Troya  Ören Yeri, 1996 yılında Milli Park olarak ilan edilmiş ve 1998 yılında da UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine girdi. Troya Ören Yerin’de yılladır devam eden arkeolojik kazılar sonucunda birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı ortaya çıktı.
 
Troya, Çanakkale Boğazı'nın Asya kıyısında, Karamenderes (Skamander) Nehri'nin Ege Denizi'ne döküldüğü deltaya yakın bir yerdedir. Burası, söz konusu çevre içindeki tarih öncesi yerleşmeler arasında en büyüğü ve en önemlisidir. Troia höyüğü, Karamenderes Nehri'nin (Skamendros) oluşturduğu alüvyonun ovasından yaklaşık 20-25 metre yükseklikteki bir platonun üstünde yer almaktadır. Üçgen biçimli plato, başlangıcı yaklaşık M.Ö. 3000‘e tarihlenen savunma sistemli bir yerleşme için stratejik bir konuma sahipti. O dönemlerde, deniz, höyüğün bulunduğu yükseltinin kuzeyine kadar ulaşmaktaydı. 2000 yıl süren Tunç Çağı'nda, yerleşmedeki kültür dolgusu 15 metreye ulaşır. Troia, iki kıta (Avrupa ve Asya) ve iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasındaki stratejik konumu nedeniyle binlerce yıl yerleşim görmüş ve bu nedenle pek çok yıkım ve savaşa tanıklık etti.
Troya Antik Kentin’de ilk kazıları zengin  bir arkeolog olan Henrich Schliemann tarafından yapılmaya başlandı. Schliemann, Homeros'un iliada Destanı'ndan yola çıkarak 1870 yılında Troia'yı bulmak için kazılara başladı. Amacı ise bilimsel olarak arkeolojik kazı gerçekleştirmekten çok definecilk yapmaktı. Bazı arkeologlar ise Schliemann'ın o zamana kadar define avcılığından öteye gitmeyen kazıların aynı zamanda kayıp uygarlıklar bilgi de sağlayabileceğini gösterdiğini ve Kazılara yeni yöntemler getirdiğini ileri sürüyorlar. Priamos'un efsanevi hazinesi arıyordu. Troia II evresinden kapı ve rampanın yanındaki bir çukurda gerçekten de bir hazine buldu. Sonradan uzmanların Priamos'un hazinesi olmadığı görüşüne vardıkları hazineyi kaçırdı. Hazine uzun süren bilinmezlik döneminden sonra Rusya'da Puşkin Müzesi'nde ortaya çıktı. Troia ile ilgili en popüler öykü de bu oldu. Troia başından beri büyük tartışmalara konu oldu; bilim çevrelerindeki tartışmalar günümüzde de sürüyor. Büyük kamplaşmalara neden olan Troyia'da ilk bilimsel kazılar Schlieman'dan çok sonra Wilhelm Dörpfeld yönetiminde yapıldı. Anca bu kazılarda da "bir şeyler bulabilmek" için kent höyüğünün altı üstüne getirildi. 1932-1938 yılları arasında Cari W, Blegan başkanlığında Amerikalıların yaptığı kazılarla Troia bilimsel yönden yeterli düzeyde incelenmeye başlandı. 
 
Günümüzde de süren kazıları 1988'den 2005 yılına kadar Tübingen Üniversitesi adına Manfred Korfman yönetmiştir. Prof. Korfman Troia ile ve çevreyle öylesine bütünleşti ki, adına bir Türk ismi eklenerek Manfred "Osman" Korfmann oldu ve Türk vatandaşlığı almıştır. Prof. Korfmann'ın 2005 yılında vefatından sonra, Tübingen Üniversitesi, Prehistorya ve Protohistorya Bölümünden, Prof. Dr. Ernst Pernicka ve Dr. Peter Jablonka aynı ekiple kazıları sürdürmektedirler.
Troya’nın en önemli yanlarından birisi kentin yıkılıp yeninden aynı yerine kurulması olarak değerlendirilmektedir. Tarihte genel olarak yıkılan bir kent aynı yere kurulmaz. Yeri değiştirilir. Böylece insanlık tarihinin, kültürün, mimarinin 5 bin yılını izleme, öğrenme şansı veriyor. 
 
