu.’’
 
İnsanlar doğanın sesini dinlemeye fırsat buluyorlar mı sence? Gürültülü bir çağı da yaşıyoruz. Koşuşturma içindeyiz sence doğanın sesi neden dinlemeliyiz?
‘’Maalesefki doğanın sesini dinlemeye fırsatımız olamayacak kadar çok fazla bahanemiz var. Acelemiz var bir koşuşturma içerisindeyiz. Doğayı duyamayacak kadar gürültü çıkartıyoruz. Hatta belki de bilerek. Ve biz bunu yaptığımız da yaşadığımızı uyuyup uyandığımızı nefes aldığımızı sanıyoruz. Kısaca yaşadığımızı sanıyoruz. Gerçekten yaşamak için oysa doğanın sesini dinlemeliyiz. Ona kulak vermeliyiz’’
 
Doğa tabiat ve insan denklemi sence ne ifade ediyor. İnsanoğlu doğanın bir parçası mı? yoksa ondan ayrılan bir yere doğru everildi mi artık?
‘’Doğayı ve tabiatı; doğal güzelliklerini koruyan, genellikle insan eli değmemiş kent dışında kalan alanlar olarak adlandırır olduk. Oysaki doğa sadece yeşillenen alanlar değil bizim tümü ile iletişim halinde olduğumuz yeryüzüdür, insanoğlu doğanın bir parçasıdır. Onu etkileyebilir fakat onu değiştiremez şekillendirdiğini düşünür ama bir biçime sokamaz. İnsan gücünü istediği kadar ondan ayrılan bir yere doğru kullanamaya çalışsa ne doğayı değiştirebilir nede doğadan evirilebilir’’
 
Daha önce ne gibi çalışmaların oldu ve bundan sonra ne gibi çalışmalar yapmak istiyorsun?
‘’Lisans dönemimin son sınıfında kinetik sanata ilgi duymam ile kinetik eserler üretmeye başladım, ilk çalışmalarımda insan gücünü kullanarak hareketi sağlanabilecek eserler ürettim. Bu çalışmalarım ile İstanbulda sergilere katılım gösterdim. Yüksek lisansta bu alt yapı ile başlayıp çalışmalarımı da bu konu üzerine sürdürmeye karar verdim. "Doğanın Sesi" isimli seramik heykelimde de hareketi doğanın sağlamasını amaçladım. Geçen sene troya yılı olması kapsamında Base ekibinin Çanakkale’de gerçekleştirdiği Düşler Ülkesi Troya isimli sergiye "yüzleşme" adını verdiğim bir eser ile katılım gösterdim. Bu eserdeTroya savaşına sebep olan ve sonucunu belirleyen önemli erkek karakterler olan Kral menelaus, Achilles, Hektor ve Parisin seramikten zırh ve miğferlerini yorumladım. Bu zırh ve miğferleri kinetik bir mekanizma ile sergiyi gezenlerin bizzat arkalarına geçip hareket ettirebildikleri ve böylelikle çalışmaya dahil olup efsanenin bir figürü olmasına imkan vermeyi ve bu karakterler arasında imgesel bir yüzleşmeyi olanaklı kılmayı amaçladım.2018 in aralık ayında base sergisinin İkincisine serginin sponsorlarından olan siesta markasının bir sandalyesini pişmiş toprak parçaları ile birleştirerek katılım gösterdim. Şu sıralar tez için kinetik çalışmalarıma devam ediyorum. Seramiği olabilindiğince farklı ve çeşitli hareketler kazandırarak yorumlamayı sanat hayatım boyunca devam etmek istiyorum.’’

Bu eserin için Rüzgâr heykelin besleyicisi heykel ise rüzgârın hayat buluşunu simgesi demişsin peki senin besleyicin nedir? senin eserin nasıl hayat buluyor beslendiğin kaynak nedir ?

‘’Benim eserlerim; fikirlerim ve hayal gücüm ile zihnimde şekillenmeye başladığı andan itibaren hayat bulmaya başlıyor aslında. O anda ve yapım suresinde hissettiğim heyecan eserlerimi hayata döndürürken ki beslendiğim ana kaynak oluyor.’’
 
Bu keyifli sohbet için kendisine teşekkür ediyorum. Sanatsal çalışmalarında başarılar elde etmesini ümit ederim.
 
 
İbrahim Akın Kazancı
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.