Schliemann, Troya’da bulunan her katmanı Troya 1'den,  Troya 9’a kadar adlandırdı. Sonraki arkeolojik çalışmalarda daha ince yöntemler kullanılıyordu elbette. Mimari aşamaları daha ayrıntılı olarak belirlediler. Bugüne kadar elliden fazla aşama belirlendi. Karışıklığa yol açmamak için de Troia Vlla, Troia Vllb şeklinde kodladılar. Daha ince farkların belirtilmesi gerekince de Troia Vllbl, Troia Vllb2 olarak ifade edildi.
 
Troia II İ.Ö. 2500-2300, Troia III, IV V ise İ.Ö, 2300-1900 yıllarını kapsıyor. 2350 yılında çıkan bir yangın sarayları, yeni konutları, muhtemelen Troia l'in konutlarını da yok etti. İ.Ö. 1900 sıralarında işler yeniden düzelmeye başlamış. Kent sakinlerinin daha büyük ve daha güzel evlerde oturdukları anlaşılıyor. Bulunan Troia V konutlarından birisinin büyük odası 5m. X 1 Om. Büyüklüğünde. Yani 50 metrekarelik büyük bir salon. Ayrıca mobilya türünden eşyalar yapıyorlar ve yeni bir estetik anlayış geliştiriyorlardı. Beslenmede av eti lehine azalan sığır eti tüketimi bu dönemde yeniden yükseliyor ve % 50'yi buluyordu. Sonra arkeologların açıklayıcı bir bulguya sahip olmadıkları bir çöküş yaşanıyor. Dana önceden İ.Ö. 1750 yıllarında da zaten kentin büyük ölçüde terk edildiği anlaşılıyor Yüksek bir refah döneminden göçlere yol açacak bir çöküşün nedeni bilinemiyor. En azından şimdilik Savaşın yıkımından sonra Troia savaşta yenilip kent yıkıldıktan sonra kent halkı göçmedi. Yeni gelen göçmenlerle birlikte kenti yeniden yapılandırmaya giriştiler. Eski evler onarıldı, kale içinde yeni evler yapıldı. Böylece kale içinde sadece egemenlerin yaşamasına da son verilmiş oldu. Bugünkü izler Troia Vllbl'in de pek yoksul olmadığını gösteriyor. Buluntular bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Balkanlar'dan göçmenler geldiğini ortaya koyuyor. Troia'daki en önemli buluntulardan biri olan tunç mühürü gösterir. Mühür, 1995 yılında Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm'dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır. Bu buluntu, Troia'daki en eski yazılı belgedir ve Troia'nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir.  
Schliemann bulduğu her katmanı Troia l'den Troia IX'a kadar adlandırdılar. Sonraki arkeolojik çalışmalarda daha ince yöntemler kullanılıyordu elbette. Mimari aşamaları daha ayrıntılı olarak belirlediler. Bugüne kadar elliden fazla aşama belirlendi. Karışıklığa yol açmamak için de Troia Vlla, Troia Vllb şeklinde kodladılar. Daha ince farkların belirtilmesi gerekince de Troia Vllbl, Troia Vllb2 olarak ifade edildi.
 
Troia II İ.Ö. 2500-2300, Troia III, IV V ise İ.Ö, 2300-1900 yıllarını kapsıyor. 2350 yılında çıkan bir yangın sarayları, yeni konutları, muhtemelen Troia l'in konutlarını da yok etti. İ.Ö. 1900 sıralarında işler yeniden düzelmeye başlamış. Kent sakinlerinin daha büyük ve daha güzel evlerde oturdukları anlaşılıyor. Bulunan Troia V konutlarından birisinin büyük odası 5m. X 1 Om. Büyüklüğünde. Yani 50 metrekarelik büyük bir salon. Ayrıca mobilya türünden eşyalar yapıyorlar ve yeni bir estetik anlayış geliştiriyorlardı. Beslenmede av eti lehine azalan sığır eti tüketimi bu dönemde yeniden yükseliyor ve % 50'yi buluyordu. Sonra arkeologların açıklayıcı bir bulguya sahip olmadıkları bir çöküş yaşanıyor. Dana önceden İ.Ö. 1750 yıllarında da zaten kentin büyük ölçüde terk edildiği anlaşılıyor Yüksek bir refah döneminden göçlere yol açacak bir çöküşün nedeni bilinemiyor. En azından şimdilik Savaşın yıkımından sonra Troia savaşta yenilip kent yıkıldıktan sonra kent halkı göçmedi. Yeni gelen göçmenlerle birlikte kenti yeniden yapılandırmaya giriştiler. Eski evler onarıldı, kale içinde yeni evler yapıldı. Böylece kale içinde sadece egemenlerin yaşamasına da son verilmiş oldu. Bugünkü izler Troia Vllbl'in de pek yoksul olmadığını gösteriyor. Buluntular bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Balkanlar'dan göçmenler geldiğini ortaya koyuyor. Troia'daki en önemli buluntulardan biri olan tunç mühürü gösterir. Mühür, 1995 yılında Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm'dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır. Bu buluntu, Troia'daki en eski yazılı belgedir ve Troia'nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir.  
Troia, MÖ.3000’den MS. 500’lere kadar yerleşimin olduğu bir kenttir. Gerçekleştirilen kazılarda burada 10 farklı kent katmanı ve 50’den fazla yapı evresi tespit edilmiştir. Bu kentler özetle: Troia I-III Kıyısal Troia Kültürü (MÖ 3000-2100,  Troia IV-V Anadolu Karakterli Troia Kültürü (MÖ.2100-1700), Troia VI-VII Yüksek Troia Kültürü (MÖ.1700-1100), Troia VIII Grek Yerleşmesi (MÖ.700-85), Troia IX Roma Yerleşmesi (MÖ.85-MS.500), Troia X 12. Yüzyıldan 13. Yüzyıla kadar süren Bizans yerleşmesi.
Troia’nın önemi, Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Troia Savaşı’na sahne olmasıdır. İlyada Destanı, Troia Savaşı efsanesinin küçük bir bölümünü kapsamaktadır. Ören yerindeki kalıntılar arasında; surlar, tapınak, bir giriş bölümü ile arkadaki ana odadan oluşan megaron tarzı yapı, kanalizasyon sistemine ait borular ve odeon gibi kamusal yapılar bulunmaktadır.
 
Anadolu’da tarih öncesi döneme ait ilk sistematik kazı Troia’da başlamıştır. Schliemann tarafından 1870 de ilk kez kazılan Troia’da 1893-94’deki kazı projelerini Dörpfeld yürütmüş uzun bir aradan sonra 1932-38 yılları arasında Carl W. Blegen höyükte kazılar gerçekleştirmiştir. Yeni dönem kazıları ise M.Osman Korfmann tarafından 1988 yılında başlamış ve 2005 yılına kadar devam etmiştir. Günümüzde kazılar Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rüstem Aslan tarafından devam ettirilmektedir.
Troya Ören Yeri'ndeki devam eden arkeolojik kazılarda yakın zamanda yeni bir katman keşfedildi. Savaş, deprem ve yangın nedeniyle yıkılıp, tekrar tekrar kurulan ve 10 katmandan oluştuğu düşünülen bölgede yeni katman bulundu. Bölgede yapılan kazı çalışmalarında  Troya-0'ı katmanı olduğu anlaşıldı. Arkeoloji dünyasını heyecanlandıracak keşfin, Troya’nın kuruluşunu 600 yıl geriye götürdüğü söylendi.
Nazif Cemhan Şen